Vandallar

Yazar: Joshua J. Mark

Çevirmen: Cemal Özer

Vandallar

Giriş

Vandallar, Roma tarihinde ilk olarak Büyük Pliny’nin Doğa Tarihi’nde (MÖ 77) bahsedilmiş bir Cermen kabilesiydi. Roma tarihçisi Tacitus da Germania adlı eserinde (MÖ 98) zaman zaman onlardan ‘Lugi’ olarak da bahsetmiştir. ‘Göçebeler’ anlamına gelen ‘Vandilii’ ismi onlara hem Pliny hem de Tacitus tarafından verilmiştir. Tarihçilerin onları şiddet eğilimli davranışlarına ve özellikle de MS 455’te Roma’yı yağmalamalarına dayanarak tasvir etmeleri nedeniyle, ‘‘Vandal’’ kelimesi artık ‘ölçüsüz yıkım’ ile eş anlamlı kullanılmaktadır.

Diğer tarihçilerin arasında Torsten Cumberland Jacobsen, Vandalların acımasızca yıkıp yok etme ile tanınmasının talihsiz bir yaklaşım olduğunu gözlemlemiştir. Jacobsen yazdığı üzere:

“Adlarının taşıdığı negatif çağrışıma rağmen Vandallar, Roma’nın yağmalanması sırasında kendilerini işgalci birçok barbardan daha iyi kontrol ettiler.” (52)

Pek çok Cermen kabilesi arasında Vandallar, tarihçilerin aşağı yukarı MÖ 376-476 yılları (genelde bunun daha erken başladığı ve daha geç bittiği düşünülse de) arasında gerçekleşen “Kavimler Göçü” adını verdikleri hareketin bir parçasıydılar ki o zamanlar büyük ölçekli göçlerin gerçekleşmesi (genellikle Hun akınlarından dolayı) Cermen kabileleri Roma İmparatorluğu ve diğer kültürlerle daha yakın temasa soktu.

Vandallar, 270 yılında Roma sınırlarını ihlal ettiler ve 534’de Vandal Kralı Gelimer’in (h. MÖ 530-534) Romalı general Belisarius (MÖ 505-565) tarafından yenildiği Kuzey Afrika’daki Tricamarum Savaşı’na kadar Roma tarihinin bir parçası oldular ve bu olay sonrasında Vandallar, birlikte hareket etmelerini sağlayan uyumlu tutumlarını terk ettiler.

Tarihçe

İlk Zamanlar

Vandalların İskandinav kökenli olduklarına ve MÖ 130’da Silezya bölgesine göç ettiklerine inanılmaktadır. Polonya’nın Demir Çağı Przeworsk Kültürü ile özdeşleştirilmiş olsalar da Gotiklerin ilk olarak Polonya Wielbark Kültürü ile özdeşleştirilmesi gibi bu duruma da itiraz edilmiştir. Jacobsen Vandalların Tarihi adlı çalışmasında şöyle yazar:

“Vandalların kökenini bulmak için zayıf ve çelişkili ancak görece en iyi durumdaki arkeolojik ve tarihi kaynakları bir araya getirmeliyiz. Bu zor ve yetersiz kaynaklar, Vandalların erken tarihlerine yönelik her açıklamadan önce ‘Tahmin ediyoruz ki muhtemelen…,’ ile başlayıp, ‘…ancak bunun hakkında çok az veya gerçek olmayan delillere sahibiz.’ ile bitmesi anlamına gelmektedir.” (3)

“Vandal” kelimesinin, onların asıl adı olduğu bilinmese bile, Tacitus’un atıflarında, onlardan hem Vandallar hem de Lugi olarak bahsedilmektedir. Tarihçiler Lugilerin, Vandalların egemen kabilesinin bir alt kolu olduğundan ya da tüm kabilenin iki isimle anıldığından emin değillerdir. Durum ne olursa olsun, Tacitus’un çalışmasında açıkça görünüyor ki Romalı yazarların Vandal olarak tanımladığı birkaç farklı Cermen kabilesi vardı. Bir noktada, kabile farklı birliklere ayrıldı (ya da en başından beri ayrılardı ve sadece yollarını değiştirdiler) ve bu kabilelerden ikisi olan Silingi ve Hasdingi kuzeye göç etti.

Hasdingi Vandalları Sudeten Sıra Dağları bölgesinde yaşarken Silingi Vandalları çok uzağa gitmedi ve Silezya’da (kabaca günümüz Polonya’sı) kaldılar. Hasdingi Vandalları, MÖ 166-180 yıllarında yapılan Marcommanic Savaşları sırasında Romalılar tarafından müttefik olarak Dacia’ya davet edildiler ancak savaş esnasında ve sonrasında Roma için destek sağlamaktan ziyade daha çok soruna yol açmış gözükmektedir.

Jacobsen’in yazdığı anlaşılması zor ve yetersiz kaynaklar işte tam da burada devreye girmektedir. Zira Patrisyen Peter’in yazdığı The History (Tarih) kitabına göre Vandallar, Marcus Aurelius’un müttefikleriyken Eutropius’a göre onun düşmanıydılar. Tarihçi Cassius Dio (MÖ 155-235) bunlardan ikisi de olmadıklarını, ancak, 171’de kralları Raus ve Raptus’un hakimiyeti altında Dacia’da yaşamalarına izin verilmiş çiftçiler ve Roma’nın federeleri olduklarını belirtir. Önceleri Roma ile ilişkilerinin tam olarak ne durumda olduğu belirsizliğini korurken, sonraki süreçte Roma’ya karşı düşmanca bir tutum sergiledikleri bilinmektedir.

Roma ile Savaş

Vandallar 270’e kadar Roma topraklarına düzenli olarak akınlar düzenlediler ve 271’de imparator Aurelian  (h. 270-275) tarafından püskürtülüp yenilgiye uğradılar. Ancak buraya gelmeden önce Roma’nın müttefikleriydiler ve Gotlar gibi, orduda görev almışlardı. Aurelian onları Tuna Nehri’nin karşısına kadar sürükledi. Jordanes, Gotların Tarihi’nde:

“O vakitlerde, önceden bahsedilmiş tüm boyutları aşan Marisia, Miliare, Gilpil ve Grisia nehirlerinin yanında, Gepidae’nin şu anda yaşadığı topraklarda hayatlarını sürdürdüler. Daha sonra doğusunda Gotlar, batısında Marcommani, kuzeyinde Hermenduli ve güneyinde Tuna adıyla da anılan Hister vardı. Vandalların bu bölgede yaşadığı zamanda, önceden bahsettiği Marisia nehrinin kıyısında Gotların kralı Geberich onlara karşı savaş başlattı. Burada savaş bir süre başa baş devam etti. Ancak çok geçmeden Vandalların kralı Visimar, halkının büyük bir bölümüyle birlikte tahttan indirildi. Gotların meşhur lideri Geberich, Vandalları fethedip yağmaladıktan sonra geldiği yere geri döndü. Daha sonra, barışçıl halklardan bir grup toplayan Vandalların geri kalanları, huzur bulamadıkları ülkelerinden ayrıldılar ve İmparator Konstantin’den Pannonia’yı istediler. Burayı yaklaşık altmış yıl boyunca evleri yaptılar ve imparatorun emirlerine onun yurttaşları gibi boyun eğdiler.” (83-84) diye yazar.

Vandallar öncelikle dairesel köyler oluşturmak amacıyla genellikle nehir vadilerine yerleşen çiftçilerdi. Jacobsen: “Evler bir ya da iki odalıydı, duvarlar ahşaptan veya kille kaplanmış hasırdandı. Vandallar ayrıca zanaatkardılar. Bu zanaatlar arasında silah ustalığına büyük saygı duyulurdu.” (6) diye yazar. Ayrıca mücevher yapımında, seramikte ve dokumada da yetenekliydiler. Bir kral (veya tahminen eşit güce sahip iki kral) tarafından yönetildiler ve üst düzey soyluluğa sahipler gibi görünüyorlardı. Jacobsen onların binicilikteki yetenekleri ile ünlü olduklarını ve bu yeteneğin “savaş için atlara bakmalarında önemli bir rol oynadığını” (6) not düşüyor.

Eski kaynaklarda uzun, sarışın ve iyi görünümlü olarak tanımlanan Vandallar, yerel yaşamlarından ve sosyal yapılarından kesinlikle bahsedilmesine karşın temel vurgu genellikle savaştaki barbarlıkları üzerinedir. Roma imparatoru Probus (h. 276-282) onları iki kez 277-278’de yendi ve barış antlaşmasına uygun davranmadıkları ve savaşmayı bırakmadıkları için çoğunu öldürdü. Hayatta kalanlar ve teslim olanlar Roma ordusuna dâhil edildiler ve Roma Britanya’sına gönderildiler.

Büyük Konstantin (h. 324-337) Vandalları 330’da Pannonia’da güvencesi altına aldı ve dinî konular dışında Romalı komşularıyla bir arada yaşadılar. Vandallar Aryan Hristiyanlardı, Romalılar ise Teslis İnancı’na (ya da İznik Konsülü) sahip Hristiyanlardı. Dinî farklılıklar Vandallar ve Romalılar arasında sorunlara yol açıyordu fakat bunlar bölgenin Hunlar tarafından işgali sırasında geçici olarak unutulmuştu.

376’da Fritigern’in egemenliği altındaki Gotlar (380) Hunlardan kaçarken, imparatorluğa girişlerine -ve tabii ki Pannonia’da yaşayan Romalı vatandaşlara- izin verildi, Vandallar ve başka birçok kabileye ise izin verilmedi. Hun istilaları, 406’da Ren Nehri’nin uzak kıyısındaki Roma sınırı boyunca, imparatorluk sınırları içerisinde güvenliği sağlamayı amaçlayan büyük bir barbar kabilesi toplanana kadar devam etti. Roma generali Stilicho (l. 359-408), I. Alarik (h. 395-410) ve Got ordusuyla savaşmak için toplayabileceği kadar fazla insana ihtiyacı olduğundan dolayı sınırları koruyan garnizon sayısını azalttı.

Bir kış gecesi 406’da Vandallar donmuş nehri geçtiler ve imparatorluğun içlerine doğru sokuldular. Galya’yı tahrip ettikten sonra kendi halklarını her iki bölgeye yerleştirerek Hispanya’ya doğru ilerlediler. Vandallar, Frenkler, Romalılar ve diğer kabileler arasındaki düşmanlıklar, 420’de Vandallar Hispanya’daki en önemli limanların çoğunu ele geçirene ve Roma’dan onları savunacak bir donanma inşa etmelerine kadar devam etti.

Bu zamanlarda Gunderic (h. 379-428) hem Vandalların hem de Alanilerin kralıydı ve Romalıları etkili bir şekilde körfezde tutabilecek durumdaydı. Yine de Vandallar geldiğinde bölgeye çoktan yerleşmiş olan Hispanya Vizigotları’na karşı o kadar başarılı olamamıştı. Gunderic 428’de öldü ve yerine eski dünyanın en büyük Vandal kralı ve en etkili hükümdarlarından biri olacak olan üvey kardeşi Gaiseric (h. 428-478, ayrıca Genserik olarak da bilinir) geçti.

Gaiseric’in Hükümdarlığı

Vandallar İspanya’daki güçlerini birleştirirken ve Vizigotlarla savaşırken, Roma İmparatorluğu olağan saray entrikaları ile zarar görmekteydi. Batıdaki imparator sadece bir çocuk olan III. Valentinian’dı (h. 425-455) ve gerçek güç annesi Galla Palacidia’da (392-450) ve general Flavius Aetius’daydı (391-454). Romalılar genellikle Aetius’u ya da Galla’yı kayırıyorlardı ve ikisi de diğerlerinin umutlarını bozmak için planlar yapıyorlardı.

428’de Aetius, rakibi Boniface’in (Kuzey Afrika’da hüküm sürmüştür, 432) III. Valentinian ve Galla Placidia’ya karşı hainlikle suçlandığı bir plan tasarladı. Aetius Galla’dan Boniface’i Kuzey Afrika’dan çağırmasını ve suçlamalara cevap vermesini talep ederken, aynı zamanda da Boniface’a geldiğinde Galla’nın onu idam ettirmeyi planladığını yazdığı bir mesaj gönderdi. Boniface Galla’ya gelmeyeceğini ilettiğinde ise Aetius bunun hainliğinin bir kanıtı olduğunu belirtti.

Bu noktada, tarihçi Procopius’un iddia ettiğine göre Boniface, İspanya Vandallarını Roma istilasına karşı müttefikleri olarak Kuzey Afrika’ya çağırmıştı. Boniface, Galla’nın yakında fark edeceği üzere, suçlamalar konusunda masumdu. Çünkü Kuzey Afrika’daki altı vilayeti kontrol ediyordu ve ordular buraları savunabileceği için Vandallarla anlaşmasına gerek olmayacaktı. Yine de Aetius ve Galla, zorlu düşmanlar oldukları için Boniface olduğunca fazla insan toplamak adına Gaiseric’e çağrıda bulunabilirdi.

Vandalların Kuzey Afrika’yı istilasına dair başka bir rivayet ise, Gaiseric’in attan düşüp yaralandığı ve sakat kaldığı, bu yüzden de artık denizlerde savaşmaya karar verdiğidir ki bu onu bir deniz üssü kurmak amacıyla Kartaca’yı istila etmeye yöneltmiştir. Tarihçiler bu iddialara itiraz etmekte ve karşı çıkmaktadırlar. Kuvvetle muhtemel Gaiseric, sadece halkı için zengin kaynakları olan ve Vizigotlardan arındırılmış bir yurt istiyordu. Dolayısıyla Romalıların karışık durumundan avantaj elde etti ve Boniface’in zor durumuda kaldığını hissetttiğinde (ya da sadece Boniface’in çağrısını eyaleti ele geçirmeyi düşünerek kabul ettiği için) istila etti. Kuzey Afrika Roma İmparatorluğunun başlıca tahıl tedarikçisiydi ve Gaiseric bunu kontrol etseydi, Romalılarla etkili biçimde kendi lehine pazarlık edebilirdi.

Sebebi ne olursa olsun, Gaiseric 429’da 80.000 adamını İspanya’dan Kuzey Afrika’ya yönlendirdi. Tarihçiler sayının 80.000 ya da 20.000 olduğu konusunda tartışırlar ancak bilim insanı Walter A. Goffart (eski tarihçilerin izinden giderek):

“Gaiseric’in 429’da İspanya’dan Afrika’ya 80.000 Vandal ve beraberindekileri getirmesi, istilalar çağındaki barbar gruplarının büyüklüğü hakkında sahip olduğumuz kesin bilgilerin bir parçasıdır. Bu kesinliğin kaynağı, biri Latin öbürü Yunan olan görünürde bağımsız muhbirlerin kefilliğidir.”(231) diye not düşmüştür.

Afrika’da, Boniface’in Gaiseric’i davet ettiği iddiasının doğru olduğunu varsayarsak, Gaiseric Boniface’e düşman olmuş ve güçlerini imparatorluk ordusuna yönlendirmiştir. On dört aylık bir kuşatmanın ardından Hippo şehrini (o zamanlar Aziz Agustin’in psikoposluk yaptığı yer) almış ve birkaç sene sonra da Kartaca’yı da ele geçirmiştir. Kuzey Afrika’nın efendisi olana ve Vandallar kendi yurtlarını alana kadar ve daha çok da Roma’yı dehşete düşüren bir dizi zaferle şehirleri fethetmeye devam etmiştir. Bilim insanı Roger Collins: “Afrika’yı yeniden kazanma kararlılığı önümüzdeki on beş yıl boyunca batı emperyal politikasına egemen olmuştur’ (90) diye yazar. Ancak Romalılar, Gaiseric’in ölümünden sonrasına kadar bunda başarısız olmuşlardır.

Roma’nın Yağmalanması

Vandallar, Kartaca’daki limanları üzerinden filolarını kendi iradeleriyle denize indirdiler ve daha önce Roma’nın olan Akdeniz’i kontrol ettiler. Gaiseric’in donanması yollarına çıkan her gemiyi yağmaladı ve her sahile baskınlar düzenledi. Romalıların Gaiseric ve halkını Kuzey Afrika’ya sürme planları ve denemeleri boşa çıktı. Öyle ki 442’de Romalılar Vandal krallığını politik varlığını meşru olarak kabul ettiler ve Gaiseric’le III. Valentinian arasında bir antlaşma imzalandı.

455’de Valentinian, Aetius’a suikast düzenlettikten kısa bir süre sonra Petronius Maximus tarafından öldürüldü. Gaiseric 442 yılında yapılan antlaşmanın kendisiyle III. Valentinian arasında olduğunu ve bu durumun antlaşmayı hükümsüz kıldığını iddia etti. Donanmasıyla İtalya’ya doğru denize açıldı, karşı konulmadan Ostia’da karaya çıktı ve Roma’ya yürüdü. Romalılar askeri güçlerinin Vandallarla karşılaşmak için yetersiz olduğunun farkındaydılar ve Papa I. Leo’nun (440-461) diplomatik yeteneklerine güvenerek onu Gaiseric’le görüşmek ve merhamet göstermesini rica etmek için gönderdiler.

Leo, Gaiseric’e şehri yağmalamakta özgür olduğunu ancak şehri yok etmemesini ya da yerlilere zarar vermemesini istedi ve Gaiseric bunu kabul etti. Bu durum, Gaiseric’e birçok noktada avantaj sağlıyordu ama esas olarak İtalya kıtlıkla can çekişiyordu. Gaiseric, Ostia’ya indiğinde ordusunun şehri uzun süre kuşatamayacağını çünkü yiyecek hiçbir şeyleri olmadığını ve Roma’nın surlarının zorlu olduğunu fark etti. O halde Leo’nun isteğine gösterdiği rıza, merhametten ziyade menfaat ve ihtiyat hareketiydi.

Kişisel hazinelerden bina ve heykellerin üstündeki süslemelere kadar her şey Vandallar tarafından alındı ama şehir yok edilmedi. Kaçmaya çalışırken surların dışında yakalanan ve Romalı çeteler tarafından öldürülen Petronius Maximus dışında çok az kimse zarar gördü. Vandallar şehri yağmaladılar ve sonra gemilerine atlayıp evlerine doğru yelken açtılar. Yanlarında III. Valentinian’ın dul karısı ve kızları da dahil olmak üzere üst tabakadan birçok rehineyi de götürdüler. Collins:

“455’de Roma’nın yağmalanması, Vandal tehdidinin İtalya’ya karşı diğer tehditlerden daha etkili olmasına neden oldu. Vandalların ganimetleriyle beraber hemen Afrika’ya dönmesine karşın, tüm bu olaylar İtalya’nın ve özellikle de Roma’nın denizden gelecek baskınlara karşı ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi.” (88) diye yazar.

Kuzey Afrika’daki Vandalları daha fazla tolere edemeyeceğinin farkına varan Romalılar güçlerini topladılar ve 460’da bir atak başlattılar. Roma askerinin hareketlerine karşı her zaman tetikte bekleyen Gaiseric, püskürtücü bir vuruş gerçekleştirdi ve Roma filosunun çoğunu yok etti ya da ele geçirdi. 468’de imparatorluğun doğu ve batı tarafları Vandallara karşı birleşti ve tüm filolarını onlara karşı gönderdi. Gaiseric, Romalıları 600 gemiyi yok edip diğerlerini de ele geçirerek şaşkınlığa uğrattı. Roma barış istemeye zorlandı ve zamanın imparatoru Ricimer, Vandalların istedikleri şeyi istedikleri zaman yapabilmelerine izin veren Gaiseric’in koşullarını 442’de yapılan antlaşmasının basitçe revize edilmiş hali olarak kabul etmek zorunda kaldı.

Gaiseric’in Ölümü ve Roma ile Çatışma

Gaiseric, 478’de doğal nedenlerle huzur içinde öldü. Hüküm sürdüğü zamanlarda Vandallar güvendeydi lakin ölümünden sonra Vandal krallığı düşüşe geçti. Gaiseric’in varisi, enerjisinin ve zamanının büyük çoğunluğunu krallığında Teslis İnancına sahip Hristiyanlara işkence etmeye harcayan oğlu Huneric (h. 478-484) idi. 484’de öldüğünde, yerine Aryan Hristiyanları tarafından Teslis Hristiyanlarına işkenceyi sona erdiren ve katolik piskoposları ile ruhbanları sürgünden geri çağıran yeğeni Gunthamund (h.484-496) geldi. Gunthamund ise 496’da öldü ve yerine 523’e kadar etkili bir şekilde hüküm süren Thrasamund (h. 496-523) geldi. Thrasamund ölünce tahtını Huneric’in oğlu Hilderic (523-530) devraldı.

Gaiseric, bir ailenin en yaşlı erkeğinin kralın ölümünden sonra hükmetmeye yükselmesini sağlayan bir halefiyet sistemi düzenlemişti. O, bunun daha önce sorun çıkaran veraset problemini engelleyeceğini umuyordu. Ayrıca bu sistem kralların daha ileri yaşlarda tahta geçeceklerini de taahhüt ediyordu. Hilderic kral olduğunda altmışlı yaşların ortasındaydı ki selefleri de aynı yaş aralığındaydılar. Tarihçi Guy Halsall:

“Sonraki Vandal krallarının yaşı, krallıklarını saran sorunlarla başa çıkmaktaki yetersizliklerini şüphesiz bir şekilde açıklar.” (295) diye yazar.

Mağribiler kuzeydeki Vandal krallığına karşı yükselerek Hilderic’in kuvvetlerini, saltanatının son demlerinde bozguna uğrattılar (tarihi bilinmemektedir). Thrasmund’un yeğeni Gelimer, Hilderic’in krallığı beceriksizce idare edişinden sıkıldı ve Mağribilere karşı alınan yenilgiden sonra onu ailesiyle beraber hapse attırdı. Gelimer’i rahatsız eden sadece Hilderic’in askeri beceriksizliği değil aynı zamanda Teslis Hristiyanlığını benimsemesiydi. Gelimer, Gaiseric ve Vandalların büyük bir kısmı gibi Aryan Hristiyanıydı. Gelimer tahta geçti ve Huneric zamanında Teslis Hristiyanlarına yapılan zulümleri yeniden başlattı.

Gelimer’in anti-Teslisci politikaları Doğu Roma İmparatoru Justinian’ı (h. 527-565) bir hayli kızdırmış olacak ki yapılan zulmün acilen sona erdirilmesini talep etmek ve Hilderic’e yapılan muameleyi protesto etmek amacıyla sert bir üslupla yazılmış bir mektup gönderdi. Gelimer “hiçbir şeyin bir hükümdarın kendi işine bakmasından daha fazla arzu edilemeyeceğini’ söyledi ve istediği şekilde yönetmeye devam etti. Dindar bir Teslis Hristiyanı olan ve Aryan inancının düşmanı olan Justinian, Gelimer’in cevabını Kuzey Afrika’yı istila etmek ve Vandalları dışarı sürmek için bir bahane olarak gördü: Kuzey Afrika’daki Teslis Hristiyanlarını Gelimer zulmünden kurtarmak için bir haçlı seferine çıkacaktı (bu iddia ihtilaflıdır ve bazı bilim insanları Justinian’ın sadece Roma’nın kaybedilmiş limanlarını yeniden ele geçirmek istediğini belirtirler). Tarihçi J.F.C. Fuller:

“Doyumsuz bir işçi ve merkeziyetçi olan Justinian’a ‘hiç uyumayan imparator’ deniyordu. Kendisini sadece Sezar’ın varisi olarak değil aynı zamanda Kilise’nin yüce başkanı olarak görüyordu,ve saltanatı boyunca değişmez iki fikri vardı: biri Batı İmparatorluğunun restorasyonu, diğeri ise Aryan sapkınlığının bastırılmasıydı. Bunun sonucu olarak bütün batı savaşları haçlı seferi karakterine büründü. Görevinin kafirleri Hristiyanlık katına yönlendirmek olduğunu hissediyordu. İyi karar veren biri olarak, kendi korumalarından olan genç Belisarius’u Doğu Ordusunu komuta etmesi için seçti.” (307) diye yazar.

Roma ile Son Savaş

Belisarius, Kuzey Afrika’ya 500 gemi, 20.000 denizci, 10.000 piyade, 5.000 süvari ve 2.000 kölenin kürek çektiği 92 küçük savaş gemisiyle ayak bastı. Gelimer, bu sırada ordunun Konstantinopolis’ten ayrıldığının farkında bile değildi. Bizans ordusunun on mil uzakta, Ad  Decium boğazında olduğunu duyduğunda, elinde Hilderic ve ailesi esir tutuluyordu ancak Hilderic’in arkadaşları ve destekçileri eski kralın yeniden tahta çıkarılmaması için idam edilmişti. Gelimer daha sonra istilacı orduyu yok edecek üç başlı bir saldırıda karar kıldı. Fuller:

“Gelimer’in planı çok karmaşıktı: düşman Ad Decium geçidine girdiği anda üç yönden birleşik bir saldırı başlatmaya karar verdi. Ammatus (kardeşi) Kartaca’dan çıkmış ve Bizans kolcuları ile uğraşırken, kendisi ana kuvvetiyle düşmanın ana kuvvetlerinin arkasına doğru gidecekti ve aynı zamanda yeğeni Gibamund batıdan tepeleri geçecek ve düşmanın sol kanadına saldıracaktı. Procopius, Belisarius’un ordusunun yıkımdan kaçması gerektiğini şaşkınlıkla belirtiyor. Ancak, saatin henüz olmadığı bir çağda doğru zamanlama başarının ön şartı olduğu için üç birliğin de eş zamanlı olarak hareket etmesi büyük bir şans olurdu.” (312) diye yazar.

Ammatus diğer iki kuvvet konuşlanmadan önce vuruldu ve öldü. O öldükten sonra birlikleri panik halinde kaçıştılar ve Bizans ordusu tarafından kılıçtan geçirildiler. Daha sonra Gibamund, sol kanada saldırdı ve hızla Belisarius’un Hun süvarileri tarafından sürüldü. Gelimer geç yetiştiği için düşman ordusunun en arka kısmını tamamıyla kaçırmıştı; tek bulduğu ölü yığınları ve kardeşiydi. Lakin güçleri Belisarius’un güçlerinden fersah fersah fazlaydı. Eğer o anda Bizanslıları takip ediyor olsaydı, savaşı kazanmış olabilirdi. Bu haldeyken, Ammatus’un ölümünden dolayı öyle perişandı ki, ona ayinlerle uygun bir cenaze töreni gerçekleştirmeden ordusunu ilerletmeyi reddetti. Bu gecikme, Belisarius’un Kartaca’ya ulaşmasına ve çaba sarf etmeden orayı ele geçirmesine olanak sağladı.

Gelimer devasa bir orduyla Kartaca’ya yürüdü ve kuşatma yaptı. Su kemerini tahrip ettiler ve şehrin su kaynağını kestiler. Belisarius, sayıca fazla olmasına rağmen, dışarı çıkmak ve Gelimer’in güçleriyle karşılaşmak dışında hiçbir seçeneği olmadığını hissetti. 533 yılının Aralık ayında, Tricamarum’da karşı karşıya geldiler ve Belisarius birliklerini yerleştirirken sayıca az olduklarını gizlemek için dikkatli davrandı. Savaşın Vandal hatlarını kıran ve bir saat içinde dağıtan bir süvari hücumuyla başlamasını emretti.

Süvariler kaçan Vandalları kılıçtan geçirdiğinde, Belisarius piyadelerini ayaklandırdı ve Gelimer, Procopius’a göre, üzerine yürüyen Bizans güçlerine baktı ve “tek kelime etmeden ya da bir emir vermeden, atına atladı ve hızlıca Numidya’ya doğru yola çıktı.” (IV. iii. 20). Kralları savaş alanından kaçarken, Vandal ordusu dağılarak emir komuta zincirinden çıktı ve kendilerini kurtarmaya çalıştı.

Bizans ordusu Vandal kampına vardığında, kampı terkedilmiş bir vaziyette buldular ve etrafa dağılıp kampı yağmalamaya başladılar. Procopius, Gelimer’in biraz düşünmüş olsa “ya da bir parçacık cesareti olsa” ordusunu sadece kampın ötesine çekip düşmana yem olarak bırakabileceğini ve düşman yemin üzerine bir kere atladığında onların da düşmanın üzerine düşerek kampını ve krallığını kazanabileceğini gözlemlemiştir. Bu Belisarius’un, Gelimer’in gece sürpriz bir saldırı olması durumunda adamlarını görevlendirip organize etmesinden korktuğu taktikti. Ancak hiçbir saldırı olmadı ve ertesi gün Belisarius, Mart 534’de yakalanan ve Belisarius’un zaferinin bir parçası olarak Konstantinopolis’e zincirlerle getirilen Gelimer’i takip etmek için adamlarını yolladı.

Vandalların Sonu

Kuzey Afrika’nın Vandal krallığı düşmüş ve bununla birlikte Vandallar da dağılmıştı. Çok sayıda Romalı Vandal kadınlarıyla evlenerek onları Konstantinopolis’e geri getirdiler, Vandalların çoğu Ad Decium ve Tricamarum savaşlarında öldürülmüş, diğerleri ise Mağribiler tarafından katledilmişti. Teslis Hristiyanları ve Aryan Hristiyanları arasındaki çatışmalar Gelimer’in yenilgisinden ve Belisarius’un Konstantinopolis’e dönmesinden sonra tekrar alevlendi. Mağribilerin bir fırsat görüp güneyden saldırmalarına ve nüfusun büyük çoğunluğunu yok etmelerine kadar bu iki grup, sıkı bir yönetim sağlayarak mevcut bir hükûmetin yokluğunda birbirlerini öldürmeye devam ettiler.

Justinian Vandalları alt etmiş ve Kuzey Afrika’yı Roma ağlarına geri çekmişti ama Fuller’in gözlemlediği gibi “Justinian hükûmeti ve savaşlar yüzünden beş milyon Afrikalı yok oldu” (316). Hayatta kalan Vandallar, Kuzey Afrika’da Roma egemenliği altında yaşamaya devam ettiler veya Avrupa’ya göç ettiler lakin bir daha asla uyum içinde olan etnik bir grup oluşturamadılar.

Kaynakça

Collins, R. Early Medieval Europe, 300-1000. Palgrave Macmillan, 2010.

Fuller, J.F.C. A Military History of the Western World. Volume I. From the Earliest Times to the Battle.. Da Capo, 1987.

Goffart, W.A. Barbarians and Romans, A.D. 418-584. Princeton University Press, 1987.

Halsall, G. Barbarian Migrations and the Roman West, 376 – 568. Cambridge University Press, 2008.

Jacobsen, T. C. A History of the Vandals. Westholme Publishing, 2012.

Kelly, C. The End of Empire & the Fall of Rome. W. W. Norton & Company, 2010.

Mierow, C. C. The Gothic History Of Jordanes. Evolution Press, 2010.

Procopius. Procopius. Harvard University Press, 1914.

Tacitus. Tacitus. Harvard University Press, 1914.

Dupuy, T. , Johnson, S. & Bongard, D. L. The Harper Encyclopedia of Military Biography. Harper Collins Publishers, 2000.

 

 

Redaktör: Melis Fettahoğlu

Editör: Arman Tekin

Görev Alan Yayın Kurulu: Cemre Yıldırım, Martı Esin Şemin

 

Yazının orijinali için:

http://ancient.eu/Vandals/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir