İŞGAL VI

Yazar: Drake T. Wolfgang

Serinin bir önceki bölümüne ulaşmak için tıklayınız

İŞGAL VI

İkinci Sefer – Eğitimden 1 Dünya Yılı ve 15 Dakika Sonrası – Cospor Gezegeni – Beloh’un Mink Evi

“Burada bir dünyalı olacağını düşünmemiştim.”

Elektrik formuna sahip yaratık, birkaç adım atarak küle dönüşmüş Styrax’ın yanına geldi ve eğilerek mavi ellerini küle daldırdı. Styrax’tan geriye kalanlardan bir kısmını avucuna alıp oynamaya başladı:

“Hıh. Bir avuç işe yaramaz toz.”

Styrax’ın küllerini savurarak yukarıya doğru bakmaya başladı:

“Dönsem iyi olacak.”

Gözlerini kapattığı anda, çevresindeki cesetler tekrar yoğunlaşmaya ve küçük kıvılcımlar çıkarmaya başladılar. Buna Styrax’ın külleri de katıldı. Restoranda ilk belirdiği zaman oluşan atmosferi yakalamak üzere iken bir şey hissetti ve kafasını gözleri kapalı iken yana yatırdı:

“Bu da ne?”

Çevresini yeniden görmeye karar verdiği sırada, gözünün ya da gözü sayılabilecek organlarının önünde uçuşmakta olan külleri fark etti:

“Ne oluyor?”

Styrax’ın külleri çevresinde oluşan elektriksel alandan etkilenmiş uçuşuyordu fakat bu uçuşma, fırtınaya yakalanmış bir çiçeğin rastgeleliği gibi değildi. Belirli bir düzende devam ediyordu ve bu düzen dikkatli bakıldığında Styrax’ın vücut hatlarını ortaya çıkarıyordu:

“Ölmedi mi?”

Küller birleşerek ve yanmadan önceki hâllerine geri dönerek, ilk önce Styrax’ın çenesini ve ağzını oluşturdular. Tekrar var olan ağızdan bir söz çıktı:

“O kadar kolay değil!”

Elektriğin bedenlenmiş hâli gibi sürekli ışıklar ve kıvılcımlar saçan yaratık, karşısında olan şeyleri anlamlandırmaya çalışıyordu.

“Ölü olman gerekiyordu!”

Styrax’ın yüzünün yarısı oluşmuş ve diğer uzuvları da yenilenmeye başlamıştı. Küller artık daha hızlı bir şekilde bir araya geliyor ve yenilenme hızını da artırıyordu. Yaratığın belirdiği andan itibaren ilk defa mimikleri belirgin bir hâle gelmişti ve oldukça sinirli görünüyordu. Styrax’ın yenilenen vücuduna yaklaşıp ona doğru ellerini uzattı:

“Öl!”

İki elinin parmaklarını aynı anda tekrar şıklattı fakat bu sefer hiçbir şey olmadı. Tekrar denedi. Yine bir şey olmadı. Yaratık bu zamana kadar saklamaya çalıştığı sinirini, artık içinde tutamıyordu. Parmaklarını sürekli şıklatıyordu ama hiçbir şey olmuyordu; yarı kül yarı etten oluşan Styrax’ın kahkaha atması haricinde. Tek gözünü çevirip yaratığa baktı. Önünde çeşitli hareketler yapıyordu ve bu onu oldukça eğlendiriyordu. Mutlu bir bakış atan bu yüzün arkasında hırs ve intikam duygusu barındıran Styrax, küllerden oluşan parmaklarını yaratığa çevirdi:

“Ben neyim ya da bana ne oluyor bilmiyorum. Ama aklımdaki sorulardan birini sayende yanıtlamış oldum.”

Yaratık parmak şıklatmalarını kesip, dökülmek ile yenilenmek arasında gidip gelen Styrax’a baktı:

“Hangi soru?”

Omuz ve göğsünün bir kısmı daha yenilenmiş olan Styrax, elinden geldiğince dik durarak yaratığa sözleri ve bakışları ile meydan okuduğunu belli etti:

“Neden ölmüyorum?”

Sadece yüz hatları belli olan yaratık, bomboş bakan masmavi gözlerini Styrax’a dikti:

“Neden?”

Styrax cevap vermedi. Sadece yaratığa bakmakla yetindi. Yaratık aynı soruyu tekrar sordu:

“Neden?”

Styrax yeniden onu duymamış gibi davrandı. Yaratık sorusunu yineledi ancak Styrax en ufak bir müdahale de bile bulunmadı. Yaratık onlarca kez sormasına rağmen, Styrax onu cevapsız bırakmayı tercih etti. Fiziksel olarak birbirlerine hamle yapmayan bu ikilinin bilmediği diğer şey ise mutfak kapısının ardından onları izleyen iki çift gözdü.

İkinci Sefer – Eğitimden 1 Dünya Yılı Sonrası – Cospor Gezegeni – Beloh’un Mink Evi

(10 Dakika Önce)

Baedhis ışınlanmanın ve vücudunda saplı olan cihazın acısıyla tekrar kükremek üzere iken ağzını kapatan pençeyi fark etti. Bu kadının pençesiydi ve onu susturmaktan çok tehdit eder gibi bir hâli vardı. Ona bakan gözlerde bunu okumuştu:

“Kes sesini! Başımızı belaya mı sokacaksın?”

Kadın pençesini ağzından çektikten sonra çevresine baktı. Bir mutfağın içerisine ışınlanmışlardı. Yüzlerce tabak, çanak, onlarca çeşit yiyecek ve kendilerine masumca bakmakta olan şefi görünce bunu anlamaları kısa sürmemişti. Tabii ki Baedhis’in yumruğu ile şefi bayıltmasını da. Çevrelerinde kimsenin olmadığını fark ettiği anda Baedhis dönüp kadına baktı:

“Mutfak mı? Ciddi misin? Çöp alanı da olabilirdi. Sen seversin!”

Kadın ona cevap vermek istemedi ve sinirini yatıştırıp mutfağı göz ucuyla süzdü. Pişmekte olan yemekler ve servis edilmeye hazır birkaç tabak gördü:

“Pişmek üzere olan yemekler, servis edilmeye hazır tabaklar… Ama mutfakta yalnızca bir kişi var. Diğerleri nerede?”

Baedhis içini kemirmekte olan duyguyu kadının söylemesi ile fark etmişti. İçinde bulundukları mutfak çok geniş ve kapsamlıydı fakat sadece şef ile karşılaşmışlardı:

“Garsonlar, şef yardımcıları hatta köleler… Burada kimse yok. Neredeler?”

Baedhis cümlesini bitirdiği anda mutfak kapısının arkasından gelen bir ses ile irkildi. İki farklı ses işitmişti. İlkinin ses tonu oldukça yüksekti ve bilerek böyle konuşuyordu. Diğeri ise dalgacı bir tavır takınıyordu:

“Görüyorsunuz değil mi? İnsan ırkının zekası işte bu kadar! Hâlen özgürlükten bahsediyor!”

 Mutfak kapısının ardından gelen sesleri kadın da duymuştu:

“İçeride neler oluyor?”

Baedhis onu mutfak kapısının yanına kadar çekip, kapıyı yavaşça araladı. Styrax ve Beloh’un tartışmasına tanık oluyorlardı:

“Tankın içindeki o olmalı!”

Kadının garipseyen bakışlarını fark eden Baedhis, cihazını işaret etti. Baedhis’in avuçlarının içinde neredeyse kaybolan küçük metal eşyanın üzerinde birden fazla düğme bulunuyordu. Küçük bir ekran ve onun altında da minik bir damga da barındırıyordu. Damganın hemen yanında ise Demaca’ların sembolü vardı. Küçük ekrandaki elektrik simgesinin yanındaki bar en yüksek değerine ulaşmıştı ve kaynağı da restoranın salonu olarak gösteriyordu:

“Cihaz söyledi diye o olacak değil! Sen her şeyi bir insanın yaptığını mı söylüyorsun?”

 Baedhis kadını içten içe haklı buluyordu ama bunu yine en derinlerinde de kabul etmek istemiyordu. Kadına muhalif bir tavır takınarak cihazını kapatıp belindeki kemerine yerleştirdi.

“Bak, olanları kimin yaptığını bilmiyorum. Hayatta kalanlar bile bilmiyor. Her şeyin bir anda olup bittiğini söylediler. Halbeiler belki de onları bu yüzden işgal etti. Evren için zararlı olabilirler. Belki de en başından beri aramızdalardı.”

Kadın umursamadığını belli eden bir tavır takınarak içeriyi izlemeye devam etti fakat Baedhis’i de cevapsız bırakmadı:

“Ben öyle düşünmüyorum. İnsanlar haberdar olduğumuz bütün ırklardan daha ilkel konumda olarak kabul ediliyor. Kendi yiyeceklerini bile kopyalayamıyorlar.”

Baedhis sinirli bir şekilde gülümsedi:

“Yiyecek ile örnek vermeni bekliyordum aslında.”

Kadın Baedhis’i kenara iterek içeriye kafasını uzattı. İçeride olan biteni izlemeye koyulacaktı ki güçlü bir ateş sesi duyuldu. Beloh’un parçalanan beyni hem salona hem de mutfağın kapısına kadar gelmişti. Kadın daha bir şey görememişti ki Baedhis, kolundan tutarak onu içeri çekti ve ikisi birlikte suyun içinde yüzen canlıların bulunduğu tankın arkasına sığındılar. Kadın zar zor nefes alıyordu:

“Ne oldu? Beloh’u öldürdü sanırım!”

Baedhis sinirli bir şekilde elini sırtına atarak tüylerinin arasındaki kınından bıçağını çıkarttı ve düğmesine bastı. Bıçağın etrafındaki küçük bir bölüm ışık dalgasına bürünüp duman çıkartmaya başladı. Sağ bacağının üst kısmında bulunan silahını eline aldı:

“Ne oldu bilmiyorum. Seni de dinlemiyorum. Cihaz bana kaynağın o olduğunu söylüyorsa, benim için yeterli!”

Kadın pençelerini hazır ederek belindeki iki adet bıçağını çıkardı ve o da düğmelerine basarak onları etkinleştirdi. Bu sırada salondan başka silahlara ait sesler de gelmeye başlamıştı:

“Hazır ol! Çatışma bittiğinde içeri giriyoruz!”

Bir dakika bile dolmamışken bütün silahlar susmuş ve etrafa derin bir sessizlik çökmüştü. Baedhis hazır olduğunu belli edercesine kafasını salladı. Kadının da kendisini onaylaması ile yerinden kalktı ve bıçağı tuttuğu pençesi ile çenesindeki bir noktaya parmağı ile dokundu. Sadece ağız kısmını kapatan bir maske belirince, çıkış kapısına koşmaya başladılar:

“Dıt-dı-dı-dı-dı-dı-dı-dı-dı-dı-dııııııııııııııııı!”

Kapıdan dışarı çıkmak üzerelerdi ancak sinyal vermekten çıldırmış olan aleti de duymazdan gelemediler. Silahını bacağına yerleştiren Baedhis hızlıca aleti çıkardı. Aletin üzerindeki elektrik sembolü en yüksek değerini de geçmişti ve ekranda büyük puntolarla:

“Yüksek seviye enerji ve manyetizma tehlikesi! Bulunduğunu alandan UZAKLAŞIN!” yazıyordu.

Baedhis ilk önce yanındaki kadına, sonra da plazma atışlarının hasar verdiği kapının deliklerinden salona baktı. Styrax’ı ve onu izlemekte olan enerjivari yaratığı gördü. Sessizce kadına seslendi:

“İki kişiler Ava. Aradığımız şerefsiz hangisi bilmiyorum!”  

Serinin bir önceki bölümüne ulaşmak için tıklayınız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir