• Home
  • Sinema
  • Herkes Gibi Olmayan Yarı Soyut: kim ki-duk
Sinema

Herkes Gibi Olmayan Yarı Soyut: kim ki-duk

kim ki-duk

Yazar: Süleyman Bülbül

Herkes Gibi Olmayan Yarı Soyut: kim ki-duk[1]

Kaynak

 

İnsan

Ülkesinin küçük bir köyünde, yoksul bir ailede dünyaya gelen Kim Ki-duk, döneminin yoksul aileleri kadar yoksul, döneminin taşralı çocukları kadar taşralı ve yine döneminin çocukları kadar yaramaz bir hayat ile başlar yaşamına. Bu taşralı çocuk büyümeye başladığında artık çocukluğu ve onun getirdiği tüm haylazlıkları bir kenara bırakır, yoksulluk kendini iyiden iyiye hissettirirken bir birey olarak hayatta kalabilmek için iş hayatına atılır. Fabrikalarda geçen işçilik yılları yerini askerliğe bırakır, birkaç yıl askerlik yaptıktan sonra artık bir kez daha yeni bir yol çizmeye karar verir.

Uzay

Ancak atıldığı bu yeni yol, kendisinin çocukluktan itibaren sahip olduğu gözlem gücünün de dışa aktarımını beraberinde getirir. Lakin yoksulluk, eğitimsizlik ve kısıtlanmış, sıkıştırılmış, kalıba dökülmüş yaşam mecburiyeti Kim Ki-duk’un da dünyasını belli başlı çizgiler arasında şekillendirecek iken, cebinde uçak biletine zor yetecek kadar az bir para ile Fransa’ya gider. Onun için bir uzay kadar bilinmez olan bu yeni dünyada, insanların sanatla içli dışlı oluşu kendi varlığı üzerinde müthiş bir etki yaratır. Bu yeni keşif esnasında Duk, hayatını idame ettirmek için sokaklarda ressamlık ve fotoğrafçılık yapmaya başlar. Daha fazla insan tanır, daha fazla eyleme şahit olur. Şahit olduğu en müthiş şey, keşfettiği en çarpıcı eylem, insanların herhangi bir okula gitmeden de sanat ile uğraşabileceği gerçeği olur. Fransız Yeni Dalga akımı nasıl ki pek çok kimseye bir film yapabilmesi için imkân sunup, derdi olanın derdini anlatabilmesi için sinemayı işaret ettiyse bu akım, Kim Ki-duk için de yeni bir adım olacaktır.

Zaman

Kim Ki-duk Fransa’da sanatla uğraşmak ya da film yapabilmek için illaki bir okula gidip, eğitim alınması gerekmediğini kavradıktan sonra ülkesine döner. Artık zaman şimdiye kadar yani 36 yıl boyunca biriktirdiği, şahit olduğu ve özümsediği şeyleri dışa vurma zamanıdır. Ait olduğu toplumdan asla bağını koparmayan Kim Ki-duk, filmlerinde de bu bağın yarı soyut hâlini sunmaya başlar. İlk filmi 1996 yapımı Crocodile’den (Timsah) 2003 yılında çektiği Spring, Summer, Fall, Winter…and Spring (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar) filmine kadar geçen zamanda kendisine kemik bir izleyici kitlesi oluşturur. 2003’te izleyici ile buluşan İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar filmi ile birlikte artık ismi pek çok yerde konuşulur olmuştur. Artık zaman, ülkesinde film yapan sade bir yönetmenin zamanıdır.

Ve İnsan

Çektiği filmlerle adını duyuran yönetmen, ünlendikçe daha da sadeleşmeye, daha minimal kalmaya ve özünden kopmamaya gayret göstermiştir. Üstelik bunu, filmleri için istediği gibi fon bulabilecek ve pek çok popüler oyuncu ile çalışabilecek fırsatı olmasına rağmen az bir bütçe ile yapmıştır. Gösterişi sevmeyen yönetmen kendi deyimiyle “masraf yapmadan” amatör oyuncularla çeker filmlerini. Çünkü arzu ettiği gerçekliğe bu şekilde ulaşabileceğini düşünür. Katıldığı festivallerdeki mütevazi tavırları, giyim kuşamı ile de sinemada yapmak istediği ile doğru orantılı bir insan olarak kendini gösterir.

“Filmlerimi oluşturan fikirleri oldukça sıradan olaylardan, hayatın koşuşturmasından çıkarıyorum” diyen yönetmen bu hayat sıradanlığına kendi tabiriyle “yarı soyut” eklemeler yaparak beyaz perdeye aktarır.  Filmlerinde diyaloğa fazla yer vermeyen Duk, derdini görüntülerle anlatmayı, kendi yazdığı diyaloglar yerine filmlerini izleyen insanların kendi diyaloglarını sahnede kullanmasını sağlamak istediğini söyler ve insan olgusunun kendi filmleri için önemi bir kez daha hayat bulur.

‘’Birbirinden farklı filmler çektim. Filmlerimde bazı insanlar kötü ve olumsuz özellikleriyle yer alırlar. Bu insanlar toplumdan dışlanmış, uzaklaştırılmış olanlardır. Bazı filmlerimde ise duygusal olan insani dramalar ve aşk hikâyelerine odaklanırım. Genel olarak bütün filmlerimde aynı soruların cevabını arıyorum: Hayat nedir? İnsanlık nedir?’’[2]

 

Bir insanlık mevsimi

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar

2003 yılında çektiği İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar filminde bir keşiş ve onun yanında eğitim almak isteyen bir genç üzerinden insanlığın mevsimlerine, gelişip, değişmesine odaklanır. Film yüzen bir ev, bir Budist manastırında geçer. Her mevsimde eve giden kapı, bir kez daha açılır. Doğa ve insan paraleledir. Doğa var olur, yaşar, ölür yeniden doğar. İnsan da tam olarak böyledir. İnsanın nefsi aynı zamanda kendi celladıdır. Keşiş varoluşunun farkındadır. Onun gibi olmak ve yanında yaşamak isteyen gence de öğretilerini aktarır. Ancak insan iyilikten ve doğruyu öğrenmekten her daim bir adım uzaktadır.  Doğa nasıl mevsimlerle yenileniyorsa insan da yaşadıklarıyla tıpkı bir mevsim yaşar gibi yeniliyor. Film sinematografik bağlamda sundukları ile göz doldururken, yönetmen derdini diyaloglarla anlatmak yerine görüntü ile, eylem ile, metaforlar ve imgeler yolu ile anlatır. Film boyunca çıkarılacak ders tüm insanlığı ilgilendirmektedir.

Kaynak

 

Boş Ev

Bir yalnızlık senfonisi, çok sessiz

2004 yılında 3-Iron (Boş Ev) filmi gösterime giren yönetmen, filmografisinin belki de en hassas filmine imza atıyor. Genç bir adamın hayatını boş evlerde geçirmesi üzerinden ilerleyen filmde, genç adam kaldığı evlerdeki çeşitli işleri yaparak hiç tanımadığı ev sahiplerine kendince minnet borcunu ödemektedir. Ta ki bir gün boş olduğunu düşündüğü bir evde, büyük bir boşluk içindeki kadınla karşılaşana kadar. Bu iki yalnız ve durgun karakter, kendilerini sessizliğin hüküm sürdüğü bir aşkın içerisinde bulurlar. Artık şehirdeki boş evler bu tuhaf çiftin meskenleri olacaktır. Fakat tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi kötülük bir şekilde yolunu bulur. Yönetmen filminde neredeyse hiç diyalog kullanmazken, başroldeki iki karakteri ise bir tek cümle dışında hiç konuşmaz. Zaten konuşmak mecburi de değildir böyle bir hikâyede. Kim Ki-duk bize birbirini tamamlayan iki ruhun bir olduğunu, zamandan ve mekândan soyut olduğunu gösterir.

 

Kaynak

 

Acı

Kötülere de üzülürüz

Kim ki-duk hiçbir zaman hikâyelerinin tam olarak doğrusal bir gidişat içinde, klasikliğin boyunduruğunda anlatmaz. Her bir hikâyeye varoluşçuluğunu serpiştirip bir de ve antitez ekler. Pieta (Acı) filmi de bu bağlamda ismiyle müstesna bir filmdir. 2012 yapımı bu filmde bir tefeci için çalışan son derece gaddar bir karakterin hikâyesi, müthiş bir intikam hikâyesi ile birleşir ve varoluşsal kaygılar, tez ile antitezin çatışması ile yeniden yorumlanarak yarı soyut bir hâl alır. Hayattan umudunu kesmiş, dört bir yanını kötülük sarmış bir insana yeniden yaşam sevinci vermek, iyiliği kabul ettirmek ve sonra tüm bunları elinden almak… İşte bu en acı verici intikam biçimidir. Diğer filmlerine nazaran daha fazla diyalog kullanan yönetmen bir an olsun izleyiciyi filmden koparmıyor. Yönetmen, işleri sonunda öyle bir duruma getiriyor ki kendimizi kötüye üzülür, iyiden de nefret edebilir bir hâlde buluyoruz.

Kaynak

 

Meobius

İki kez yok olanlar

2013 yılında Kim Ki-duk, izlemesi, sindirmesi, kabullenmesi ve anlatması oldukça zor bir film çekiyor: Moebius. Bir ailenin iki kez yok oluşu üzerine inançlarla, mitolojiyle, insanlık tarihi ile, cinsel kimlikler ile örülü bir duvar yıkıyor, can çekişlerini izlettiriyor, yeniden öldürmek için hayat veriyor. Eşini aldatan bir baba ile oğlunun ilişkisine odaklanan film, cinsel organlarını kaybeden erkekler üzerinden şekil alıyor. Bir travmanın doğurduğu sonuçlar, her şey iyileşmek üzereyken, beden ve ruh yeniden yaşanan travma ile bir kez daha yaşanan çöküş ile taçlanıyor. Çarpık ilişkiler, insan olanın pek çok zaman anlamını yitirdiği ama her daim yanı başımızda durduğu, insan olmayı etkileyen cinsiyetçi algı ve tüm bunların gölgesinde varlığını devam ettiren insanlar.

Kaynak

 

Çok yakın fazla uzak

Kim Ki-duk Güney Koreli bir yönetmen ve filmlerinden insanlardan, kültürden, toplumdan beslenen birisi olarak yanı başındaki çok uzak ülke olan Kuzey Kore’yi göz ardı etmesi beklenemez. 2016 yapımı The Net (Ağ) filmi ile birbirine çok yakın ama bir o kadar da uzak olan iki ülke arasına bir ağ atıyor ve ağına yoksul bir balıkçının hikâyesi takılıyor. Bir gün yanlışlıkla Kuzey Kore’den Güney Kore’ye geçen yoksul balıkçı, Güney’de ajan olarak algılanıyor ve pek çok eziyete maruz bırakılıyor, ülkesine döndüğünde ise bu kez kendi ülkesi tarafından ajan damgası yiyor ve pek çok eziyete maruz kalıyor. Ortada yok olan insanlık ise göz ardı ediliyor. Yönetmen anlattığı son derece insancıl bu hikâyeye kâfi miktarda sosyopolitik ve siyasal eklemeler de yaparak derdini enfes bir biçimde anlatıyor.

 

Kaynak

 

İnsan, Uzay, Zaman ve İnsan

Yeni Havva Eski Âdem ve Diğerleri

2018 yılında beyaz perdede gösterime giren film, yönetmenin odak noktası olan ‘insan’ üzerine sürrealist bir yaklaşım ve kaygı verici bir gerçeklik içermektedir. Bir gemi seyahati esnasında yaşanan insanlık dışı olaylar, geminin uzaya yükselmesi, gemi içinde yaşanan yemek ve güç savaşları ve dahilinde insanlığın kendi gerçekliği ile baş başa kalması üzerinden hayat bulan film, insanlık tarihinin güncel, politik ve kaygı verici bir yorumudur. Doğayı yok eden insan, kendini de yok edecek kadar gözü karadır. Bu gözü karalık yanı başında duran iyiliğe de kör bakmayı mecbur kılar. Güç ve otorite kaygısı, aç gözlülük, ahlaki yıkılış insanlığı ilk çağlarına sürükleyecektir.

Kaynak

 

“Hayat nedir? İnsanlık nedir? Bu soruların cevabı bende değil. Ben sadece kendime ve seyircilere sorular yöneltiyorum.’’

Kim Ki-duk

 

Kendisinden evvel göç eden sinema meleklerinin yanına giden, filmleri ve öğretileriyle yaşayacak, film kadar ilham verici bir hayatı olan usta bir yönetmen…

 

Dipnotlar

[1] Kim Ki-Duk’un ismi, onun mütevazılığına binaen küçük harflerle yazılmıştır.

[2] https://filmloverss.com/ag-the-net/

 

Editör: Martı Esin Şemin

Görev Alan Yayın Kurulu: Arman Tekin, Cemal Özer, Kübra Karaköz, Melis Fetthaoğlu Hallier, Utku Baran Ertan

Leave a Comment