?> Stalker: Tanrılar Mabede Sığmaz Oldu - Gorgon Dergisi

Stalker: Tanrılar Mabede Sığmaz Oldu

Stalker: Tanrılar Mabede Sığmaz Oldu Yazar: Salih Furkan (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 4. Sayısı’nda yayınlanmıştır.) “Bu da neydi? Bir meteor mu? Ya da dipsiz uzaydan gelen… Ziyaretçiler miydi? Her koşulda ülkemizde bir mucize ortaya çıktı: Bölge Tasavvur edilen şeyler doğru olsun. Bütün herkes inansın. Bütün herkes tutkularına gülsün. Çünkü tutku dedikleri şey ruhsal bir enerji değil sadece ruh ile dış dünya arasında bir ihtilaf.” (Stalker- Bölge Üzerine Başlangıç) “Bir grup insan, ihanetlerinin cezası olarak kurşuna dizilecektir. Bir hastane duvarının dibinde, çamur birikintileri arasında bekleşirler. Mevsim sonbahar. Ölüme mahkûm bu insanlara paltoları ve ayakkabıları çıkartmaları emredilir. İçlerinden biri, bu emir üzerine gruptan ayrılarak yırtık çoraplarıyla uzun süre çamurda gezinir. Amacı, bir dakika sonra kullanamayacağı paltosunu ve çizmesini koyacak kuru bir yer bulmaktır.”[1] 1- Girizgâh Faslı: Tarkovsky’nin “İnsanoğluna hizmetim!” dediği başyapıtı Stalker, Arkady ve Boris Strugatsky kardeşler tarafından yazılan “The Roadside Picnic”[2] isimli romanın serbest uyarlamasıdır. Lakin Tarkovsky’nin dediği gibi filmdeki Bölge (Zone) ve İz Sürücü (Stalker) dışındaki her şey kendisinin eseridir. Bölge olarak bilinen yer, yirmi yıl önce arkasında yıkıntılar bırakarak gök taşı veya bazı bilinmeyen canlıların ziyaret ettiği gizemli bir mekândır. Daha sonra bu bölge ordu tarafından girilmesi yasak ilan edilmiş, gözetim altında tutulmuştur. Ayrıca bölgede insanların da yok olduğu düşünülür. İz Sürücü’ler ise insanları bölgenin ortasında bulunan odaya en derin isteklerinin kabul edilmesi adına götürüyorlardı. İz Sürücü karısı ve kötürüm kızıyla yaşamaktadır. Burada anlatılan ise, İz Sürücü’nün bölgeye biri bilim adamı diğeri yazar iki entelektüeli götürmesinin hikâyesidir. Hikâye geliştikçe sorular çoğalır; sorular çoğaldıkça tefekkür de artar. Tarkovsky Solaris[3]’te yaptığını burada da yapmıştır. Solaris’in temel eleştirisi, Stalker’da Bölge için yapılan yorumlara benzer bir biçimde bilim adamlarının komplo teorileri üstüneydi. Onlar Solaris gezegeninin dev bir beyin olduğunda hemfikirdiler. Elbette Solaris bambaşka bir eksende fantazmalarla ve kahramanın kendini tekrar eden kaçışlarıyla örülü ağında gidecektir. Buradaki asıl mesele Solaris ile Bölge arasındaki bağdır. Bu bağ muğlâklık üzerine kurulmuştur. Zizek’in Tarkovsky için yaptığı değerlendirmeleri bir kenara koyarsak[4] bu muğlâklık insanın kafasında dolaşan doubt mantıktan kaynaklanıyor. Doubt, yani şüphe. Şüphe, muğlâklığın mayasıdır. Beyni bilişsel düzeyde, kalbi ise duygusal düzeyde ikiye böler. İnsanın içine düştüğü kocaman ağında bir tarantula hazır bekler. İnsanın saflık düzeyi yavaş yavaş aceleci ve aşırı kaygılı bir varlığa dönüşür. O artık ruh (spirit) olarak bölmelenmiştir. İkiye bölünen pek çok kere bölünecektir. Solaris’teki Kris Kelvin ile Stalker’daki yazar tiplemesi, anlattığımız hikâyeye uymaktadır. Hikâyede İz Sürücü’yü önemsemek zorundayız. Zayıf görünür lakin esasen inancından ve başkalarına hizmet etme aşkından dolayı yenilmez olan odur.[5] Şairler, resuller ve diğer sanatçılar da öyle değil midir? Onların meslekleri yoktur; onlar bir hatırlatıcı, bir tebliğ edici ya da insanların tahayyül sınırlarını zorlayan insanlardır. Burada temel mefhum, bu insanların bir şeyleri anlatmak uğruna değil, hizmet etme uğruna bir iddia üzerine olmalarıdır. Yalnızca kıvılcımdan devasa bir ateş yaratanlar başyapıt meydana getirebilirler. Hissetmenin ayrıcalıklı duygusu uykuları bölerken, sepya dünyanın son umutlarından Stalker, başımıza gelen güzelliklerden biri olmayı sürdürecektir. İz Sürücü dertlidir. Hatta bu dert onun zaman zaman isyan etmesine de neden olur. İçten bir isyandır bu. Buğz etmektir. “Onları görmedin mi? gözleri boş bakıyor. Akıllarındaki tek şey, kendilerini gereğinden ucuza satmamak. Bütün duygularını en fazla nasıl tatmin edebilecekleri. Önceden belirlenmiş bir amaçla doğduklarına çok eminler. Ne de olsa sadece bir kez yaşıyorlar. Böyle insanlar bir şeye inanabilir mi? Hiç kimse inanmıyor. Sadece ikisi değil, hiç kimse…” Her şey dönüp dolaşıp akşam ne yeneceğine dönüyor. Hayatında mâna aramayan insan. İnsan olarak öncelediklerimizi ve ertelediklerimizi düşünelim. Bir araya gelişlerimizde ne için mesai harcıyoruz? Öncelediklerimiz ve ertelediklerimiz korkunç bir şekilde dünyaya ait şeyler oluyor. Dünyaya aitlik derken tüm bu konuşmalar dinsel ya da deruni olmak zorunda değil. Bu dünyanın içinde olmak ve gitgide onun nesnesine dönüşmekle ilgili bir şey. Nesne olanın hayatında manası da olamaz. Takatler ne için harcanıyor? Eğer güçten anladığımız muktedir olmak ya da bir karşılaşmada rakibimizi alt etmekse kesinlikle yanlış bir anlayış var demektir. Güçten anlaşılacak olan denge olmalıdır. Nietzsche’nin deyimiyle hayatı azami yoğunluğuyla hissedilen bir yere dönüştürmek. Bir topa vurulduğunda topun gidiş hızı hedefine varmada ne eksik ne de fazla enerji harcar. Güç ne ise odur. O, denge ile mündemiçtir. Bu kendimizi yemeden kendimizi yenerek olacak bir şeydir. Grand Style[6] bir kavramsallaştırmadır. İnsan hayatı üzerine bir doğrular silsilesi uydurur bıkıp usanma dan. Tatsız gerçeklik, pespaye zaman, doğrusal bir rutin. Denizin yarıldığını görse iş yine altından bir danaya tapmaya gitmiyor mu? İnancın mahiyeti ve dinin emirleri ne olursa olsun zeminini yalnızca menfaat devşirme ya da üstünlük psikolojisi üzerine kurmuşsa orada hakikatten söz edemiyoruz. İsrailoğullarından biri olan Samiri için, dini kendi menfaatleri doğrultusunda bir nevi dünyayı arzulama adına inanç kuvvetini kullanmaya kalkan ilk tüccarlardan diyebiliriz.[7] Tahayyül etmenin hatta ötesine geçmenin karşılığı daima acı olmuştur. Basit bir odun parçası üzerine muhakeme gücünü kurabilenler yalnızca bu acıdan beslenebilirler. Şimdi felaket çağında Stalker büyük bir umut vaat ediyor. Yalnızca kafası karışık olanlara ve hayatını hakikat yoluna adamışlara. 2- İmkâna Övgü: “Uyuma, sanatçı uyuma, Kendini uykuya asla kaptırma Ölümsüzlük kırbacı sen Çağın tutsağı” (Boris Pasternak) Mevcudiyetimize bir imkân sağlayıcı olarak, mevcudiyeti var kılacak bir ruhumuzun olduğunu, o ruhu insan oluşumuz ile sarmalayan son perdenin adıdır Stalker. Artık ulaşılmaz denileni Süleyman’ın tahtı edasında önümüze koyan, görkemli kaybedişlerimizi tek tek hesaba çeken ve “unutmuşuz!” dediğimiz ne varsa, tüm nesnelliğe, tezekkür fasılası açan bir büyük destanın adıdır. Çirkinliğin üzerine güzellik ateşi ile saldırandır. Stalker insan haysiyetinin en temel nitelemesidir. Kendisine saygısı olmayanın, bilgisinin asla bir işe yaramayacağının gösterilmesidir. Tüm öğrenme biçimleri didiklenecek, hissetmenin münzeviliği ile bir öğeler sarmalı sunacaktır. Heidegger’in hakikatten bir parça dediği Hölderlin şiiri[8] ya da tabloda asılı duran Van Gogh sarısı. Kim ne derse desin, tahayyülün kapısı son dönemde bu kadar zorlanmamıştı. Her şeyi bildiğini ve bildiği ile yetinmeyi bir put mesabesinde ele alan modern insanın başına haliyle çok işler açtı. Ozu’nun boş mekânları sıfıra dair bir göndermeydi. Verili hakikat olarak gönderme yapılan sıfır özellikle Doğu düşüncesi için bir yokluk olarak tecrübe edilmez. Sıfır, doğu düşüncesinde yokluk değil varlığın delili için kullanılan bir semboldür. Sıfırı en başta hakikat olarak kabul ediyoruz. Hakikat yani eli- mizde hep olmuş/olacak muhtemel verili şeyler. Sıfır bildiğimiz kadarıyla kökeni Çin olmakla birlikte daha çok Hintlilerce hakkı teslim edilen bir kavram olmuştur. Arapçada zefirum Batı’da cipher hem de zero’nun temelidir. Sıfıra belirli bir ün katanın … Okumaya devam et Stalker: Tanrılar Mabede Sığmaz Oldu