?>
Sosyal Sermaye Üzerine Bir Söyleşi
Sosyal Sermaye Sosyal Sermaye Üzerine Bir Söyleşi “Para, Mal-Mülk, İyi Eğitim Bir Yere Kadar… Milletlerin Asıl Zenginliği, Finansal Ve Beşeri Sermaye Değil; Sosyal Sermayedir.” Prof. Dr. Coşkun Can Aktan Melis Fettahoğlu Hallier Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Coşkun Can Aktan ile SOSYAL SERMAYE üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Profesör Aktan, “parasal sermaye, finansal sermaye, fiziki sermaye, beşeri sermaye…. Bunlar bir yana sosyal sermaye bir yana!…. Zenginlik, refah, milli gelir, eğitim, bilim… Bunlar bir yana, sosyal sermaye bir yana!… Sosyal sermayenin olmadığı bir toplumda zenginliğin de , eğitimin de , alınan diplomaların da hiç bir değeri ve anlamı yoktur… Sosyal sermayesi güçlü bir toplum oluşturmak ana hedef olmalıdır…” diyor… *** “Sermaye” denilince akıllara ilk olarak, ekonomi biliminde ele alınış şekliyle, “finansal güç” veya “maddi birikim” tanımları gelmektedir. Diğer bir deyişle, bir bireyin veya şirketin, bir hizmet veya mal üretmesi için gerekli olan (para, mal ve emek gibi) fiziki ve doğal kaynaklardan oluşan üretim araçlarının tümü “sermaye” olarak adlandırılır. Fakat sermaye kavramının iktisadi boyutunun yanı sıra, sosyal boyutu da eşit derecede önemlidir. Bu bağlamda, ‘’Sosyal Sermaye’’ kavramını ve bu kavramın önemini kısaca açıklar mısınız? İnsanların oluşturduğu toplumları ele alalım. Adı her ne olursa olsun, toplumu meydana getiren insanların sayısı kaç olursa olsun vs. bütün toplumlarda insanların kendi yaşam alanlarını ve bu alanların sınırlarını, niteliklerini ve bu alan içindeki davranışlarını belirleyen temel faktörün ilişkiler olduğunu görüyoruz. Sosyal bilimlerde, özellikle sosyoloji ve psikolojide insanlar arasındaki bu ilişkiler bağlar olarak tanımlanıyor. İnsanlar arasındaki ilişkilerin veyahut bağların, temelde bireylerin ve buna bağlı olarak toplumların inşasında önemli bir yapı taşı durumunda olduğunu söylememiz yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. Öte yandan, formel ve informel kuralların veya normların da bir toplum için en az bağlar kadar önem arz ettiği de önemli bir gerçektir. İşte sosyal sermaye bütün bunları, yani bağlar ile birlikte formel ve informel kuralları tanımlıyor. Konuyu biraz daha açalım. Aslında, sosyal sermaye toplumsal yaşamda ahlak, sivil erdem, güven, kurallar ve kurumlar, sosyal normlar, değerler ve inançlar gibi akla gelen önemli unsurların tamamını ifade ediyor. Sosyal sermaye ayrıca bir toplumdaki tüm mikro ve makro aktörler arasındaki ilişkiler ağını da kapsıyor. Bütün bunlara bir de sosyal sermayenin güven, davranış, işbirliği ve benzeri ortak normların toplum adına etkin bir işlev kazanmasına olanak sağlayan motive edici bir güç olduğunu eklediğimizde sosyal sermayenin ne kadar önemli olduğunu görebiliriz. Dolayısıyla sosyal sermayeyi çok önemsiyorum. Tarihsel süreçte sosyal sermaye kavramına baktığımızda aslında kavramın ortaya çıkışından günümüze 100 yıldan fazla bir zamanın geçtiğini görmekteyiz. Lyda Hanifan’ın 1916 yılında bir makalede sosyal sermaye kavramını ilk kez kullandığı herkesçe kabul ediliyor. Bugün ise sosyal sermayenin adeta altın çağını yaşadığını tartışmasız bir şekilde söyleyebiliriz. Elbette hemen bu noktada Robert Putnam, Pierre Bourdieu, James Coleman ve Yoshihiro Fukuyama gibi önemli isimlerin bunda payının tartışılmaz olduğunu söyleyebiliriz. Putnam’a ayrıca ve özel olarak değinmek gerekir, hiç şüphe yok ki sosyal sermaye teorisinin öncüsü Putnam’dır. Putnam’ın 2000 yılında yayınlanan Bowling Alone kitabını çok önemsiyorum. Dolayısıyla henüz konunun başında konuya ilgi duyanlar için bu kitabı tavsiye etmek isterim. Putnam’ın sosyal sermaye literatüründeki yeri ve katkılarını ele almak öyle tahmin ediyorum ki saatlerce sürecektir. Konumuza dönecek olursak, sizin de değindiğiniz gibi “sermaye” denilince akıllara ilk olarak, ekonomi biliminde ele alınış şekliyle, finansal güç veya maddi birikim tanımları gelir. Her ne kadar sosyal sermaye, kapsamı para ile ifade edilen finansal sermaye ve topyekun eğitim düzeyini ifade eden beşeri sermayeden farklı olsa da sosyal sermayenin de politik ve sosyolojik boyutlarının yanı sıra iktisadi boyutları ile de önem taşıdığını göz ardı etmemek gerekir. İktisadi, sosyal, siyasal ve psikolojik gelişme ve ilerleme çok önemli ölçüde toplumların sosyal sermaye altyapılarına bağlıdır. Tek başına, finansal sermaye, maddi-fiziki sermaye ve beşeri sermayenin hiç biri toplumların bütünsel olarak sağlıklı ve sürdürülebilir gelişmesine ve ilerlemesine olanak sağlayamaz. Nitekim tarihte bunun örneği de yoktur. Nasıl ki, para, maddi servet gibi zenginlikler ve eğitim tek başına bireylerin mutlu olmalarına yetmiyorsa, konuyu makro düzeyde düşündüğümüzde de toplumların maddi zenginliklerinin ötesinde gelişme ve ilerlemelerinin komşuluk ilişkileri, güven, sosyal normlar, etik, erdem, inanç ve değerler vs manevi zenginliklere dayalı olduğunu unutmayalım. Dolayısıyla da ekonomik refahın ancak ve ancak sosyal sermaye ile bütünleştiği takdirde anlamlı ve kalıcı olacağına inanıyorum. Hemen bu noktada konuyu kısaca da olsa iktisat bilimi açısından da değerlendirmek isterim. İktisat biliminin esasen sosyal sermayenin ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınma düzeylerini nasıl etkilediğini sorguladığını görüyoruz. Bugün iktisatçılar ekonomik büyüme ve kalkınma açısından finansal sermaye ve beşeri sermayenin çok önemli olduğunu kabul etmektedir. Ancak çok uzun yıllar iktisatçıların ihmal ettiği sosyal sermaye boyutunun öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını görüyoruz. Son olarak bir parantez açalım. Aslında bir yönüyle sosyal sermaye ile ifade edilmek istenen kültürel sermayedir. Fakat kültürün, sosyal sermayeyi de içeren çok daha geniş kapsamlı bir kavram olduğunu unutmayalım. Sosyal sermaye toplumsal yaşamda bireyler arasındaki ağlar ve bağlar, birlik, beraberlik, dayanışma, yardımlaşma, sevgi, saygı, güven, ahlaki değerler, erdem ve benzeri pozitif alışkanlıkları, sosyal normları, inançları ve değerleri, iyi bir toplumun inşası için gerekli formel ve informel kurallar ve kurumlar gibi unsurların tamamını ifade eden bir kavramdır. Sosyal sermayenin en önemli bileşeni olan ve diğer bileşenleri de yakından ilgilendiren bireylerarası ilişkilere dayalı sosyal sermaye, adından da anlaşılacağı üzere ilişkiler üzerine odaklanmaktadır. Akraba, arkadaş, grup içindeki bireyler veya farklı grupların birbirleriyle iletişim içinde olduğu yapılardaki işbirliği ve güveni ortaya koymaya çalışmaktadır. İlişki/ilişkiler sürecinde bireyin/bireylerin diğerlerine karşı duyduğu güven ve ortaklaşa hareket etme isteği bireylerarası ilişkilere dayalı sosyal sermayenin en temel iki konusudur. James Coleman, Pierre Bourdieu, Putnam ve Fukuyama gibi teorisyenlerin sosyal sermayeyi tanımlarken aynı zamanda sosyal sermayenin işlevselliği üzerinde durduklarını da görüyoruz. Özellikle Fukuyama, bir toplumdaki sosyo-kültürel değerlerin o toplumun ekonomik gelişimine katkıda bulunduğunu vurgulamıştır. Siz sosyal sermayenin ekonomik gelişimdeki yerini nasıl yorumluyorsunuz? İktisatçıların 20. Yüzyıl ortalarına kadar ciddi entelektüel hatalarından birisinin milletlerin zenginliğinin ana kaynaklarını çok iyi anlamamış olmaları olduğunu düşünüyorum. Bildiğiniz gibi, standart iktisat teorisi ya da ana-akım iktisadi düşünce çok uzun yıllar sadece kıtlık problemi üzerinde durmuş, iktisadi büyüme ve gelişmeyi büyük ölçüde doğal kaynakların keşfedilmesi, etkin kullanılması, insan sermayesine yatırım yapılması vs. faktörler ile açıklamakla yetinmiştir. Lütfen, yanlış anlaşılmasın, doğal kaynaklar ve insan sermayesi hiç şüphesiz milletlerin zenginliğini açıklamada öneme sahip olan faktörlerdir, ama başat faktörler değildir. Milletlerin … Okumaya devam et Sosyal Sermaye Üzerine Bir Söyleşi
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın