?>
“Sen Aydınlatırsın Geceyi” ve Melankoli
Sen Aydınlatırsın Geceyi Bu yazı Gorgon E-Dergisi’nin 12. Sayısında yayımlanmıştır. 12. Sayımıza ulaşmak için tıklayınız. “Sen Aydınlatırsın Geceyi” ve Melankoli Yazar: Aysu Uzer[1] Bellerophontes ve Melankoli Tarihine Kısa Bir Bakış Yunanistan’ın Korinthos şehrinde, ölümlü babası Glaukos olan Bellerophontes[2] gerçekte Poseidon’un oğludur. Tanrıların, bir Tanrının oğlu olması nedeniyle güzellik ve tanrısal nitelikler bağışladığı Bellerophontes, bir gün çarşıda karşılaştığı Belleros’u yanlışlıkla öldürür. “[…] öldürdüğü bu Belleros›un kim olduğu da pek bilinmiyor, ne var ki bu yüzden yurdundan ayrılıp kendisini suçundan arındıracak birinin yanına gitmesi gerekiyor. Bu adam da Proitos’tur” (Erhat, 1994: 70). Bellerophontes, Belleros’u öldüren anlamına gelen ismini buradan alır. Anlatıya göre bu olay neticesinde yurdundan ayrılıp kendisini suçundan arındıracağı düşünülen Proitos’un yanına sığınır. Proitos’un karısının entrikaları ve iftiraları ile karşılaşan Bellerophontes, Proitos tarafından Lykia Kralı ve Proitos’un kayınbabası olan Iobates’in yanına gönderilir. Bellerophontes’e aynı zamanda Proitostan Iobates’e gönderilen bir mektubu teslim etmesi görevi de verilir. Bellerophontes mektubu teslim eder ancak mektubu okuyan İobates, onu öldürmesi gerektiğini anlasa da onu bizzat öldürmek istemez, misafirine doğrudan kendisinin zarar vermesi doğru olmayacaktır. Böylece ona gerçekleştirilmesi imkânsız görünen ve deneyenlerin sonunda öleceğini bildiği birtakım görevler vermeye karar verir. Bellerophontes bu görevleri suçunu temizleyeceklerine inandığı için kabul edecektir. Günümüzde hâlâ anlatılan bu hikâyede, Bellerophontes’in bir nehirden su içerken karşılaştığı Pegasus’u Athena’nın yardımı ile ilahi bir altın eğer ile eğerleyip, aslan başlı bir ejderha olan Khimaira isimli canavarı öldürmeye gidişi betimlenir. Elindeki ucu kurşunlu mızrağını boğazına geçirerek canavarı öldüren Bellerophontes, böylece en zor görevi başarıyla tamamlamış olur. Kral bir ölümlünün asla başaramayacağı bu görevleri tamamlaması ile Bellerophontes’in aslında tanrılar soyundan geldiğini anlar ve onu kızıyla evlendirerek krallığını onunla paylaşır. Bütün bu başarılarından aynı zamanda büyük bir kibir de duymaya başlayan Bellerophontes, kendisini artık insan diyarında yaşamayacak bir üstünlükte görmeye başlar ve uçan atı Pegasus’a binerek tanrıların katına, Olympos’a ulaşmaya çalışır. Fakat dönemin bilinen en büyük suçlarından biri kibirdir (hybris) ve kendini tanrısal atfetmek Tanrıları en çok kızdıran şey olacaktır. Tanrılar özellikle kibrin cezasını bizzat ve anında verecektir. Böylece Zeus Bellerophontes’e karşı öfke dolar. Bir at sineği göndererek Pegasus’un ürkmesini sağlar. “Gurura kapılan yiğit kanatlı atının sırtında Olympos’a kadar yükselmek istemiş, Zeus da kızarak atmış onu gökten aşağı yeryüzüne” (Erhat, 1994: 70). Böylece Pegasus, Bellerophontes’i sırtından atar. Bundan sonra çeşitli anlatılara göre Bellerophontes ya bir at sineği yüzünden gökten düşüp ölecektir ya da Tanrıların öfkesi hâlâ dinmeyecektir ve Bellerophontes tanrılarca terk edilmiş, insanlardan uzakta, tek başına yaşayacaktır. İlyada’nın IV. Bölümünde Bellerophontes’in sonundan şu şekilde bahsedilir; “Ama bir gün tanrılar tiksindi Bellerophontes’ten, Aleion ovasında kaldı o tek başına, insan uğrağından uzakta yedi kendi kendini” (Homeros, 1993: 179). Hem insanlardan, toplumdan ve sosyal yaşamdan uzak kalan hem de tanrıların nefretini kazanmış ve onlar tarafından terk edilmiş olan Bellerophontes, hikâyesi sebebiyle ilk melankolik karakter örneği olarak değerlendirilir. Kara Safra Antik Yunan’da, Hipokratik tıp geleneği oluşana kadar melankolinin varlığı bilinse de tanımlanması henüz mümkün olamamıştı. Melankoli kavramı, etimolojik olarak Yunanca melas ve khole sözcüklerinden oluşturulmuştur. Bu sözcükler birleştiğindeyse kara safra kavramı ortaya çıkar. Hippokrates ilk kez, İnsan Doğasının Özellikleri’nde melankoliden yani kara safradan bahsetmiştir. Ona göre, korku ve umutsuzluk eğer uzun zaman sürerse kişide ortaya çıkan duruma melankoli adı verilirdi. Homeros destanlarında melankoli, kahramanların öfkeye kapılması ya da tanrılar tarafından cezalandırılması sonucunda ortaya çıkmış ve bu durum yalnızlığa, sıkıntıya ve bazen de intihara yol açmıştır (Seven, 2018: 39). Hippokrates’in teorisine göre insan bedeninde dört farklı sıvı bulunmaktadır. Dört sıvı anlayışının çıkış noktası ise elementlerdir. Buna göre ateş, hava, su ve toprak elementleri vücuttaki dört ayrı sıvı ile eşlenmişti: kan, balgam, sarı safra ve kara safra. “Beden sıvılarının gerçek anlamda ortaya çıkması için üç koşulun öncelikle oluşması gerekecektir: Pythagorasçılar tarafından mükemmelliğin sayısı olarak kabul edilen 4 sayısına açıklanabilir bir içerik kazandırılması, ancak sayı sembolizmiyle evreni oluşturan kozmik elementlerin örtüştürülmesiyle mümkün olur. İkincisi, dört temel elementten her birine atfedilen niteliklerin insan bedenindeki karşılığı toprağın, suyun ve diğer elementlerin en saf anlamlarıyla tanımlanan durumlarından farklı olacaktır; her temel element ile insan vücudunun ilgili kısmı arasında illiyet bağı kurulacaktır” (Akın, 2014: 70). Bunun yanında dört elemente dayalı dört sıvı anlayışı mizaç teorisinin de temelini oluşturmuştur. Bu sıvılar-humour[3]: kan (kalp), tükürük-balgam (beyin), safra kesesi içerisinde bulunan sarı safra ve son olarak melankoliye sebebiyet verdiğine inanılan kara safradır. En koyu renk organ olma özelliği ile bilinen dalak, kara safranın üretildiği organ olarak kabul edilirdi. İbn-i Sina (2007: 29) “Melankoli vakalarının çoğu dalak ile ilgilidir” demiştir. Kan, sıcak ve nemli oluşuyla neşeli insan mizacını, balgam soğuk ve nemli oluşuyla flegmatik-soğukkanlı insan mizacını, sarı safra sıcak ve kuru oluşuyla kolerik-öfkeli insan mizacını ve kara safra soğuk ve kuru oluşuyla melankolik insan mizacının kaynağı atfedildi. Ayrıca bu dört sıvı, dört ayrı mevsim ile özellikleri bakımından özdeşleştirilirdi. Buna göre kan, ilkbahar; sarı safra, yaz; balgam, kış ve kara safra soğuk ve kuru olması nedeniyle sonbahar ile eşlenirdi. Aynı zamanda bu sıvıların belirli bir oranda bulunmasının, insan bedenini sağlıklı kıldığına inanılırdı. Sıvılar beden içinde belirli bir oranda var olduğu sürece insan bedeni ve mizacı sağlıklı olacaktı. Ancak bu sıvılar arasındaki oran bozulduğunda, birinden biri arttığında veya azaldığında vücutta bir çeşit hastalık meydana gelirdi. Bu dört sıvının dengesi bozulduğunda insanın mizacının da değiştiği düşünülürdü: “Son beden sıvısı kara safra (melaina chole) hastalık teorisinde yerini ilk üç beden sıvısına göre daha geç almıştır. Vücuttaki kara safra miktarının artmasının, insanları düşünceli, karamsar, üzgün, içekapanık, umutsuz, bezgin karakter özelliklerine sahip bir kişiliğe dönüştürdüğüne inanılmaya başlamasıyla, ‘melankoli’ kültürel bir fenomen hâline dönüşecektir. Kara safra sıvısının bedendeki artışıyla ortaya çıkan hastalıkların en önemlisi melankoli hâlidir” (Akın, 2014: 67). Hipokratik anlayışta hastalıkların (beden sıvıları dengesinde bozulma) nedenini yanlış beslenme, iklimsel değişiklikler, hareketsizlik, olumsuz çalışma koşulları, kötü hava solunması veya sağlıksız su kullanımı gibi dışsal (doğal) koşullar oluşturur (Akın, 2014: 66). Yani hem bedensel hem de ruhsal değişim için dışarıdan içeriyi etkileyen faktörlerin olması gerekirdi. Antik Yunan’ın ünlü hekimi Galenos’a göre (2007: 131), dışarıdan içeriye alınan birtakım yiyecekler; yıllanmış peynir çeşitleri, sert et çeşitleri (erkek keçi, öküz, boğa, eşek, köpek, yaban domuzu, tilki eti), sirkede beklemiş bitkiler, deniz suyu ile pişirilmiş lahana, mercimek vb.) ve özellikle de şarap tüketimi artarsa vücudun dengesini bozacak şekilde kanı koyulaştırır, sürekliliği devam ettiğinde kanı kara renkli safraya dönüştürür ve böylece vücudun sıvı dengesini bozardı. Özellikle … Okumaya devam et “Sen Aydınlatırsın Geceyi” ve Melankoli
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın