Salamisli Epiphanius Aziz Mi Yoksa Hain Mi?

Epiphanius Yazar: Neşe Yıldıran (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 1. Sayısı’nda yayımlanmıştır.) Çevirmen: Arman Tekin “Biz idam hükmünü putlara kurban verdikleri ya da taptıkları kanıtlananlar için ceza olarak buyururuz.” Milano, 19 Şubat MS 356, II. Constantinus “Biz bir sorunun çözümünü sahip olduğumuz akıl yürütmeleri ile değil, kutsal kitapların öğretilerine dayanarak söyleriz.” MS 377, Salamisli Epiphanius, Panarion 653 “Eğer biz yaşıyorsak, hayat ölü.” 4. Yüzyılın sonlarında Pagan dizeleri Giriş Geç Roma Dünyası inançlar açısından çeşitlilik gösterir. Bu zenginlik ve fakirliğin, toplumsal bağlamda geniş çaplı bir dönüşümle birlikte görüldüğü bir dönemdir. Öte yandan siyasi bağlamda, imparatorluğun bölünmesine sebep olan bir karmaşa göze çarpar. MS 330’lu yıllarda Suriye’de doğmuş olan ve orduda görev yapan Roma İmparatorluğu’nun son dönem tarihçilerinden Ammianus Marcellinus bu çağdaki muazzam yıkımdan bahseder ve imparatorluğun doğu ve batı cephelerinde yüzleşmek zorunda kaldığı zorlu koşullar ile ilgili yeterli bilgi verir. Siyasal çözülme Roma vatandaşlarının akıllarında ve kalplerindeki toplumsal güvensizliği tetikliyor ve özellikle şehirlerde onların düzene duydukları inancı sarsıyordu. 2. ve 3. yüzyıllarda Hristiyanlığın Roma şehirlerinde yaygınlaşması, insan ilişkilerinin mesafeli, yaşamın zor olduğu büyük, karmaşık ve kozmopolit olan bu şehirlerde birçok insanın yeni bir kimlik kazanmasına yardım etti. Buna karşın, özellikle refah içinde yaşayan yerel egemenlerin denetimi altında bulunan Ön Asya, Filistin ve Suriye’deki doğu vilayetlerinde, Yunan felsefesi –Sokrates, Platon ve Aristotales özelinde- yaşamını sürdürmeye devam etti. 4. yüzyılın başında, Roma şehirleri çoğunlukla Hristiyanlığa geçtiğinde, doğunun aristokratları ne I. Konstantin’e (272/3-337) ne de bir tür Pagan inancı gibi pazarlanan Hristiyanlığa inanmamışlardı. II. Konstantin’in hüküm sürdüğü sırada (337-361) ise piskoposlar, yönetici sınıfın yeni üyeleri olarak siyasi elit tabakanın içinde bürokratların yanında yer aldılar. Doğu Akdeniz’deki vilayetler özellikle 4. yüzyılın ortasında zengin toprak sahiplerine ve onların geniş halk kitleleri üzerindeki yüksek vergi temelli baskılarına tepki olarak Hristiyanlığa geçtiler. Köylüler manastırlarda toplanıyor, klasik ve pagan kültür ile ilgili olarak giderek daha köktenci oluyorlardı. Mısır ve Suriye’de kötü ruhları uzak tuttuğunu, hatta duaları ile Tanrı buyruğunu bile değiştirdiğini iddia eden, katı köktendinciliğin temsilcisi olan birçok keşiş vardı ve şeytana, onun yılan gibi birçok farklı imgesine karşı açtıkları savaş nedeniyle itibar kazanmışlardı. 4. yüzyılın sonunda, Mısır, Ön Asya ve Suriye’deki birçok yer, rakiplerinin klasik hitabete dayalı bilgilikli söylemlerine karşı savundukları basit Hristiyan söylemleriyle gurur duyan yerel keşişlerin yarattığı korkutucu bir din terörü ile karşı karşıya geldi. Hristiyanlık dışı söylemler içinde kabul edilen Pagan, Yahudi ve din karşıtı olan her kimse, bu terörün kurbanı oldu ve Hristiyan söylemleri yönetici elitler tarafından sürekli yüksek vergiler karşısında ayaklanan şehirleri denetim altında tutmak için kullanıldı. I. Theodosius (379-395) Hristiyanlık adına geniş halk kitlelerini yönetmede İskenderiye ve Selanik piskoposlarıyla iş birliği yapmış ve Hristiyan söyleminin en iyi uygulayıcısı olarak tarihe geçmiştir. Onun politikası batıdan çok doğu eyaletlerindeki otokrasiyi güçlendirmiş ve bu otokratik yapı ile merkezi eyalet yönetiminin bir parçası olarak piskoposlar da kendi sahip oldukları etkiyi arttırmak için yerel keşişlerle işbirliği yapmışlardır. Salamisli Epiphanius (315 – 12 Mayıs 403) Roma İmparatorluğu’nun iki parçaya ayrıldığı siyasi kargaşanın içinde, doğu otokrasisinin bir parçası olarak yaşamıştır. Öyküsü diğer köktendinci keşişlerinkinden farklı değildir, bir Yahudi olarak doğmuş, Mısır’da olduğu sırada Pagan ayinlerini sürdüren Ofitler -Gnostikler grubuna katılmış, onları İskenderiye piskoposuna ihbar etmiştir. Bu yolla 30 yılı aşkın bir süre ana vatanı Filistin’deki Yahudiye’de kendi kilisesini kurma ve yönetme şansı bulmuştur. Eski Yahudi ve Pagan olarak şöhreti onu önce M.S. 367’de II. Konstantin’den sonra Constantia olarak da bilinen Salamis’in piskoposu, daha sonra da yaklaşık kırk yıl görevde bulunacağı Kıbrıs adasının metropoliti yapacaktır. Onun neden böyle bir görev için seçildiğinin temelinde ise muhtemelen Kıbrıs’ın yüzyıllarca Yahudi ve Pagan topluluklar için bir merkez olması gerçeği yatar. Epiphanius Ortodoks kilisesi içinde yer alan ve bölgenin otokrasisi içinde din adamları arasındaki güç savaşının bir parçası olan çok sayıdaki dine aykırı düşünceye karşı verilen savaşın ilk isimlerden olmuştur. Hill, “zamanının dini tartışmalarında büyük ancak tamamen saygın bir rol oynamadığını” ve “gerçekten sıradan bir zekanın getirdiği malumatfüruşlukla geri kafalı bir inatçılığın birleşimi olarak karakterize edildiğini” belirtir. 1. Roma İmparatorluğunun Mistik Kültlerinden Biri Olarak Gnostisizm Roma Dünyası, Mare Nostrum -Bizim Deniz- etrafında pax romana tarafından korunan birçok farklı kültürün zenginleştirdiği çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. MS 1. yüzyılın başlarında ölen antik dünyanın seçkin tarihçisi ve coğrafyacısı Strabon, 17 ciltten oluşan meşhur kitabı Geographica’da imparatorluğun kültürleri ve halkları ile ilgili ayrıntılı bilgi vermiştir. Büyük tarım alanlarını içeren ve tarım topluluklarına ev sahipliği yapan Ortadoğu, Mısır, Ege Adaları, Anadolu ve Kıbrıs’ta, yılan, Antik dönemden beri pek çok değişik sembolizme konu olmuştur. Bu topraklarda yılan için bulunulan simgesel yaklaşımlar üç gruba ayrılabilir: ana tanrıça kültü ve verimlilikle ilgili olanlar; yaratığın gizeminden yola çıkarak bilgelik ve bilgililik ile ilişkilendirilenler; ve özellikle Zerdüştlük ve tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasından sonra karanlık güçler ve şeytanla ilişkilendirilenler. Yılan fiziksel özelliklerinden ötürü Doğu Akdeniz’de öncelikle cinsellik simgesi olarak değerlendirilmiştir. Baş kısmı erkeklik organı biçiminde, kıvrımlı gövdesiyle kendi başına doğurabilmesi ise verimlilikle ilişkilendirildiği için dişi olarak düşünülmüştür. Diğer taraftan, derisini yenileyebilme yeteneği, yeniden doğuş hatta Gılgamış Destanı’nda görüldüğü üzere ölümsüzlük ile bağdaştırılmaktadır. Antik metin ve kayıtlardan gördüğümüz kadarıyla, yılan bölgedeki her kültürün kendi mitolojisi içinde öncül bir sembol olarak yerini almıştır. Antik Mısırlılar, Sümerliler, Babilliler, Zerdüştler, Greko-Romenlerin inançları, yanı sıra Eski ve Yeni Ahit, yılanın gizemli simgeselliğinin pek çok örneğini sergiler. Yılanın en ilginç kültü, Gnosis inancı -doğaüstü ve göksel bilgi anlamında- kutsal şeylerin bilimini uygulamak için gerekli olan bilgi, Hristiyan söylemlerinin Pagan ayinleriyle birleşmesi sonucu, Gnostisizm ile ortaya çıkmıştır. Tam olarak nerede doğduğuna yönelik süregelen tartışmalara karşın, Gnostisizm’in Ortadoğu kökenli olduğu yaygın kabul görmektedir. King, MS 1. yüzyıl civarında Roma İmparatorluğu’nun doğu eyaletlerinde oldukça farklı tarikatların türediğini ve onların asıl mezheplerinin Ephesus (Efes), Pergamon (Bergama) ve Apamea (Apameia Kibotos) gibi Anadolu’nun ve Ön Asya’nın birçok şehrinde kendilerini kabul ettirdiklerini belirtir. MS 2-3. yüzyıllarda Gnostisizm için her şey yolunda gidiyordu ve en meşhur Gnostik düşünür, “Tanrının Büyük Gücü” Simon Magus’un takipçisi, Cerinthus Anadolu’luydu. Gnostiklerin teorileri dünyayı feminen/kadınsı bir varlık gözünden iyi ve kötü/karanlık ve aydınlık karşıtlarının çatışması içinde açıklamaktadır. Yılan, bu anlamda iyinin kötüyle, hastalığın sağlıkla olduğu gibi karşıt güçlerin tam dengesini temsil etmektedir. Mezhep, Hadrian’ın hükümranlığı sırasında (MS 110-138) İskenderiye’ye ve Mısır’a gelmiş, yüzyılın sonuna kadar burada bilinen tek meşru Hristiyanlık olmuş, daha sonra da Roma’ya ulaşmıştır. Strabon, kitabının 8. cildinde Batı Anadolu’daki Parium (Parion) şehri yakınlarında Ophiogeneis … Okumaya devam et Salamisli Epiphanius Aziz Mi Yoksa Hain Mi?