?>
Mezopotamya’da Ay Kültü ve İnancı
Ay Kültü Bu yazı Gorgon E-Dergisi’nin 12. Sayısında yayımlanmıştır. 12. Sayımıza ulaşmak için tıklayınız. Mezopotamya’da Ay Kültü ve İnancı Yazar: Kübra Karaköz[1] Giriş Birçok yazılı ve sözlü anlatıma; mitolojiye, edebiyata, masallara, efsanelere ve sanata konu olan Ay, gökyüzünün çıplak gözle görülebilen bize en yakın parlak cismi olması sebebiyle çağlar boyunca insanların dikkatini çekmiştir. Bu binlerce yıllık süreç boyunca her toplumda farklı duyguları tetiklemiştir: korku, endişe, kaygı; bereket, huzur, mutluluk, güven… Günümüzden binlerce sene önce Ay inancı dini, tarımı, ticareti etkilemiş; insanlara, toplumlara ve kültürlere yön vermiştir. Toplum üzerindeki etkisi ve gücü daha fazla olduğu için Ay ile ilgili dinî fenomenlerin ve inanışların sayısı Güneş ile ilgili olanlardan daha fazladır (Eşmeli, 2014: 197). Evreleri, parlaklığı, değişen rengi, konumu, uzaklığı gibi etmenler Ay’ı diğer gökyüzü cisimlerine göre ayrıcalıklı konuma sokmaktadır. Dinî fenomenlerin içinde Ay, yerini yerleşik hayata geçip Güneş’i merkez alan toplumlara bırakmadan önce göçebe toplumların inancındaki yapı taşlarından biri idi. Öyle ki insanlar, Paleolitik Çağ’dan itibaren Ay gözlemlerini küçük taşlara veya kemiklere kazımıştır (Sayılı, 1982: 21). İlk kez arkeolog Alexander Marshack tarafından 1970’li yıllarda yapılan çalışmalarda[2] ortaya atılan sav tartışma yaratmıştır. Buna göre Marshack, Paleolitik Çağ’a ait taşınabilir objeler üzerindeki işaretlerin takvimsel hesaplamalar için kullanıldığını ve bunların mevsimlerin başlangıcını ya da ekinoksları temsil edebileceğini ifade etmiştir. Marshack, yazılı kaynaklar veya kile işaretlenen astronomik detayların temellerinin Paleolitik Çağ’a ait olduğunu, Mezopotamya’da Sümerler ile ortaya çıkan astronomik gözlemlerin temelinin de bu buluntulara dayandığını iddia etmiştir (Pasztor, 2011: 2). Paleolitik Çağ bulgularının bu açıdan değerlendirilmesi tartışmalı olsa da tarımın yaygınlaşmasından önce Ay’ın döngüsünün gözlemlendiği ve kayıt altına alındığı yaklaşımı kabul görmektedir (Eliade, 2005: 188). Fransa’da Abrisous-roche Branchard’da MÖ 27 bin yıllarına ait bir kemik plaka bulunmuştur (Ateş, 2001: 27). Kemik Plakanın üzerinde Ay’ın iki aylık astronomik dönüşüm hareketleri işlenmiştir. Paleolitik Çağ’da, Sibirya’da spiral, yılan ve yıldırım simgelerinin bulunduğu buluntuların Ay’ın değişimlerini ve verimliliğini gösterdiği düşüncesi de hâkimdir (Eliade, 2005: 187). Öyle ki Ay’ı simgeleyen sarmalın Ay’ın hareketleri haricinde verimlilikle ilişkilendirilen kadın cinsel organını, suyu, boynuz ya da sarmal kabuklu böcekleri temsil ettiği düşünülmektedir. Örneğin, muska amacıyla inci takan bir kadın suyun gücü ile Ay’ın gücünü kullanır, cinsellikle, doğumla, embriyo ile bütünleştirdi (Eliade, 2005: 187-189). Paleolitik Çağ’daki kadın figürinlerinde görülen sembollerinin kadın cinselliğini ve doğurganlığını temsil etmiş olabileceği düşünülmektedir. Ay’ın dolunay evresi ise muhtemelen gebe bir kadının karnıyla ilişkilendirilmiştir. Anlamlarını Ay’dan alan tüm simgeler, aynı zamanda Ay’ın ta kendisidir. Sarmal hem aydınlık hem karanlığı ifade eden, insanın Ay’ın gücünün etkisi altına girebileceği bir unsurdur. Ay’ın farklı görünümler içerisinde olan yansıması onun hakkında “canlı” izlenimini yaratmaktadır (Eliade, 2005: 187). Bu canlılık zaman, hayatın ve doğanın düzeni, gelgit, tohum ekme ve hatta regl dönemleri ile bağlantılıdır. Birbirinden farklı görüngülerin hepsi, Ay’ın uyumlu hareketlerine göre ayarlanır ya da ayın bu hareketlerinin etkisi altındadır. Neolitik Çağ’da tarımın yaygınlaşmasıyla beraber Ay’ın; bereket, deniz suları, yağmur, kadının ve hayvanın verimliliği, doğa, ölüm, ölümden sonraki hayat ile ilişkisi kuvvetlenmiş, dinsel açıdan tanrı ve kutsal kültünde Ay dinsel bir fenomen olarak inanç bağlamında yerini almıştır (Eliade, 2005: 187). Ay ve Bereket Ay’ın bereket üzerinde tesiri olduğuna inanılmıştır. Ay ve bitkiler arasında bir ilişki olduğu tarımın yaygınlaşmasından önce de bilinmekteydi (Eliade, 2005: 187). Bitkiler, Ay’ın hareketlerine göre idare edilir ve onun dairesi altındadır. Bitkilerin yeşermesi, olgunlaşması ardından yapılan hasat; döngüsel olarak yeniden doğmayı, ebedi dönüşü sembolize etmektedir (Eliade, 1994: 71). Yaratılışın tekerrür etmesi, Ay kökenli gizemcilikten kaynaklanmaktadır. Ekin ve hasat zamanında, hayvanların çiftleşmesinde ve kadının doğurganlığı üzerinde de Ay’ın tesiri olduğuna inanılırdı. Örneğin boynuz, Yeni Ay’ın simgelerinden biridir (Eliade, 2005: 187). Boynuz aynı zamanda boğa ve boğayla özdeşleştirilen bereketlilik ile ilişkilidir. Bereket tanrılarının atribüsü[3] boğadır. Doğanın ve gökyüzünün gözlemlenmesiyle beraber ekim ve hasat zamanı, Ay’ın döngüleri göz önüne alınarak yapılırdı. Modern tarımın yaygın olduğu toplumumuzda dahi Ay’ın tesiri hâlâ geçerlidir. Bugün kırsalda kereste kesileceği zaman Yeni Ay olmasına dikkat edilir. Anadolu’da ağaç eğer ay karanlığında kesilirse ağaç kurtlarının ağacı yiyerek onu kullanılmaz hâle getireceğine, Ay’ın aydınlığında kesildiğinde ise uzun süre kesilen ağacın dayanacağına inanılmaktadır (Eşmeli, 2014: 197). Ayrıca Ay hilal hâlindeyken iki ucu aşağı dönük olursa o ay yağmurlu, kuzeye yakın olursa kurak geçeceğine inanılmaktadır (Eşmeli, 2014: 197). Ay ve Su Su, canlıların varlığını devam ettirebilmeleri için en temel unsurlardan biridir. Yaşam, dolayısıyla canlı organizmaların devamlılığı suya bağlıdır. Ay, bereketlilik ile doğrudan etkili olan su ile ilişkilendirilmiş hatta insanlar suyun bizzat Ay’dan geldiğine inanmıştır. Suların metcezir durumu ve taşkınlığı konusu eskatolojik mitoslar içinde sıkça tufan konusu altında geçmiştir. Tufanın, Ay’ın üç gün karanlığından (yani Ay’ın ölümünden) kaynaklandığı düşünülmüştür. Ancak mitolojik anlatımlardan da yola çıkılarak her tufandan sonra yeni bir yaşam döngüsü, yeni bir tarih başlamaktadır denebilir. Bu, Ay’ın döngülerinde üç gün süren karanlığın ardından yeniden ortaya çıkmasıyla bağdaşmaktadır. Mezopotamya’da yağmur, metcezir ve tufan ile su ve Ay arasında bir ilişki olduğuna inanılmıştır. Ay tanrısı Sin için yazılmış bir ilahide, tanrının suyla ilişkisi açıkça görülmektedir (Eliade, 2005: 187-88). Bu ilahideki “Sen bir kayık gibi suyun üzerinde yürüdüğün zaman, saf Fırat Irmağı, doluncaya kadar su ile doldurulur.” ifadesi ile Sümerler, Sin’in bir kayık üzerinde yıldızlar ve gezegenler eşliğinde Fırat’ta yolculuk yaptığına inanmıştır (Hooke, 1993: 26). Su ve Ay temelli inançlar yalnızca Mezopotamya’ya özgü değildir. Mezopotamya’dan binlerce kilometre uzaklıkta yaşamış Amerikan Yerlilerinin inancına göre Ay bir su tanrısıdır (Eliade, 2005: 188). Meksika ve Brezilya’da da benzer inançlar vardı. Avrupa’da Eski Yunan ve Kelt inançlarında ise metcezirin Ay tanrısı tarafından yönetildiğine inanılıyordu (Eliade, 2005: 196). Eski Yunan’ın oldukça doğurgan olan Ay tanrıçası Selene, sözcük olarak Ay anlamına gelir ve Ay’ın kişiselleştirilmiş şeklidir (Ateş, 2001: 137). Mısır’da da bereketin, suyun tanrısı Hathor aynı zamanda Ay ile ilişkilendirilen bir tanrı figürüdür (Eliade, 2005: 196). Birbirinden farklı coğrafyalarda benzer inanç kültünün oluşması, insanların binlerce sene doğayı ve gökyüzünü gözlemleyerek oluşturduğu inanç prototipinden kaynaklanmaktadır. Nitekim kültün temellerinin Neolitik öncesi döneme dayandığı kabul edilmektedir. Ay, Yılan ve Kadın Ay’ın gücü, yalnız insanlarda değil; daha önce de sözünü ettiğimiz gibi bitkiler, hayvanlar ve sular üzerinde de etkilidir. Hayvanların üremesi ve büyümesi için Ay’ın gücüne ihtiyaç vardı. Ancak tüm hayvanlar âlemi içerisinde insanlığı oldukça meşgul eden bir hayvan Ay ile bizzat ilişkilendirilmiştir: Yılan. Yılan kendi bünyesinde zehri ve panzehri barındıran bir hayvan olduğu için mitolojilerde yeniden doğuşu sembolize etmektedir (Eliade, 2005: 200). Taşıdığı öz, yılana … Okumaya devam et Mezopotamya’da Ay Kültü ve İnancı
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın