?> Kutsal Kakao Seremonisi Üzerine Söyleşi - Kübra Saatçıoğlu

Kutsal Kakao Seremonisi Üzerine Söyleşi

  Kakao Seremonisi Bu yazı Gorgon E-Dergisi’nin 12. Sayısında yayımlanmıştır. 12. Sayımıza ulaşmak için tıklayınız.   Kutsal Kakao Seremonisi Üzerine Söyleşi Kübra Saatçıoğlu Martı Esin Şemin   “Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim sonra… Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…” Mevlâna Celâlettin Rumî (Saatçıoğlu’nun kitabından)   Martı Esin Şemin- Öncelikle dünkü deneyim için çok teşekkür ederim. Yaşadığım en ilginç günlerden biriydi; sabaha kadar gördüğüm rüyalar, hissettiklerim… Anlatamam… Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Nasıl bu yola girdiniz, “kakaoista” oldunuz? Kübra Saatçıoğlu– Hikâyenin belli bir yerine gelince fark ediyorsun ki hikâye çok önce başlamış. Bugün sabah annemle kahvaltı yaparken bambaşka bir konu üzerinde konuşuyorduk; dedi ki “Sen şimdi konuşuyorsun ama ben senin beş yaşını görüyorum. Beş yaşında da bu hâlinin beş yaş versiyonunu yapıyordun.” Aslında hepimiz belirli bir hamurla doğuyoruz. Şimdi senin çalışma alanlarından biri Şamanizm olduğu için şu söylemi sıkça duyuyorsundur: Şamanlık sadece büyük atalarından geçer, kanla geçer diye… MEŞ- Hatta bu tür geleneklerin içinde el alma da vardır… KS- El alma da vardır ama genel itibarıyla kan önemlidir diye bilinir. Benim anneannem şamandır, dedem şamandır, babaannem şamandır gibi söylemler vardır. Tabii ki DNA ve böyle bir gen aktarımı söz konusu. Müzisyenin torunun da müziğe ilgi duyması veya yeteneğinin olduğunu söyleyebiliriz. Şamanlık aslında bir kas, bir kasını kullanıyorsun ve bu kas fiziki bir kas değil. “Düş kasını” kullandığın bir alan ve o âlemlerle çalışmaya başladığında da doğal olarak, doğal güçler, görünmeyen, bedensiz varlıklar ve insanın ruhu da dâhil olmak üzere o alanda çalışmaya başlıyorsun. Tabii ki genetik aktarım da kuvvetli bir etkiye sahip ama şu da bir gerçek ki eskiden -mesela bir köyde- şamanın kendi torunu olmasına rağmen bazen bambaşka bir çocuğa da el verebiliyor. Birincisi şamanlığın bu klişeden çıkması gerekiyor. İkincisi zaten bir şaman kendine ben şamanım demez. MEŞ- Bu noktada onu sormak isterim. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? KS- Ben yolumu belirtmek zorundayım. Mesela bir yerde çalışma yapacağım zaman, bir çalışma için beni çağırdıkları zaman, şamanik bir yolda ilerlediğimi paylaşıyorum. Beni dans çalışmasına bile çağırsa, yaparım ama ister istemez çalışmam benim yoluma kayar. Çünkü benim yolum, dilim bu. Kullandığım dil bu. Ama tabii bu evrensel doğrulardaki çeşitlilik gibi bir şey değil; bunlar sadece üsluplar. Yoga da bir dil örneğin, Budizm de öyle… Benim konuştuğum dilde ise kendime “şamanik rehber” diyorum. Bana şaman diyen insanlar da var. Onlara “Bana şaman deme” demiyorum. Kişi nasıl hissediyorsa, öyle söyler. Şaman diyen de var, rehber diyen de var, hocam diyen de var… MEŞ- Peki size “şifacı” dendiği de oluyor mu? Ben bunu da duyuyorum insanlar arasında… KS- Şifacı da denir ama daha geçen gün bir yerde konuştuk. Şifa kelimesi, tabii ki sonuçtur ama şifa hâli “doğum hakkı”dır. Biz zaten onunla doğduk. Şifaya eğer “Ben şifalandırdım” diye bakarsan orada çok gizli bir kibir vardır. O yüzden ben şifa demem, seans demem “sağaltım” derim. Sağaltmak… Aslında hastalık nedir? Örneğin her insan gayet sağlıklıdır ve hiçbir problemi yoktur aslında. Sadece “üzerinde ona ait olmayan şeyler” vardır ve ona ait olan bir şey de yolda bir yerde düşmüş gibi görebilirsin. Şaman -ya da başka bir pratikte çalışan kişi- bunu sağlar aslında. Kişiyi, kendi öz oluşuyla buluşturur. Şifa, o yaptığın şeyin sonucu olabilir ama şifalandırma kelimesi kişiyi, rehberi, aracıyı, vesile olan kişiyi başka yerlere taşıyabilir. Kibre ve “ben”e taşıyabilir. Bu, birine gidiyorsun seni şifalandırıyor anlamına gelebilir; hâlbuki şifa insana ait olan bir şeydir. MEŞ- Peki siz sağlığı beden ve ruh, ikisini birbirine içkin ve bütüncül olarak mı değerlendiriyorsunuz? KS- Benim çalışmalarımda evet. Beden, ruh ve zihnin üçünü bir arada tutuyorum. Çalışmalarımın her anında zihin orada olmayabilir ama çalışma sonrasında kişiyi zihinle buluştururum. Kakao seremonisinde de onu yaptım. Ben bedeni, ruhu ve zihni üç arkadaş, üç kardeş gibi düşünürüm. İkisi bir yerde bir oyun oynuyor, diğerine diyorlar ki sen dışarda dur. Zihni bir insan olarak düşün, oyundan atıldığı ve kendi dâhil olmadığı için dışlanmış hisseder. Her şeyi beslemek gerekiyor, bedeni beslemek gerekiyor; ruhu ve zihni de. Zihnin besini bilgi, o bilgi ile beslenir. “Kakao seremonisinde ne oldu?” sorusunun cevabı “Ben bir düşler falan gördüm ama…” diyerek olmaz. Zihnin ihtiyacı olanı vermezsen “niyet”in anlamları kişinin bilinçli algılayışına ulaşmaz. MEŞ- Evet, çalışmaya hazırlık aşamasında bizden bir niyet ile seremoniye hazırlanmamızı istediniz. Çalışmada niyetin önemi nedir? KS- Niyet benim için önemli çünkü zihinden dolayı… Kakao seremonisi, ilahi bir buluşma olduğu kadar kişinin kendisiyle buluşma alanı. Onu “bu seremoni bir ruh hâlidir” düşüncesiyle bir yere koyar zihin. Onun daha matematiksel, daha nedensel, daha sonuçsal bir yerlere varması, ilişki kurması lazım. Onun besini bu… Ben ne için geldim? Ne cevap aldım? Zihnin buna ihtiyacı var. Niyet, zihnin düşüncelerini netleştiriyor. Zaten seremoni sana vereceklerini sunacak. Bazen seremonilere “Ben öylesine geldim” diyenler de olur. O zaman kişinin yaşadıklarını anlamlandırması için o mevzuyu sonradan sahiplenmesi gerekir. Çünkü zihnin “Aaa! Şimdi anladım.” dediği bir an vardır. Bir şeylerin anlamlandırılmaya başladığı o an. MEŞ- O zaman burada kakao fiziksel bir aracı mı? Seremonide dediğiniz gibi bedenimize alıyoruz onu ve içimizde onu taşıyoruz. Ancak sizin yönlendirmelerinizle ilerliyor daha çok. O an kakao bitkisi, kakao içeceği bize ne yapıyor? KS- Kakao fiziki olarak serotonin ve dopamin seviyelerini yükseltiyor. Bunun dışında ruhani etkileri de var. Şamanizm’in özünde iki şey var: Her şeyin bir ruhu var ve her şey birbiriyle ilişkili. Aslında söyleyeceğim ve senin yazacağın her şey bunun etrafında dönecek. Her şeyin bir ruhu var dediğimde kakaonun da bir ruhu var. İnsanın ruhundan çok farklı değil. Örneğin sen bir ortama girdiğinde “Martı’nın yaydığı bir elektrik, bir enerji var” denir. Kimisi bir yere girince etrafta bir sessizlik olur, kimisi girince “Ne iyi oldu, havamızı değiştirdin” dersin. Her şeyin bir etkisi var birbirinin üzerinde. Kakao da böyle. Onu bedenimize aldığımız zaman, onun ruhuyla buluşuruz. Ama bunun bedensel karşılığı da var. Serotonin, dopamin, anandamid seviyelerini yükselttiği için de “Ben öyle hissediyorum” diye de algılayabilirsin. Bir şeyin bir tane doğrusu veya açıklaması yok. Zaten bir tane dünya da yok. Şamanizm’de dünyalar anlayışı var. Bir Orta Dünya var ki, şu anda gördüğümüz onun bir kısmı sadece. Üst Dünya ve Alt Dünya da var. Bir gerçekliği sadece bir şeyle açıklayamayız. Evrenler, âlemler, katmanlar vardır. Bu yüzden de “Kakao bana ne yapıyor” dediğinde bedensel olarak bunları yapıyor. Duygusal olarak … Okumaya devam et Kutsal Kakao Seremonisi Üzerine Söyleşi