?> Kral Arthur - Gorgon Dergisi

Kral Arthur

Kral Arthur King Arthur Yazar: Joshua J. Mark Çevirmen: Gizem Korkmaz Kategori: Tarih Kral Arthur, tüm zamanların en tanınmış edebi karakterleri arasındadır. Arthur dönemi efsanesi Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Camelot, Kutsal Kâse Arayışı, Lancelot ile Guinevere’in aşkı ve büyücü Merlin yüzyıllar boyunca yazınsal eserleri, müziği ve diğer sanatsal görüşleri etkilemiş ve ilham vermiştir. Avrupa’da 1136 ve 1485 yılları arasında gelişen, 19. yüzyılda diriltilen ve günümüzde hâlâ popülerliğini koruyan Arthur dönemi efsanesinden esinlenilmiş ya da yeniden anlatılmış sayısız kitap, büyük çaplı filmler, operalar, televizyon dizileri, oyunlar, oyuncaklar, tiyatrolar ve çizgi romanlar bulunmaktadır. Bu büyük efsanevi kral, büyük bir olasılıkla MS 5. ya da 6. yüzyıllardaki gerçek bir tarihi şahsiyete istinaden ortaya çıkmıştır. Arthur’u belirli bir tarihi şahsiyet olarak tanımlamanın zorluğunun sebebi onun hikâyesini anlatan birincil kaynaklardır. Britanyalıların, Badon Tepesi Savaşında -Arthur ile yakından ilişkili bir olay- Saksonlara[1] karşı kazandığı zafer ile kendilerini gösterdikleri eski tarihi kayıtlar vardır fakat Arthur, Britanyalıların[2] lideri olarak tanımlanmaz. Farklı kaynaklarda Ambrosius’un çavuşu olarak Arthur adında biri olması dışında, Ambrosius Aurelianus isimli şahsın ismi en eski kaynaklarda verilir ve bu Ambrosius’u tarihi Arthur için en iyi aday yapar. Genellikle efsanevi Arthur’un gerçek bir şahıstan baz alınarak ortaya çıktığı kabul edilir fakat bu kişinin kim olduğu belli değildir. En akla uygun anlayış ise efsanevi Arthur’un, Arthur adında tarihi bir savaşçıya istinaden ortaya çıktığıdır. Tarihsel Arka Plan Efsanevi Arthur’un gerçek bir kişiden ortaya çıktığı iddiası, Arthur isminin Galce olması ve Romalı aile adı Artorius’dan türediği gerçeği ile desteklenmektedir. Ambrosius Aurelianus adlı şahsa Artorius ismi verilmiş olabileceği tartışılmaktadır. Milattan sonra 43’te Claudius’un[3] fetihlerinden itibaren Britanya’da Roma isimleri yaygınlaşmıştır. Roma, MS 3. yüzyılda imparatorluğu istilacı barbarlardan koruma amacıyla askeri birliklerini çekmeye başladı. Bu zorluklar aşağı yukarı 200 yıl boyunca, 5. yüzyıla kadar şiddetli bir şekilde artmıştı ve Roma, Britanya’da askeri birliklerinin olması gerektiği yerlerde garnizonlarını giderek kaybetmekteydi. Gotların da Roma’yı yağmaladığı aynı yıl olan MS 410 yılından itibaren bütün Romalı garnizonlar Britanya’dan çekilmişti. Roma’nın askeri birliklerini geri çekme kararı, Britanyalıları işgalciler karşısında çaresiz bırakmıştı. Hadrian[4] duvarına ve diğer bölgelere yerleştirilen Roma ordusu o güne kadar Britanyalıların 300 yılı aşkın bir süredir koruyucusu olmuştu. Roma’nın geri çekilmesinden aldıkları güç ile Kuzeyli Piktler ve İskoçlar bu fırsat ile Britanya’nın tarlalarına ve köylerine akın etmeye başladılar. Neredeyse aynı zamanda, kıtadaki Sakson birliği bozuldu ve Sakson göçmenler ve istilacılar Britanya’nın güney doğu kıyılarında belirmeye başladılar. Anglo-Sakson tarihi kayıtları: “MS 443. Bu yıl Britanyalıları denizaşırı Roma’ya gönderdi ve Piktlere karşı destek için yalvarttı; fakat karşılık alamadılar, çünkü Romalılar Hun[5] kralı Atilla ile savaştaydı. Ardından Angluslara gönderdi ve aynı şeyi o halkın soylularından istediler.” Roma’dan yardım gelmediği zaman Britanyalı kral Vortigern, Piktleri ve İskoçları püskürtme amacıyla, Saksonları bir askeri kuvvet getirmeleri için davet etti. Saksonlar kabul etti fakat işgalcileri mağlup ettikleri an kalmaya karar verdiler. Gildas (MS 500-570), Bede (MS 672-735) ve Nennius (9. yüzyıl) -diğerleri de dâhil olmak üzere- gibi tarihçilere göre Sakson göçü, Britanya’nın sürekli talan edilip yağmalandığı bir işgaldi (modern bilim insanları tarafından tartışılan bir iddiadır). Bu dönemde büyük bir Britanya kralı boy gösterdi, insanları etrafına topladı ve Badon Tepesi Savaşında Saksonları yenilgiye uğrattı. Bu kahramana Gildas ve Bede, Ambrosius Aurelianus, Nennius ise tarihte ilk defa ismini kullanan kişi olarak Arthur diyordu. Arthur, Nennius’un eserlerinin öncesinde de zaten iyi biliniyor gibiydi. MS 600 yılında yapılan Catraeth Savaşı’nda hayatını kaybeden savaşçılar için yazılmış ağıt olan Y Gododdin isimli Galce şiir, bu ismi büyük bir kahraman olarak anar. Her ne kadar mevcut el yazmaları yalnızca 13. yüzyıla kadar uzanabilse de, bu eserin savaştan kısa bir süre sonra yazıldığı düşünülmektedir. Monmouthlu Geoffrey (1100-1155) tarafından yazılmış Britanya Krallarının Tarihi’nin önsözünde açıkça belli olduğu gibi Arthur zamanının büyük bir kralı olarak kabul ediliyordu, fakat Geoffrey’nin bu eseri onu efsanevi bir konuma yükseltecekti. Arthur Efsanesi Monmouthlu Geoffrey Kral Arthur karakterini geliştirmesi, hikâyeye efsanevi unsurlar eklemesi ve daha sonra diğer yazarlar tarafından geliştirilen birçok ana karakteri ve motifi eklemesi ile Arthur Efsanesinin yaratıcısı olarak bilinir. Arthur Efsanesi deyimi birçok farklı hikâyeyi kapsar fakat günümüzde özellikle Sör Thoman Malory’nin 1485’te William Caxton tarafından basılmış İngilizce eseri Le Morte D’Arthur (Arthur’un Ölümü) eserini ifade eder. Efsane, Molary’nin 1469’da hapishanede derlediği, düzenlediği, gözden geçirdiği ve şiir formatında tekrar yazdığı ana kadar sayısız eklemeleri ve sürümleri ile çoğaltılarak Fransa’ya, Almanya’ya, İspanya ve Portekiz’e ve ardından tekrar İngiltere’ye verilen Britanya’nın Krallarının Tarihi kitabından geliştirilmiştir. Esas hikâye şöyledir; bir zamanlar Merlin adında bir büyücü, yüce kral Uther Pendragon’un, başka bir kralın karısı olan kraliçe Igrayne ile yatmasını sağlamıştır. Merlin’in koşulu, bu ilişkinin çocuğu doğduğu anda ona verilmesidir. Bütün bunlar olması gerektiği gibi olur, çocuğa Arthur ismi verilir ve Arthur Sör Hector adında bir başka lord’a, kendi çocuğu Kay ile beraber büyütmesi için verilir. Yıllar sonra Arthur büyür, Kay’in yarışacağı bir turnuva için Kay ve Hector’a eşlik eder ve Kay’in kılıcını evde unuttuğunu fark eder. Bu yüzden ormanda bir taşa saplanmış olarak bulduğu kılıcı alır. Bu kılıç yalnızca Britanya’nın gerçek kralı tarafından taştan çekip alınabilecek olan Taşa Saplanan Kılıçtır. Merlin bu noktada geri döner ve evlatlık olduğunu bilmeyen Arthur’a durumu anlatır ve tahtta hak iddia eden diğer lordlar ile savaşmasına yardım eder. Taşa Saplanan Kılıcın sıklıkla ünlü silah Excalibur ile ilişkilendirilmesine rağmen ikisi farklı kılıçlardır. Arthur’un taştan çekip aldığı kılıç Sör Pellinore ile olan mücadelede kırılmıştır ve Merlin Arthur’u Gölün Hanımı’nın (Lady of the Lake) Excalibur’u verdiği gizemli su kaynağına getirir. Excalibur, bir kılıçtan çok daha fazlasıdır; o Arthur’un yüceliğinin bir sembolüdür. Efsanenin bazı örneklerinde Arthur, kılıcı Sör Gawain’e verir fakat çoğunlukla kılıç sadece Arthur’a aittir. Bu birçok eski hikâyelere ve efsanelere uygun olarak büyük bir kahramanın bir tür büyülü silaha sahip olması durumudur. Arthur diğer lordlara meşruiyetini kabul ettirdiği zaman güzel kraliçe Guinevere ile evlenir ve Camelot’ta hükümdarlığını kurar. Krallığın en büyük şövalyelerini ziyafete davet eder fakat şövalyeler geldikleri zaman en iyi koltuğa oturacak kişi olmak için kavga etmeye başlarlar. Arthur bu kargaşayı çıkaran şövalyeyi ağır bir şekilde cezalandırır ve gelecekte benzer bir durumun tekrarlanmaması için kayınbabasından yuvarlak bir masa kabul eder. Bundan sonra diye açıklar, kendisi dâhil masada oturan herkes eşit olacak ve herkesin görüşü sosyal konumu her ne olursa olsun ciddiyetle tartışılacak. Dahası, bu salonda yardım talep eden herkes iyi karşılanacak ve her tür yanlış Arthur … Okumaya devam et Kral Arthur