?> Kenan Bölgesi: Orta Doğu'nun "Süt ve Bal Akan Toprakları" -

Kenan Bölgesi: Orta Doğu’nun “Süt ve Bal Akan Toprakları”

Kenan Bölgesi Yazar: Joshua J. Mark Çeviri: Yeşim Serin Kenan Bölgesi Orta Doğu’nun “Süt ve Bal Akan Toprakları” Fenike[1] olarak da bilinen Kenan, günümüzün Lübnan, Suriye, Ürdün ve İsrail’in Levant Bölgesi’nde yer alan zaman zaman Mısır’a bağımlı olan büyük ve refah içerisinde antik bir bölgedir. Bu topraklar için “Kenan” ismi, aralarında İncil’in de bulunduğu çeşitli eski metinlere dayanır ve kökeni veya ne anlama geldiği konusunda hiçbir bilimsel uzlaşma bulunmamaktadır. İncil’e göre bölge ismini, Nuh’un torunu olan Kenan’dan almıştır (Yaratılış 10). Diğer teoriler ise, Kenan adının Hurri dilindeki mor’dan türetildiği, Yunanlıların Kenanlıları, Fenikeliler (Yunancada mor anlamında) olarak bildiği ve Fenikelilerin mor boya içinde çalıştıkları, bu yüzden de Yunanlılar tarafından “mor insanlar” olarak tanımlanması, akla en yatkın gelen açıklamadır. Bu teori ayrıca ismin, kaostan gelen düzen, karışım veya eşzamanlı varoluş anlamlarını simgeleyen İbranice “kana” kök fiilinden geldiğini ileri sürmektedir. Bilim insanları J. Maxwell Miller ve John H. Hayes, bu ismin belirleyici bir anlamı olmadığını ve sadece bir yer ismini tanımlamak için kullanıldığını belirtiyorlar: “Mısır’dan Mezopotamya’ya kadar çeşitli eski metinlerde Kenan adı geçmektedir. Mısır metinlerinde Kenan isminin, Mısır’ın Asya eyaletini belirtmek için kullanıldığı görülüyor. İncil’de de Kenan ismi Ürdün’ün batısındaki İbranilerin mirası olan tüm Filistin’i belirtiyor olabilir fakat sadece Filistin’in deniz kıyısı gibi daha sınırlı alanı da kast ediyor olabilir. Benzer şekilde, İncil yazarları zaman zaman Filistin’in yerlilerinden ‘Kenanlılar’ olarak bahsetmektedir (Amoritler olarak da belirtilebilir). Bu vesileyle, Filistin işgalcileri arasında Kenanlıları ve Amoritleri diğer gruplardan ayırırlar.”(38) Bölgedeki en eski yerleşim yeri Paleolitik Çağ’da[2] Eriha kenti civarındaydı ve bu topluluk gelişerek bölgeyi (muhtemel dünyanın) en eski kent merkezi haline getirecekti. Diğer kentler, Erken Tunç Çağı sırasında geliştiler fakat muhtemelen aşırı nüfus artışı ve birkaç yıllığına tarım hayatına geçen insanlar nedeniyle terk edildiler. Orta Tunç Çağı boyunca kentler, diğer uygarlıklar ve en önemlisi Mısır ile ticareti geliştirerek yeniden büyüdüler. Kenan (günümüzdeki adıyla Fenike) MÖ 1250-1200 sözüm ona Tunç Çağı Çöküşü’ne kadar gelişmeye devam etti. Yeşu ve Numbers’ın İncil kitapları, Kenan’ın İbraniler ve Yeşu’nun fethi karşısında yok olmasını vurgulasa da bu iddia günümüz bilim insanları tarafından sorgulanmaktadır. Ancak MÖ 1250-1200 çöküşünün ardından, Yeşu’nun toprakları verdiği söylenen İbraniler (İsrailliler) bölgeyi doldurdu; İsrail ve Yehuda krallıklarını kurdular. Bu krallıklar, bölgenin Asurlular, Babilliler, Persler, Büyük İskender, Selevkoslar ve Roma İmparatorluğu tarafından işgaline  kadar sürdü. Kültür ve Din Kenan bölgesinin yerli halkı, ne birleşik bir etnik grup oluşturdular ne de aynı tanrılara aynı şekilde ibadet ettiler. Kenanlılar ifadesi, Kenan topraklarında yaşayan insanları tanımlamak için kullanıldı fakat ortak bir dile veya dünya görüşüne sahip olup olmadıkları hâlâ bilinmiyor. Örneğin; tüm Fenikeliler Kenanlılar iken tüm Kenanlılar Fenikeli değildir. Çok tanrılı dine sahiptiler; Tanrı El, Tanrıça Ashera (Astarte ile ilişkili[3]) ve onun eşi Baal ve de Utu-Şams[4] gibi Sümer tanrıları başlıca tapındıkları tanrılardı. Baal ve Ashera, Enlil ve Ninlil veya Enki ve Ninhursag gibi Sümer tanrılarına atfedilen üretkenlik/doğurganlık tanrıları olarak tapınılmaktaydı. Son araştırmalara göre; Kenanlıların metalürji tanrısı olabilecek Yahveh isimli ikincil bir tanrı da ibadet edilen tanrıların arasındaydı. Dini törenlerinde insanların -özellikle çocukların- kurban edilmesi vardı. Bunun altında tanrıların insanlara en iyisini verdiğini ve buna karşılık onların da tanrılara en iyisini sunmaları gerektiği inancı yatardı. Bu topluluktaki kadınlar ise, Mezopotamya’nın kültürel değerlerini yansıtacak şekilde rahibe olarak hizmet edebilir, toprak sahibi olabilir, anlaşmalarda yer alabilir ve boşanma sürecini başlatabilirdi. Çeşitli doğurganlık ibadetleri vardı. Doğurganlığın artması ve sağlıklı çocuklar için Ashera’ya ve onun vücut bulmuş hâline ekmek ve tahıl sunarlardı. Bu doğurganlık ibadetlerinin arasında insanların kurban edilmesi yoktu. Hangi koşullarda insanların kurban edildiği de bilinmemektedir. Birleşik bir ulusa hükmeden herhangi bir kralın kaydına rastlanmamış ama şehir-devletlerini yöneten erkeklerin olduğuna rastlanmıştır ancak onların da etrafında zaptedebileceklerinden fazla toprak vardı. Bir şehrin yöneticisinin gücüne ve o şehrin kaynaklarına bağlı olarak bir topluluk gelişir ya da başarısız olurdu. Örneğin, etkili bir hükümet idaresi ve geniş kaynakları sayesinde, MÖ 2. binde, Biblos, Lübnan Dağı’ndan getirilen dağ selvisi ve Mısır’dan getirilen papirüsü diğer devletlere sağlayan büyük bir ihracatçı olduğu için gelişebildi. Daha önce hiç duyulmamış olsa bile Biblos, Kenan şehirlerinin en ünlüsüdür. İncil kelimesi (Bible) Yunancada kitap kelimesi için kullanılan ve etrafı papirüs ile çevrili şehri belirten Biblos’tan gelmektedir. Sur Şehri (Tyre), dikenli salyangoz kabuklarından elde edilen, mor renkle boyanan ve yüksek rağbet gören elbiseleri üreten büyük bir sanayi merkezi ve aynı zamanda büyük bir eğitim merkezi olan Sidon şehri ile faaliyette bulunan bir yerleşimdi. Sur ve Sidon şehirleri arasındaki rekabet, Sur şehri tekstilde tekelleşene kadar her iki şehirde de yüksek kalite ürünlerin üretilmesini sağladı. Bölge, konumu nedeniyle ticarette başarılı oldu. Gazze Şehri, Arabistan’daki Saba Krallığı’ndan başlayıp ve daha sonra Mezopotamya boyunca ve Mısır’ın aşağısına[5] doğru farklı rotalara ayrılan Tütsü Rotası’nın (Incense Routes) son durağıydı. Bu bölge aynı zamanda Mezopotamya, Mısır ve Libya arasında bir ticaret bağı oluşturuyordu. Kenanlı-Fenikeliler uzman gemici ve gemi yapımcısıydı; ticarete doğrudan katıldılar, kültürel değerlerini diğer milletlerle paylaştılar ve diğer milletlerin değerlerini de kendi değerleriyle harmanladılar. Kenanlı-Fenikeliler ilk alfabetik yazma sistemini ve Mezopotamya’dan aldıkları matematik prensiplerini geliştirdiler. Gemicilik ve gemi yapım yetenekleriyle antik dünyada tanındılar. Ayrıca mitolojide de Yunan tanrılarına ilham kaynağı olarak gösterildiler. Marc van de Mieroop’un aşağıda belirttiği gibi alfabeyi geliştirmeleri en büyük başarıları olarak kabul edilmektedir: “Fenikelilerin alfabenin yayılmasındaki rolü, onların en ünlü başarısıdır. Fenikelilerin Karanlık Çağ 1200’den sonra el yazısını kullanması, komşularının bütün alfabetik yazma sisteminlerine de ilham verdi. Yakın Doğu’da, İbranice ve Aramice alfabeleri Fenike alfabesinden türetilmiştir. Avrupa için en önemli yanı ise direkt Fenikelilerden ya da Anadolu veya Suriye’deki aracılarla Fenike alfabesinin benimsenmesi idi. Eski dile ait kaynaklarda bu konu çok açıktı: Yunanlılar harflerini, Fenike alfabesinden aldılar.”(222) Kenanlı-Fenikeliler, İspanya ve bugün İngiltere’nin güneydoğusunda bulunan Cornwall kadar uzaklara yelken açmışlar ve elverişli ticaretleri sayesinde şehirlerini ihtişam ve zenginlik alanlarına dönüştürmüşlerdir. Ancak bütün bunlar başka milletlerle ticaret yapmalarının ardından oldu. Başlangıçta, ülke halkı büyük olasılıkla Mezopotamya’dan bölgeye gelen göçebelerdi. Erken Tarih MÖ 10.000’de bu bölgede yerleşim kurulmuştu fakat halk sadece mevsimsel yerleşimlerle göçebe bir hayata öncülük etmiştir (daha sonraki Eriha şehrinde olduğu gibi). Ancak Erken Tunç Çağı’nda (MÖ 3500-2000) kalıcı yerleşimler kurulmuş ve daha önce kurulmuş olan hayvancılık daha da geliştirilmiştir. Aslında, topraklar tarıma elverişsiz olduğu için toplum avcı-toplayıcıydı. Larousse Ansiklopledisi’nde de doğanın Kenan ülkesini bitkiler için tercih etmediğini yazar: “Ürdün ile kıyı düzlüğü arasında kalan yüksek tepeler kuru ve verimsizdi. Buna … Okumaya devam et Kenan Bölgesi: Orta Doğu’nun “Süt ve Bal Akan Toprakları”