Filmin Felsefesi: Kıta Avrupası Bakış Açıları – I. Bölüm

Yazar: Thorsten Botz-Bornstein[1] Çevirmen: Mehmet Salih Keçici Yazının İkinci Bölümü İçin Tıklayınız. Giriş Bu makale, kıta felsefesinin bakış açısından, filme (movies) dair en önemli bakış açılarını sunmaktadır. “Kıta Avrupası” (continental)[2] coğrafik bir terim olarak kullanılmaz, lakin terim; Alman İdealizmi, Fenomenoloji, Varoluşçuluk, Hermenötik, Yapısalcılık, Post-Yapısalcılık, Fransız Feminizmi ve Frankfurt Okulu örnekleri nezdinde on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl Avrupa felsefî geleneklerine atıfta bulunarak soyut bir kavram olarak kullanılır. 1980’lerden bu yana Anglofon ülkelerinde[3] ortaya çıkan Kıta dostluğu film felsefesi de bu makale nazarında itibara alınmıştır. Eğer bir kimse sadece meşhur filozofların katkılarını düşünürse, filmdeki felsefi çıkarımlar nispeten yavan görünebilir. Filmin felsefesine değinen kitaplar aynı derecede nadirdir. Bununla birlikte; eğer bir kimse, beşeri bilimlerin tamamından yapılan bilimsel katkıları düşünecek olursa, özellikle film estetiği ve film teorisi biçiminde; filmin bünyesine sirayet eden felsefî fikirler ile (en genel itibariyle) gelen esin kaynağı etkileyicidir. 1920’lerden bu yana filmin felsefesine dair geliştirilen çalışmaların çoğunluğu Avrupa felsefî geleneği ile ilişkilidir. Gilles Deleuze’nin iki ciltlik sinema eseri[4] yayınlanmadan önce (1983 ve 1985) kıta felsefesi üzerindeki etkisi ikincil bir durumda kalmasına -yok denilemez- karşın, filme ilk ilgi gösteren filozof Henri Bergson[5]’du (1859-1941). 1980’de iki Fransız filozof, Jean-Louis Schefer ve Gilles Deleuze dikkatlerini film çalışmaları üzerine yöneltmeye karar verdiler. Bu araştırmalar, günümüzde filme dair Avrupa felsefî çalışmaları olarak Jacques Rancière ve Slovaj Žižek’in yazıları boyunca uzanan bir süreklilik arz etmiştir. Felsefî kavramlar, İngilizce konuşulan dünyada film üzerine söylemlerde aşağı yukarı aynı zamanlarda yerini aldı. Stanley Cavell’in The World Viewed: Reflecetions on the Ontology of Film (1971)[6] isimli çalışması bu eğilimin dikkate değer bir göstergesidir. 1988’de Noël Caroll, Psiko-Semiyotik Marksist paradigmalar konusunda fazlaca kesin olduğu için eleştirildiği, çağdaş film teorisinin bir eleştirisini (Gizemli Filmler[7]) yayımladı. Caroll aynı yıl, Bazin ve Arnheim gibi semiyotik öncesi kuramcıları analitik bir üslupla incelediği Philosophical Problems of Classical Film Theory’i yayınladı. Analitik ve Kıta Avrupası (örnek olarak Münsterberg ve Kracauer) ayrılmadan önce, önde gelen film çalışmaları hem analitik hem de Kıta Avrupası geleneğinin düşünürleri olarak göz önünde bulunduruluyordu; bunun yanı sıra bu düşünürlerin izahatları her iki gelenekte de önemli ölçüde farklıdır. Kıtaya ait çalışmanın önemli bir bölümü 1970’lerde çok etkili olan Lacancı ve Yeni-Marksist film teorisinin temellerinin atıldığı British Journal Screen[8] etrafında gelişti. Filmin analitik felsefesi, zengin analitik estetik geleneğinden büyük ölçüde faydalanmıştır. Bu felsefenin önemli bir kısmı, çalışmalarını kanıt temelli bilimsel modeller doğrultusunda gerçekleştirmeye gayret etmiştir. Kıta düşüncesi, sıklıkla beşerî bilimlerin daha yumuşak alanlarından ilham almıştır ve yekpare bir miktarda siyasî katılım göstermiştir. Eski Sovyetler Birliği’nde filmin semiyotiği üzerine karmaşık bir araştırmada, filme doğuştan ilgisi olan Rus biçimci mirasından etkilenilerek çok sayıda felsefî beyanda bulunuldu. I. Filmin Felsefesi Nedir? Filmle ilgili birçok çalışma, belirli bir felsefi mirasa sahip olmayı gerektirmez ancak yaklaşımları felsefî olduğu kadar metodolojik olarak karmaşık ve aşkın deneyci manada (transgress empiricism) düşünülebilir. Neyin “felsefî” olduğu ya da olmadığı konusunda pozitif standartlar oluşturmak epeyce zor olsa da, filozofları ve teknik olmayan bazı soyut kavramları referans olarak kullandığı sürece bu yaklaşımın “felsefî” olduğuna hemfikir olunabilir. Bununla birlikte; yapılan tartışmanın derecesi ve nedenlerle, bir tür kanıtla ve çözümleme ya da yorumlamayla desteklenmiş savlar; sadece felsefeye özgü değildir lakin bütün (beşeri) bilimler tarafından takip edilmektedir. Film Teorisi Felsefi ötesi (para-philosophical) çalışmalar rahatlıkla film teorisi olarak nitelendirilmiştir. Tam olarak ifade etmek gerekirse, film teorisinin geliştirdiği “anlatıcılık” (narrativity)[9], “anlatıcı öykü” (diegesis)[10], “tür” (genre)[11] ya da müelliflik (autorship) gibi kavramlar tek başına felsefe değildir; lakin çoğu zaman bunun bir parçasıdır. Film teorisi ve filmin felsefesinin parçaları her iki gelenekte de örtüşüyor olsa da (dahası, Münsterberg ve Arnheim’den bu yana birçok film teorisyeni yaptıkları işin film felsefesi ile de ilgili olduğunu ileri sürdüler) film üzerindeki her “teorik” düşünceyi felsefî olarak nitelendirmek yanlıştır zira film teorisi teknik ayrıntılar ya da metinsel analizlerden ibaret de olabilir. Burada film teorisinin yazar üzerindeki yansımalarının olduğu yerde edebiyat teorisinden farkı yoktur. Dahası “felsefî” mülahazalara gömülmediği sürece, anlatı ve tür analizleri genellikle felsefe yaftası alma zorunluluğu olmadan ortaya çıkar. Çağdaş Anglofon film felsefesi bu bakış açısını biraz farklı biçimde görür. Zira bu konu üzerine epey bir zamandır süregelen yansımalar (Cavell, Carroll, Bordwell, Gaut ve Branigan tarafından) genel olarak felsefe diye sınıflandırılır. “Felsefik” seviyeler, filmin çeşitli yorumları çerçevesinde değişirken, filmin doğasıyla ilgili herhangi bir yansıtıcı çalışmanın felsefî olduğunu var saymak güvenilirdir. Bilim insanları ne zaman filmin ne olduğu üzerine mütalaada bulunmaya girişim göstermişlerse (Film bir sanat mıdır? Filmin diğer sanatlardan farklılığı nasıldır?) onların tartışmaları (discourse) mutlaka felsefî olur. Bu yansıtıcı çalışma filmle sınırlı değildir, herhangi bir akademik alan için de geçerlidir (bilim felsefesinde daha belirli hale gelir). Film Estetiği[12] Film felsefesi yalnızca estetiğin ya da sanat felsefesinin bir alt bölümü olarak görülemez. Aynı şekilde film felsefesi, film estetiği olarak da nitelendirilmemelidir. Film felsefesine o kadar geniş bir soru yelpazesiyle yaklaşılabilir ki, filmin estetikle bu bağı bu yüzden bazen sadece biçimsel nedenlerle sürdürülebilir. Çağdaş film felsefesi üzerine merkezi bir yer edinmiş Bergson’un film felsefesi hiçbir şekilde estetik bir ilgi geliştirmedi; film yalnızca Bergson’a genel felsefi fikirlerini göstermesi açısından bir imkân sunmuştur. Film felsefesi, estetikten başka olan alanlara karşı; estetikle zıtlık oluşturabilecek mantığa aykırı birleştirmeleri (paradoxical fusions) üstlenmeye hazır olmasından dolayı, tamamen felsefenin bünyesinde aşikâr hale gelmiş bir söylem geliştirmeyi dahi mümkün kılabilir. Asli manada örnek verecek olursak, estetik fenomene (aesthetical phenomena) dayalı psiko-analitik ya da bilişsel sorunlar felsefenin diğer alt disiplinlerinde aynı ölçüde var olmayan muazzam bir eleştiri potansiyeli taşımaktadır. Film ve Felsefe   Antik Yunanca’da “bilgelik sevgisi” anlamına gelen Phila-sophia (Philos-sophia) terimi, insan varoluşunu ve dünyayı kendi bütünselliğiyle yorumlama ve sorgulama konusunda muazzam bir girişim olarak anlaşılabilir. Mantıken, film onun konularından biri olabilir. Hal böyleyken, filme yönelik yaklaşım, genel manada salt yorumlama yaftasını aşar ve filmi, kendi özü (essence), hakikati ve güzelliği gibi klasik felsefi sorularla karşılıklı münasebeti içine yerleştirir. Phila-sophia, filmi konularından biri olarak görebilir; lakin film onun nesnesi (object) de olabilir; yani film, bir düşünürün dünyayı görmeye çalıştığı bir felsefe olabilir. Başka bir deyişle film; öz, hakikat ve güzellik mevzularında kendi mevzisini kurabilir. Teorik yönden, bu sanatın herhangi bir formu ile yapılabilir: ki resim, edebiyat ya da dansı felsefi bir icraat olarak da görmek mümkündür. Bunun yanı sıra film bu tür modeller için çok daha münasip bulundu zira onun kuşatıcı temsiliyeti çerçevesinde; zaman, mekân, imge ve hareket … Okumaya devam et Filmin Felsefesi: Kıta Avrupası Bakış Açıları – I. Bölüm