?>
Egoizm Bu yazı e-dergimizin 11. Sayısı içerisinde yer almaktadır. Yazar: Melis Fettahoğlu-Hallier[1] Felsefede Egoizm Resim 1: Jacques-Louis David, Belisarius Begging for Alms, 1781. “İnsan olmanın” ne olduğunu anlama çabalarımızın tam kalbinde çok kritik bir soru yatar: İnsanlık temelde egoist midir, yoksa özgecil mi? Modern dönem felsefesinin temellerinin atıldığı 17. yüzyılda, Leviathan adlı eserinde “İnsan ırkının doğal durumu herkesin birbiriyle savaş hâlinde olduğu durumdur” (98) ifadesiyle yeni bir ahlak düşüncesini şekillendiren Thomas Hobbes (1588-1679), bireysel çıkarların insan eyleminin en esas motivasyonu olduğunu öne sürerek insan doğasının bencil, diğer bir deyişle egoist olduğunu vurgulamıştır. 18. yüzyıl düşünürlerinden Joseph Butler (1692-1752) Hobbes’un bu önermesine kısmen katılsa da, insanın özünde iyiliksever davranışlar sergilemesini mümkün kılan psikolojik bir içsel kapasitesi olduğunu savunmuştur. Fakat Hobbes’a göre, diğerkâmlık masraflı bir iştir; bencillik ise bireye yarar sağlar. İnsan doğasının özellikleri hakkında Hollandalı filozof, iktisatçı ve hiciv ustası Bernard Mandeville (1670-1733) Hobbes ile aynı fikirdedir. İnsan topluluklarını arı kovanındaki arılarla benzeştirdiği Arıların Masalı (The Fable of the Bees) adlı kitabında insanın yaradılış itibarıyla bencil olduğu ve bu bencilliğin aslında bir kusurdan ziyade bir erdem olduğu mesajı belirgindir. Hatta Mandeville daha da ileriye giderek dürüstlük ve diğerkâmlık gibi niteliklerin toplumu geriye götürdüğünü, öte yandan bencilliğin ve kötücül eylemlerin sosyal menfaatler sağlayarak toplumun ilerlemesine katkıda bulunduğunu ima eder (Günör, 2016: 529). Günümüzde de, bireylerin kendi ekonomik ve maddi çıkarlarını öncelikli olarak gözettikleri, menfaatleriyle uyumlu politikaları daha fazla destekledikleri ve çıkarcı görünmeyen davranışlara şüpheyle yaklaştıkları görüşü oldukça yaygındır. Bu görüş, başta ekonomi ve psikoloji olmak üzere sosyal bilimlerdeki birçok kuramın inşasına yön vermiştir. Bu yazı, çeşitli düşünürlerin ve toplumbilimcilerin kuramlarını ve çalışmalarını derleyerek egoizm kavramına dair bir öngörü sağlamayı amaçlamaktadır. Egoizm (Bencillik) Nedir? Egoizm, altrüizm (özgecilik, diğerkâmlık) kavramının karşıtı olarak bireyin, başkalarını dikkate almaksızın, yalnızca kendi istençleri ve gereksinimleri doğrultusunda hareket etmesi anlamına gelmektedir. Egoist olan bir kiş için kişisel çıkarlar bütün diğer motivasyonlara baskın gelmektedir (Becker, 1976: 817). Egoizm terimi, Latince ‘ben’ anlamına gelen ego sözcüğünden türemiştir.[2] Egoizm kavramsallaştırmasının betimsel ve normatif olmak üzere iki değişkeni vardır. Betimsel egoizm insan ilişkilerini olgusal olarak tanımlar. Buna göre, eylemlerimizi şekillendiren etkenler isteklerimiz ve çıkarlarımızdır. İnsan eyleminin kaynağı başka bir nedene bağlanamaz. Egoizmin normatif değişkeni ise insan eyleminin kaynağının ne olduğundan çok, ne olması gerektiği üzerinde durmaktadır. Normatif egoizm insan doğasını açıklamakla ilgilenmez; dolaysız bir biçimde insan doğasının egoist olması gerektiğini söyler.[3] Egoizm Türleri a. Psikolojik Egoizm Psikolojik egoizme göre, her eylem kaçınılmaz olarak bencildir ve özgecil görünen eylemler dahi benmerkezci bir motivasyona bağlıdır (Sober, 1989: 129). Bu anlayışa göre, sokakta gördüğü dilenciye yardım eden bir kişinin, bu özgecil davranışının altında en nihayetinde kendisine sosyal veya bireysel açıdan yarar sağlayacak birincil amacı “bencil” bir güdü ile oluşur (Slote, 1964: 534). Mesela bu kişi çevresi tarafından yardımsever bir birey olarak tanınmak istiyor olabilir. Çünkü bu hareket toplumdaki konumunu iyileştirecek ve egosunu hoşnut edecek bir güce sahiptir ya da kendisini o dilencinin yerine koyarak merhamet duygusunu tatmin etmiştir. Aslında yardım ettiği kişi dilenci değil, dilencinin bahtsız konumuna yerleştirdiği “kendisi”-dir. Peki, egoizmin tüm nihai amaçlarımızın kendimize dönük olduğunu ileri sürmesi ne anlama gelmektedir? Buna veciz bir şekilde ayna tutan örneklerden biri Abraham Lincoln and the Pigs (Abraham Lincoln ve Domuzlar) öyküsüdür. Bu öyküde, Lincoln bataklıklarla çevrili kırsal bir alanda yakın arkadaşı ve senatör Edward Dickinson Baker ile atlı arabada seyahat etmektedir. Sohbet esnasında Lincoln, Baker’a her iyi ve kötü davranışın arkasında bencilliğin yattığını söyler. Baker, Lincoln ile aynı fikirde değildir. O sırada, dışarıda bir domuzun bataklığa sıkışmış yavrularını kurtarmaya çalıştığını görürler. Domuz acı içinde bağırmaktadır. Lincoln arabanın durdurulmasını emreder. Aşağıya atlar, bataklığa koşar ve yavru domuzları teker teker sıkıştıkları yerden çıkarır. Arabaya döndüğünde Baker kendisine beklenen soruyu yöneltir: “Şimdi bu küçük hadisede bahsettiğin bencillik nerede?” Lincoln şöyle yanıtlar: “Bu bencilliğin ta kendisiydi. Eğer yavrularını kurtaramadığı için acı çeken o yaşlı dişi domuzu orada öylece bıraksaydım, bütün gün vicdanen huzurlu olamazdım. Bunu gönül rahatlığı için yaptım, anlamadın mı?”[4] Joel Feinberg (2013: 168) psikolojik egoizmin çoğu kesim tarafından mantıklı bulunan temel önermelerini şu şekilde listeler: İstediğimiz herhangi bir şeyi elde ettiğimizde bundan haz duyarız. Bu nedenle her durumda istediğimiz tek şey haz duymaktır ve gerçekleştirdiğimiz diğer eylemler bu hazza ulaşmak için sadece birer araçtır. Kendini kandırma. Çoğu zaman yaptığımız eylemlerin amacını “erdemli”, “ahlaklı” veya “asil” nedenlere bağlayarak kendimizi kandırırız. Hakiki niyetimizin yalnızca kendi mutluluğumuz olduğu gerçeğini kamufle ederiz. Ahlaki Eğitim. Ahlaklılık, görgü kuralları, terbiyeli olma ve diğer değerler öğretilebilir. Psikolojik egoistler ahlaki eğitimin ve görgü kurallarına yönelik telkinlerin ödül ve cezalandırma yöntemi ile çocuklara aşılandığını gözlemlemişlerdir. Bu sebeple insanlar iyi davranışa ya ödüle ulaşmak için ya da acıdan kaçmak için yönelmektedirler. Bu önermeler her ne kadar ikna edici ve akla yatkın olsa da, insanın doğası gereği bencil olduğu fikrine karşı çıkan düşünürler de vardır. Karl Marx ve Pyotr Kropotkin gibi kuramcılar kişilerin doğaları gereği bencil olamayacaklarını, fakat kapitalist toplum yapısındaki üretim ilişkileri dolayısıyla bencil düşünmeye zorlandıklarını öne sürerler. Bu hususta Marx, “genel olarak insan doğası” ve “değiştirilmiş insan doğası” ayrımını yapar. İnsanoğlunun dürtülerinin ve arzularının iki farklı türü vardır. Bunlar: açlık ve cinsel istek gibi doğamızın ayrılmaz parçaları olan sabit dürtüler ve her kültürde farklılık gösterebilen ve zaman içinde değişime uğrayan, doğamızın tamamlayıcı bir parçası olmayan dürtü ve isteklerdir. İkincisi çoğunlukla ‘göreceli’ arzulardır, çıkış noktalarını belirli sosyal yapılar içerisinde inşa edilen üretim ve iletişim ilişkilerine borçludur. Marx bu arzuların kurgudan ibaret olduğunu belirtir: Para ihtiyacı modern ekonominin yarattığı tek gerçek ihtiyaçtır […] Zalim, ahlaksız, doğaya aykırı ve hayal ürünü arzular için üretimin ve ihtiyaçların yayılması her daim kurnaz ve ihtiyatlı bir hizmet hâline gelmektedir (Peffer, 2014: 95). Marx’ın yaklaşımına göre, insanın fizyolojik dürtüleri dışında kalan arzuları içine doğduğu toplumdaki sosyal ve ekonomik ilişkilerin getirdiği gereklilikler doğrultusunda şekillenir. Bu noktada insanın bencilliği yaşadığı kapitalist toplumdaki çıkar ilişkilerinin bir yansıması ve sonucudur. Marx’ın argümanına karşılık, Alman düşünür Max Stirner (1806-1856) The Ego and His Own (Biricik ve Mülkiyeti) kitabında, insanların en başından beri egoist olduklarını, hep ödül peşinde koştuklarını, bedavaya hiçbir şey yapmadıklarını dile getirirken, ödül beklemeyenlerin ise “iyi bir şey yapmış olmak için iyi davranma” tutumu sergilediklerini söyler. Stirner dinlerin bile insanoğlunun arzularını hesaba katarak planlandığını ve bu kemikleşmiş egoizmi sömürdüklerini iddia eder. Bütün uğraşlarımız ve eylediklerimiz, kendimize itiraf etmediğimiz -ya da … Okumaya devam et Felsefede Egoizm
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın