11. Sayı Yazıları

Felsefede Egoizm

Egoizm

Bu yazı e-dergimizin 11. Sayısı içerisinde yer almaktadır.

Yazar: Melis Fettahoğlu-Hallier[1]

Felsefede Egoizm

Resim 1: Jacques-Louis David, Belisarius Begging for Alms, 1781.

“İnsan olmanın” ne olduğunu anlama çabalarımızın tam kalbinde çok kritik bir soru yatar: İnsanlık temelde egoist midir, yoksa özgecil mi?

Modern dönem felsefesinin temellerinin atıldığı 17. yüzyılda, Leviathan adlı eserinde “İnsan ırkının doğal durumu herkesin birbiriyle savaş hâlinde olduğu durumdur” (98) ifadesiyle yeni bir ahlak düşüncesini şekillendiren Thomas Hobbes (1588-1679), bireysel çıkarların insan eyleminin en esas motivasyonu olduğunu öne sürerek insan doğasının bencil, diğer bir deyişle egoist olduğunu vurgulamıştır. 18. yüzyıl düşünürlerinden Joseph Butler (1692-1752) Hobbes’un bu önermesine kısmen katılsa da, insanın özünde iyiliksever davranışlar sergilemesini mümkün kılan psikolojik bir içsel kapasitesi olduğunu savunmuştur. Fakat Hobbes’a göre, diğerkâmlık masraflı bir iştir; bencillik ise bireye yarar sağlar. İnsan doğasının özellikleri hakkında Hollandalı filozof, iktisatçı ve hiciv ustası Bernard Mandeville (1670-1733) Hobbes ile aynı fikirdedir. İnsan topluluklarını arı kovanındaki arılarla benzeştirdiği Arıların Masalı (The Fable of the Bees) adlı kitabında insanın yaradılış itibarıyla bencil olduğu ve bu bencilliğin aslında bir kusurdan ziyade bir erdem olduğu mesajı belirgindir. Hatta Mandeville daha da ileriye giderek dürüstlük ve diğerkâmlık gibi niteliklerin toplumu geriye götürdüğünü, öte yandan bencilliğin ve kötücül eylemlerin sosyal menfaatler sağlayarak toplumun ilerlemesine katkıda bulunduğunu ima eder (Günör, 2016: 529).

Günümüzde de, bireylerin kendi ekonomik ve maddi çıkarlarını öncelikli olarak gözettikleri, menfaatleriyle uyumlu politikaları daha fazla destekledikleri ve çıkarcı görünmeyen davranışlara şüpheyle yaklaştıkları görüşü oldukça yaygındır. Bu görüş, başta ekonomi ve psikoloji olmak üzere sosyal bilimlerdeki birçok kuramın inşasına yön vermiştir. Bu yazı, çeşitli düşünürlerin ve toplumbilimcilerin kuramlarını ve çalışmalarını derleyerek egoizm kavramına dair bir öngörü sağlamayı amaçlamaktadır.

Egoizm (Bencillik) Nedir?

Egoizm, altrüizm (özgecilik, diğerkâmlık) kavramının karşıtı olarak bireyin, başkalarını dikkate almaksızın, yalnızca kendi istençleri ve gereksinimleri doğrultusunda hareket etmesi anlamına gelmektedir. Egoist olan bir kiş için kişisel çıkarlar bütün diğer motivasyonlara baskın gelmektedir (Becker, 1976: 817). Egoizm terimi, Latince ‘ben’ anlamına gelen ego sözcüğünden türemiştir.[2] Egoizm kavramsallaştırmasının betimsel ve normatif olmak üzere iki değişkeni vardır. Betimsel egoizm insan ilişkilerini olgusal olarak tanımlar. Buna göre, eylemlerimizi şekillendiren etkenler isteklerimiz ve çıkarlarımızdır. İnsan eyleminin kaynağı başka bir nedene bağlanamaz. Egoizmin normatif değişkeni ise insan eyleminin kaynağının ne olduğundan çok, ne olması gerektiği üzerinde durmaktadır. Normatif egoizm insan doğasını açıklamakla ilgilenmez; dolaysız bir biçimde insan doğasının egoist olması gerektiğini söyler.[3]

Egoizm Türleri

a. Psikolojik Egoizm

Psikolojik egoizme göre, her eylem kaçınılmaz olarak bencildir ve özgecil görünen eylemler dahi benmerkezci bir motivasyona bağlıdır (Sober, 1989: 129). Bu anlayışa göre, sokakta gördüğü dilenciye yardım eden bir kişinin, bu özgecil davranışının altında en nihayetinde kendisine sosyal veya bireysel açıdan yarar sağlayacak birincil amacı “bencil” bir güdü ile oluşur (Slote, 1964: 534). Mesela bu kişi çevresi tarafından yardımsever bir birey olarak tanınmak istiyor olabilir. Çünkü bu hareket toplumdaki konumunu iyileştirecek ve egosunu hoşnut edecek bir güce sahiptir ya da kendisini o dilencinin yerine koyarak merhamet duygusunu tatmin etmiştir. Aslında yardım ettiği kişi dilenci değil, dilencinin bahtsız konumuna yerleştirdiği “kendisi”-dir. Peki, egoizmin tüm nihai amaçlarımızın kendimize dönük olduğunu ileri sürmesi ne anlama gelmektedir?

Buna veciz bir şekilde ayna tutan örneklerden biri Abraham Lincoln and the Pigs (Abraham Lincoln ve Domuzlar) öyküsüdür. Bu öyküde, Lincoln bataklıklarla çevrili kırsal bir alanda yakın arkadaşı ve senatör Edward Dickinson Baker ile atlı arabada seyahat etmektedir. Sohbet esnasında Lincoln, Baker’a her iyi ve kötü davranışın arkasında bencilliğin yattığını söyler. Baker, Lincoln ile aynı fikirde değildir. O sırada, dışarıda bir domuzun bataklığa sıkışmış yavrularını kurtarmaya çalıştığını görürler. Domuz acı içinde bağırmaktadır. Lincoln arabanın durdurulmasını emreder. Aşağıya atlar, bataklığa koşar ve yavru domuzları teker teker sıkıştıkları yerden çıkarır. Arabaya döndüğünde Baker kendisine beklenen soruyu yöneltir:

“Şimdi bu küçük hadisede bahsettiğin bencillik nerede?” Lincoln şöyle yanıtlar:

“Bu bencilliğin ta kendisiydi. Eğer yavrularını kurtaramadığı için acı çeken o yaşlı dişi domuzu orada öylece bıraksaydım, bütün gün vicdanen huzurlu olamazdım. Bunu gönül rahatlığı için yaptım, anlamadın mı?”[4]

Joel Feinberg (2013: 168) psikolojik egoizmin çoğu kesim tarafından mantıklı bulunan temel önermelerini şu şekilde listeler:

İstediğimiz herhangi bir şeyi elde ettiğimizde bundan haz duyarız. Bu nedenle her durumda istediğimiz tek şey haz duymaktır ve gerçekleştirdiğimiz diğer eylemler bu hazza ulaşmak için sadece birer araçtır.

Kendini kandırma. Çoğu zaman yaptığımız eylemlerin amacını “erdemli”, “ahlaklı” veya “asil” nedenlere bağlayarak kendimizi kandırırız. Hakiki niyetimizin yalnızca kendi mutluluğumuz olduğu gerçeğini kamufle ederiz.

Ahlaki Eğitim. Ahlaklılık, görgü kuralları, terbiyeli olma ve diğer değerler öğretilebilir. Psikolojik egoistler ahlaki eğitimin ve görgü kurallarına yönelik telkinlerin ödül ve cezalandırma yöntemi ile çocuklara aşılandığını gözlemlemişlerdir. Bu sebeple insanlar iyi davranışa ya ödüle ulaşmak için ya da acıdan kaçmak için yönelmektedirler.

Bu önermeler her ne kadar ikna edici ve akla yatkın olsa da, insanın doğası gereği bencil olduğu fikrine karşı çıkan düşünürler de vardır. Karl Marx ve Pyotr Kropotkin gibi kuramcılar kişilerin doğaları gereği bencil olamayacaklarını, fakat kapitalist toplum yapısındaki üretim ilişkileri dolayısıyla bencil düşünmeye zorlandıklarını öne sürerler. Bu hususta Marx, “genel olarak insan doğası” ve “değiştirilmiş insan doğası” ayrımını yapar. İnsanoğlunun dürtülerinin ve arzularının iki farklı türü vardır. Bunlar: açlık ve cinsel istek gibi doğamızın ayrılmaz parçaları olan sabit dürtüler ve her kültürde farklılık gösterebilen ve zaman içinde değişime uğrayan, doğamızın tamamlayıcı bir parçası olmayan dürtü ve isteklerdir. İkincisi çoğunlukla ‘göreceli’ arzulardır, çıkış noktalarını belirli sosyal yapılar içerisinde inşa edilen üretim ve iletişim ilişkilerine borçludur. Marx bu arzuların kurgudan ibaret olduğunu belirtir:

Para ihtiyacı modern ekonominin yarattığı tek gerçek ihtiyaçtır […] Zalim, ahlaksız, doğaya aykırı ve hayal ürünü arzular için üretimin ve ihtiyaçların yayılması her daim kurnaz ve ihtiyatlı bir hizmet hâline gelmektedir (Peffer, 2014: 95).

Marx’ın yaklaşımına göre, insanın fizyolojik dürtüleri dışında kalan arzuları içine doğduğu toplumdaki sosyal ve ekonomik ilişkilerin getirdiği gereklilikler doğrultusunda şekillenir. Bu noktada insanın bencilliği yaşadığı kapitalist toplumdaki çıkar ilişkilerinin bir yansıması ve sonucudur.

Marx’ın argümanına karşılık, Alman düşünür Max Stirner (1806-1856) The Ego and His Own (Biricik ve Mülkiyeti) kitabında, insanların en başından beri egoist olduklarını, hep ödül peşinde koştuklarını, bedavaya hiçbir şey yapmadıklarını dile getirirken, ödül beklemeyenlerin ise “iyi bir şey yapmış olmak için iyi davranma” tutumu sergilediklerini söyler. Stirner dinlerin bile insanoğlunun arzularını hesaba katarak planlandığını ve bu kemikleşmiş egoizmi sömürdüklerini iddia eder. Bütün uğraşlarımız ve eylediklerimiz, kendimize itiraf etmediğimiz -ya da etmek istemediğimiz- gizli, örtülü ve bilinç altına itilmiş bir egoizmden güç bulur. “İnsan, kötü ruhların ya da hayaletlerin en sonuncusudur” der Stirner (1995: 228), “en yakından tanınan ya da en aldatıcı olan, dürüst yüz ifadesine rağmen en kurnaz yalancı insan’dır. İnsan, yalanın babasıdır.” Bu yalanı en çok kendimize söyleriz, amacımız kendimizi egoist olmadığımıza ikna etmektir aslında. Stirner’a göre, bir insanın egoist olmaması mümkün değildir; hatta kendini egoizminden özgürleştirmeye çalışan insanları tanımlamak için unfreiwillingen Egoisten (gönülsüz egoist) kavramını ortaya atmıştır. Gönülsüz egoist, “egoist olmak istemeyen, bu acizliğini kabul eden, bencil içgüdülerine karşı savaş açan, ama aynı zamanda bunu sırf kendini gururlandırmak ve nihayetinde benliğini yüceltmek uğruna yapan” kişidir (Stirner, 1995: 37). Egoizmden kurtulma çabasının altında, kişinin iyi insan olma arzusu yatar. Bu örtülü arzu, başlı başına egoya hizmet etmektedir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Stirner egoizm kavramına pejoratif bir anlam yüklemez.

’nin “Ben, her şey demektir” sözünden yola çıkarak “ben” ya da “kendi” olmanın insanı bütün örtülerden, kabuklardan kurtarıp özgürleştireceğine inanır. Egoist olmak kendi olmaktır ve kendimize ait olduğumuz sürece özgürlüğümüzü güvence altına alırız. Kendi irademizde ısrar etmememiz, arzularımızın ve çıkarlarımızın peşinden koşmamamız ve “ideal insan” anlatısına teslim olmamız “kendimizi inkar etmemiz” anlamına gelmektedir. Stirner (1995: 205) kesin bir dille insanın egoist yaradılışını benimsemesi gerektiğine vurgu yapar:

Binlerce yıldır sürüp giden bir kültürün egemenliği size ne olduğunuzu göstermemek için karanlığını yaymış ve sizi bir egoist olmadığınıza, bir idealist (iyi insan) olmak için yaratıldığınıza inandırmıştır. Bu düşünceyi üzerinizden atın! Sizi kendinizden yoksun bırakan özgürlüğü ‘kendinizi inkârda’ aramayın, aksine kendinizi arayın, birer egoist olun, her biriniz her şeye muktedir bir ben olun.

Psikolojik egoistler insanların zaman zaman başkalarının mutluluğu için bir şeyler yapmak isteyebileceklerini hiçbir zaman inkâr etmezler; fakat insanlar bu istence durduk yere sahip değillerdir. Bu özgeci istenç, eninde sonunda kendi mutluluklarını yükselteceği için mevcuttur. (Feinberg, 2013: 167)

b. Rasyonel (Akılcı) Egoizm

Normatif bir yaklaşım olan rasyonel egoizm, bireysel çıkarları azami seviyeye çıkaran her eylemin rasyonel, yani akılcı olduğunu savunur.[5] Diğer bir deyişle, bireyin öz çıkarlarının yükseltilmesi, desteklenmesi ve gerçekleştirilmesi akılcı düşünce ile her zaman uyumludur. Rasyonel egoizm teorisini ileri süren ve en provokatif temsilcisi olan Ayn Rand (1905-1982), The Virtue of Selfishness (Bencilliğin Erdemi) adlı çalışmasında bu teorinin mantığını ana hatlarıyla açıklar. Rand bencilliğin sahiplenilmesi gereken bir erdem olduğunu iddia eder. İnsan kendi eylediği davranışlardan mutlaka fayda görmelidir ve kendi rasyonel çıkarları için hareket etmelidir (Rachels, 2013: 76).

 “İnsan kendi eylemlerini, değerlerini ve amaçlarını, onu başarıya götürecek ölçüde seçmelidir” der Rand, insan “o esas değeri, yani kendi hayatını, sürdürmeli, tatmin etmeli ve onun tadını çıkarmalıdır” (Rand, 1961:13). Ahlaklı bir şekilde bencil olmak, duygularla tetiklenen geçici heveslere bağlanmak yerine muhakeme etme ve mantıklı davranma yükümlülüğünü getirir. Rand’ın görüşlerinin uç noktalarda olduğunu söylemek yanlış olmaz, zira bir kavrama ya tamamen karşı çıkan ya da tamamen savunan bir konumdadır. Atlas Shrugged (Atlas Vazgeçti) kitabında, altrüistik güdülerin ve eylemlerin akılcı ahlaklılığı yükselttiği fikrini olumsuzlayarak, bireyi bir seçim yapmaya iter: “ahlaklı olmak ya da yaşamak” (Rand, 19584). Buradan anlaşılacağı üzere, Rand ahlaki görüşlerini başkaları için yaşama idealine karşıt olarak şekillendirmiştir (Campbell, 2006: 367). Ahlaklı olmak adına özgecil eylemlere yönelen bireyler öz çıkarlarını yok saydıkları için kendi yaşamlarını mutluluktan mahrum bırakmışlardır ve Rand bu mahrumiyeti bireyin kendisine yaptığı bir ahlaksızlık olarak değerlendirir. Çünkü özgecilik ahlakı (etik altrüizm) insanın kendi için yaşamaya hakkı olmadığını, yaptığı her eylemin başkalarına hizmet etmesi gerektiğini savunur ve fedakarlığı en büyük değer olarak görür. Rand böylesi bir değer anlayışına karşı çıkar. Çünkü bu değer anlayışı başkalarının iyiliği için bireyin kendi hayatını feda etmesi gerektiğini savunurken bireyin hayatının değerini de yok saymaktadır (Rachels, 2013: 82).

Bununla birlikte Rand’a göre değer kavramı mutlak bir gerçeklik değildir. Çünkü insanın bir değerler sistemi yaratmasının tek sebebi, hayatta kalabilmek için kendine göre en uygun seçimlere ve eylemlere rehberlik edecek bir mekanizmaya ihtiyaç duymasıdır (Woiceshyn, 2008: 7). Söz konusu değerler kodu ile insan nihai hedefini (kendi hayatını) gerçekleştirir. Zira insan ahlaki değerlere başkalarının iyiliği için değil, bizatihi kendi iyiliği için gereksinim duymalıdır. Her insan kendi hayatını nihai değer olarak kabul etmelidir (Rachels, 2013: 82). Burada cevaplanması gereken üç önemli soru vardır: bir insan hangi amaç uğruna yaşamalıdır? Bu amaca ulaşmak için izlemesi gereken temel ilke ne olmalıdır? Bu eylemlerden kimler yararlanmalıdır? Rand’a göre nihai amaç yaşamın ta kendisidir ve izlenmesi gereken temel ilke akıldır. Eylemin yarar sağladığı kişi de eyleyen olmalıdır. İnsan gerçekleştirdiği rasyonel bir eylemin sonucundan sorumlu olduğu gibi o eylemin sonucundan yararlanan tek kişi de kendisi olmalıdır. Kısacası, rasyonel bir varlık olmak bencil olmayı gerektirir ve rasyonel insan özgür iradesinin dışında daha yüksek bir otorite tanımaz. Rand’a göre kendi çıkarları ile ilgilenen her insan mutluluğa ulaşır ve mutluluk ‘ben’ kavramının oluşmasında kayda değer bir önem teşkil eder. Zira insanın benliğini etkili bir biçimde koruyabilmesinin tek yolu mutluluk vasıtasıyla “başarılı bir yaşam durumu” gerçekleştirebilmesidir. Rand’a (1964: 81) göre mutluluk, “kendi iyiliği için var olma” şeklinde özetlenebilir. Rand’ın (1964: 79) tezi insanın “iradeli bilinçten oluşan bir varlık” olduğu düşüncesinden cesaret bularak, insanın kendi ahlak kuralları çerçevesinde var olması gerektiği fikrine dönüşür. Kısaca, insan öncelikli olarak başkalarını değil, kendisini memnun etmelidir. Bunun sebebi, insan yaşamının nihai değer, en yüksek amaç olmasıdır. Bu amaca ulaşma sürecindeki bütün ikincil amaçlar (altrüistik olanlar dâhil) sadece sürecin birer vasıtasıdır ve ana amaca ne derece hizmet ettiklerine göre değer kazanırlar (Aktan, 2019:104). Değer ölçütünü bireyin kendi yaşamı belirler: yaşamı kolaylaştıran ve yücelten eylemler “iyi” iken tehdit edenler “kötü” olarak tanımlanır. Rasyonel bencillik ahlakına göre kişi kendi seçmediği sürece onu sınırlayan hiçbir ahlaki görevi yerine getirmek zorunda değildir. Muhakeme sonucunda akla yatkın olduğunu ve kendisine yarar sağlayacağını düşündüğü her eylemi her koşulda gerçekleştirmeye eğilimlidir (Gauthier, 1974: 442). Fakat kişi eylemin hangi sonuçlara yol açacağına karar veremez. Burada iradesi yetersiz kalan birey, eylemlerini doğuracakları muhtemel sonuçlara göre seçmelidir. Para kazanmak isteyen bir kişi iyi bir üniversite eğitimi alıp yüksek maaşlı bir iş bulabilir ya da hayatını kolay yollardan kazanmak için hırsızlık ve benzeri yasal olmayan işler yapabilir. İkinci seçenekte daha az emek ile daha çok kazanç sağlayabilme ihtimali olsa da, olası sonuçlar göz önüne alındığında birinci seçenek akla daha yatkındır. Rasyonel egoizm genellikle etik alanı işe yaramaz hâle getirmekle eleştirilir.[6] Ancak, bu argüman başka bir sorunsalı da beraberinde getirmektedir: eğer psikolojik egoizmin etik davranışa ters düştüğünü, böylelikle de etiği yok saydığını iddia edersek, bu durumda etik davranışa özgecilik ön koşulunu getirmiş oluruz. Fakat öncelikle bir davranışın etik sayılabilmesi için neden altrüistik bir istençle yapılması gerektiği çözümlenmelidir. İşte tam da b noktada aşağıda değindiğimiz etik egoizm anlayışı, bir davranışın ahlaki açıdan uygunluğunu bencillik temelinde ele alır ve böylece etik alana bencil istençle yapılmış eylemlerin ahlaklılığını sorgulama şansı tanımaz.

c. Etik (Ahlaki) Egoizm

Etik egoizm veya etik bencillik, bireyin kendi menfaatlerini birincil konuma yerleştirmesinin ahlak açısından bir sorun teşkil etmediğini öne süren bir yaklaşımdır. Hatta ahlaklı davranışın ön koşulu her şeyden önce bireyin öz çıkarlarının tatmin edilmesidir. Eyleyen için iyi olan her davranış kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleştirdiği davranıştır (Rachels, 2013: 89). Fakat şu ayrımı kesinlikle yapmak gerekiyor: etik egoizm başkalarının yararına olan eylemlerden kaçınmamız gerektiğini söylemez. Birçok durumda bizim yararımıza olan eylemler başkalarına da yarar sağlayabilir ya da başkalarına fayda sağlayan bir eylemde bulunmak uzun vadede kişinin kendisine yarar sağlayacaktır. Etik egoizm bu tür eylemlerin harekete geçirilmesini destekler (Rachels, 2013: 78).

Bu yaklaşıma karşı çıkanlar çatışmanın etik egoizme içkin bir olgu olduğunu belirtebilirler. Bir kişinin yalnızca kendi lehine bir davranışta bulunması bir başkasının menfaatleriyle çatışabilir, ki bu da kaçınılmaz olarak toplum içinde anlaşmazlıklara yol açar (Hunt, 2013: 179). Etik Egoizmin temel önermelerini dikkate alarak bu çatışmayı şu şekilde inceleyebiliriz:

Etik egoizme göre her bir kişinin kendisine olan vazifesi kendi menfaatlerine en uygun olan eylemi gerçekleştirmektedir.

B’yi yok etmek A’nın yararına olacaktır.

B’nin A’yı engellemesi ise B’nin yararına olacaktır.

Fakat birinin çıkarlarına yönelik gerçekleştirdiği davranışları engellemek yanlıştır.

Bu yüzden B’nin A’yı engellemesi yanlıştır.

Aynı zamanda B’nin A’yı engellemesi doğrudur, çünkü B için en üstün menfaat A tarafından yok edilmemektir.

Bu durumda B’nin A’yı engellemesi hem doğru hem de yanlıştır.

Fakat bir eylem ahlaki açıdan aynı anda hem doğru hem de yanlış olamaz.

Bu bir çelişki yaratır.

Dolayısıyla, her kişinin kendi üstün çıkarlarına yönelik eylemlerini destekleyen ilk önerme sorunludur (Rachels, 2013: 198).

Gerçek hayattan daha güncel bir örnek vermek gerekirse 2020 yılında bütün dünyayı olumsuz etkileyen ve birçok ülkede karantina uygulamalarına neden olan Covid-19 virüsünün yarattığı panik, insanları bencil davranmaya itmiştir. Bunun en büyük göstergesi ise talan edilen süpermarket raflarıdır. İnsanlar paniğe kapıldıklarında, sonraki müşterileri zor durumda bırakmak pahasına, acil ihtiyaç duymadıkları ürünleri bile satın alarak kendilerini garantiye almışlardır. Bu panik hâlinin elbette ki psikolojik açıdan yorumlamaları mevcuttur. Ancak sonuca odaklandığımızda, kriz durumlarında içgüdüleriyle hareket eden bireylerin, diğer insanları düşünme yetilerini büyük ölçüde kaybettiklerini ya da hâli hazırda bencil olan içgüdülerin, olağandışı koşullarda yüzeye çıkarak insan eylemlerini daha etkin biçimde yönettiğini görüyoruz. Bu da özgecil dürtülerin insanın özünde yaradılıştan bulunmadığını, ama doğa durumunda insanın güvenliği ve sosyal hayatın devamlılığı için toplum yanlısı davranışlar sergileme zorunluluğumuz olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hususta etik egoizm savunucuları, çatışmanın çözümsüzlüğünü kabullenmek yerine, öteki ile işbirliği yaparak olası kargaşayı engellemeye ya da hafifletmeye çalışmanın karşılıklı yarar sağlayacağını düşünebilirler. Çatışma hâlinin vereceği zarardan kaçınmak için işbirliği yapmak tarafların işine gelmektedir.

Bu sorunun çözümlemesi etik egoizm lehine “koşulsal bencillik” yaklaşımında ele alınabilir. Koşulsal bencillik, belirli bir eylemin olumlu-olumsuz sonuçlarını dikkate alması bağlamında etik egoizmden farklılık göstermektedir. Bu yaklaşıma göre, egoizm ancak ahlaki açıdan kabul edilebilir sonuçlar doğuruyorsa olumlanabilir. Mesela bir davranış bencilse ama sonuçları gereği topluma yarar sağlıyorsa, ya da en azından zarar vermiyorsa, o davranış kabul edilebilir (Bowie, 2004: 170). Bu sebeple koşulsal egoizm, sonuç odaklı tutumu ile faydacı yaklaşıma daha yakın çizgidedir.

Nitekim hem faydacılık hem de koşulsal bencillik anlayışına göre çoğunluk için mümkün olan en iyi sonuçları doğuran her eylem, ahlaki açıdan iyi eylemdir. Jeremy Bentham (1748-1832) ve John Stuart Mill (1806-1873) klasik faydacılık teorisinin önde gelen temsilcileridir. Her ikisi de, örf ve adetlerden veya dinî öğretilerden türetilen bütün ahlaki kodları ve sistemleri reddederek, bir eylemin nihai amacının en yüksek mutluluğa ve hazza ulaşmak olduğunu savunurlar. Bir davranışı ahlaki açıdan doğru ve meşru yapan, o davranışın sonucunun en çok sayıda insana en büyük mutluluğu vermesidir. Bentham hem Hobbes’un insan doğasına ilişkin anlatılarından hem de David Hume’un sosyal fayda düşüncesinden önemli ölçüde etkilenmiştir. Bentham insan davranışını iki egemen gücün tetiklediğini söyler: haz ve acı. Tıpkı Epicurus gibi, Bentham da (1907: 131) nihai değer üzerine hedonist bir tavır benimsemiş ve iyi olan eylemi haz ile, kötü olan eylemi ise acı ile bağdaştırmıştır:

Eylem etkilerine göre iyi veya kötü olma eğilimi içerisindedir. Bu etkiler toplumun ortak mutluluğunu ne derece yükselttiğine veya azalttığına göre değerlendirilir. Bir insanın eylemi iki sonuca göre dikkate alınabilir: 1) kendi mutluluğuna olan etkisi: ya da, 2) başkalarının mutluluğuna olan etkisi.

Peki herhangi bir davranış sonucunda mutluluğun, mümkün olan en yüksek düzeye ulaştığından emin olmak mümkün müdür? İşin doğrusu, birey ve çevresi için en iyi akıbetin haz vermeyen veya daha az tercih edilen bir davranış neticesinde ortaya çıkma olasılığı her zaman vardır.

Bunun yanı sıra faydacı yaklaşımın sunduğu önermelerin etik egoizmi desteklediği yanılgısına kapılmamak gerekir. Etik bencillik bireyin menfaatlerine önem verirken, faydacılık toplumun menfaatleriyle ilgilenir. Ancak faydacılık insanın bencil doğasını kabullenir ve buna itiraz etmez. Eylemin doğruluğunun ve yanlışlığının belirlenmesinde esas değer ölçütü sonuç olduğu için, eyleyenin kendi çıkarlarını gözetmesinde bir sakınca yoktur.

Dünyada insanların önverili (önceden oluşturulmuş) bir uyum içinde yaşadıkları fikrini hükümsüz kıldığımızda, etik egoizm anlayışı bir nevi ‘istençler’ çatışmasını körükleyecektir ve bu suretle ahlaki bir teori olarak varlığını sürdürmesi zordur. Çünkü bir ilkeyi temel ahlaki prensip olarak kabul ettiğimizde, o ilkenin evrenselleşmesine hazırlıklı olmalıyız. Etik egoist için bu durum şu anlama gelir: Ağırlıklı olarak kişisel çıkarların tatmin edilmesi ilkesinin herkes tarafından benimsenme ve uygulanma olasılığı vardır, bu da o ilkenin evrenselleşmesidir. Ancak evrenselleşen ilkelerin, özellikle Kant etiği ekseninde, çatışmaya mahal vermeyecek ahlaki kurallardan oluşması gerekir. Kant’ın kategorik imperatif (kesin buyruk) görüşündeki “evrenselleştirilebilirlik ilkesi” gereğince kişi, evrensel bir yasa hâline geldiğinde herhangi bir tutarsızlığa veya çatışmaya zemin hazırlamayacak bir ahlaki kurala (Kant ‘maxim’ sözcüğünü kullanır) göre hareket etmelidir. Yani Kant “aynı zamanda herkes için geçerli olmasını isteyeceğimiz bir yasaya göre davranmamızı” ister (Heimsoeth, 2007: 122). Aksi takdirde, benimsediğimiz en yüksek ilke, bizim aleyhimize sonuçlanacak bir eylemin itici gücü olarak çatışma ortamının ateşini fitiller. Örnek olarak, kısa yoldan para kazanmak için insanları dolandıran bir kişi, dolandırıcılığı kendi ahlaki yasasına göre meşrulaştırarak başkalarının da kendisini dolandırmaya hakkı olduğunu irade dışı kabul etmiş olur. Eğer bu kişi “Herkes dolandırıcılık yapmalı mıdır?” sorusuna “evet” yanıtını veremiyorsa, o hâlde bu ilkeden vazgeçmelidir.

Öyleyse etik bencil bir birey olarak ben, en üstün menfaatlerimle bağdaşan eylemleri seçme yükümlülüğüne sahipsem, eylemlerimin, yine kendi en üstün menfaatleri doğrultusunda hareket eden başka bir bireyin eylemleriyle çatışması durumunda ne yapmalıyım? Çatışma kendi çıkarlarını düşünen ben için çekilmez ve faydasız bir deneyimdir. Bu durumda çatışmadan kaçmak için kendi menfaatlerimden ödün vererek karşı tarafın menfaatlerini düşünmem gerekir mi? Rasyonel bireyin en önemli çıkarlarından birisi kendisini korumaktır. Kendisini koruyabilmek için güvenli bir ortamda yaşaması gerekir. Güvenli ortam çatışmanın olmadığı ortamdır. Çatışma ihtimalini en aza indirmek ya da tamamen ortadan kaldırmak için başkalarının çıkarlarını da dikkate almak zorundadır. Bu da etik egoizmin en kritik yasasına, kişinin sadece kendi çıkarlarını düşünmesi gerektiğine ters düşmektedir. Etik egoist savının çelişkiye düştüğü yerde “karşılıklılık esasına dayanan altrüizm” (reciprocal altruism) tezi daha orta yollu bir yaklaşım sunmaktadır. Avusturyalı filozof Peter Singer (1946-) tarafından ortaya atılan bu düşünceye göre başka insanların çıkarlarını hesaba katarak hareket etmek aslında bizim hayatta kalma şansımızı artırır ve “aşırı bencil olmamamız yine kendi yararımıza olur” (Singer, 1995: 190). Burada sergilenen altrüistik davranışın özünde bir beklenti yatar; günün birinde başkalarının da benzer şekilde davranacağı umut edilir. Bu da bencilce bir beklentidir.

Buna ek olarak, İngiliz sosyolog Herbert Spencer (1820-1903) altrüizm ile egoizmin eşzamanlı ve birbirine bağımlı olarak geliştiğine ve bu karşılıklı bağımlılığın toplumların sınırlarını aşıp evrensel bir forma büründüğüne kanaat getirmiştir. Her toplumun sosyal koşulları çerçevesinde evrensel olan ve evrimsel süreçte değişmeyecek bir gerçek vardır: kişisel refah her daim başkalarının refahına bağlıdır. Spencer (1978: 217) bencilliğin özgeciliğe üstünlüğü olduğuna ve etik alanın bu hakikati onaylaması gerektiğine işaret eder:

Etik, egoizmin altrüizmden önce geldiği hakikatini kabul etmelidir. Kendini muhafaza etmek için mecburi olan eylemler -ki buna kurnazlıklarla erişilmiş menfaatlerden yararlanmak da dahil- evrensel refahın sağlanması için ilk şartlardır. Her kimse kendini layıkıyla önemsemez ise, başkalarına gösterdiği özen kendi yıkımıyla sonuçlanacaktır ve her birey bu şekilde yıkıma uğrarsa artık özen gösterilecek kimse kalmayacaktır.

Benzer şekilde, filozof ve sosyolog Alasdair MacIntyre de (1929-), birçok tehlikeye karşı savunmasız olan insanın hayatta kalabilmesi için kendi türünün diğer üyelerinin yardımına ihtiyacı olduğunun altını çizer. Dependent Rational Animals (Bağımlı Rasyonel Hayvanlar) adlı kitabında insanların hayvan tabiatlarına önemli ölçüde sadık kaldıklarını, tıpkı goriller ve yunuslar gibi “şahsi ihtiyaçlarının ve menfaatlerinin peşine düşerken birbirlerinden güç aldıklarını” (MacIntyre, 1999: 61) ileri sürer. Varlığımızı güvenli bir ortamda sürdürmemizin başkalarının güvenliğine bağlı olduğunu içgüdüsel olarak bildiğimiz için aklımız özgeci davranışa farkında olarak ya da olmayarak başvurur. Bu bir nevi geleceğe yatırım stratejisidir.

Dipnotlar

[1] Erlangen Üniversitesi Edebi ve Kültürel Çalışmalar Bölümü, Yüksek Lisans Mezunu, [email protected]

[2] https://plato.stanford.edu/entries/egoism/ Erişim Tarihi: 12.04.2020

[3] https://www.iep.utm.edu/egoism/  Erişim Tarihi: 12.04.2020

[4] https://www.rightattitudes.com/2016/04/19/doing-good-is-selfish/ Erişim Tarihi: 12.04.2020

[5] https://plato.stanford.edu/entries/egoism/ Erişim Tarihi: 12.04.2020

[6] https://plato.stanford.edu/entries/egoism/ Erişim Tarihi: 12.04.2020

 

Kaynakça

Aktan, C. C. (2019) “İyilikten Doğan Kötülükler İyilik Severlik Eleştirisi: Parentalizm, Paternalizm ve Patolojik Altrüizm Üzerine İncelemeler, Literatürk Academia Yayınları, ss. 104.

Becker, G. (1976) “Altruism, Egoism, and Genetic Fitness: Economics and Sociobiology”. Journal of Economic Literature, vol. 14, no. 3, pp. 817-826

Bentham, J. (1907). An Introduction to the Principles of Morals and Legislation. Oxford: Clarendon Press.

Bowie, R. (2004). Ethical Studies. Nelson Thornes: London.

Butler, J. (2005). Analogy of Religion, Natural and Revealed, to the Constitution and Nature, Elibron Classics.

Campbell, R. L. (2006). “Reply to Robert H. Bass, ‘Egoism versus Rights’ Altruism in Auguste Comte and Ayn Rand.” The Journal of Ayn Rand Studies, vol. 7, no. 2, pp. 357–369.

Feinberg, J. (2013). “Psychological Egoism” in Ethical Theory: An Anthology. Ed. Russ Shafer-Landau. Wiley-Backwell, 167- 177.

Gauthier, D. (1974). “The Impossibility of Rational Egoism”. The Journal of Philosophy, vol. 71, no. 14,pp.439-456.

Günör, R. B. (2016). “Bernard Mandeville’in Arıların Masalı Adlı Eseri Hakkında Bir İnceleme”, İdil 5.22, pp. 521-536.

Heimsoeth, H. (2007). Kant’ın Felsefesi. Çeviren: Takiyettin Mengüşoğlu. Ankara: Doğu Batı.

Hobbes, T. (2004). Leviathan, New York: Barnes and Noble Publishing.

Hunt, L. (2013). “Flourishing Egoism” in Ethical Theory: An Anthology. Ed. Russ Shafer-Landau. Wiley-Backwell, 178-192.

MacIntyre, A. (1984). After Virtue. Notre Dame: University of Notre Dame Press.

MacIntyre, A. (1999). Dependent Rational Animals: Why Human Beings Need the Virtues. Chicago: Open Court.

Mill, J. S. (1963). The Collected Works of John Stuart Mill. Ed. John M. Robson. Toronto: University of Toronto Press.

Peffer, R. G. (2014). Marxism, Morality, and Social Justice. Princeton University Press

Rachels, J. (2013). “Ethical Egoism” in Ethical Theory: An Anthology. Ed. Russ Shafer-Landau. Wiley-Blackwell, 193-199.

Rand, A. (1959).“A Defense of Ethical Egoism” in Atlas Shrugged. (Erişim Tarihi: 10.04.20).

Rand, A. (1964). The Virtue of Selfishness: A New Concept of Egoism. New York: New American Library.

Singer, P. (1995). How Are We to Liv Ethics in an Age of Self-Interest. New York: Prometheus.

Slote, M. A. (1964). “An Empirical Basis for Psychological Egoism”, The Journal of Philosophy, vol. 61, no. 18, pp. 530-537.

Spencer, H. (1978). The Principles of Ethics: In Two Volumes, Indiana: Liberty Fund.

Stirner, M. (1995). The Ego and Its Own. Ed. David Leopold, Cambridge: Cambridge University Press.

Sober, E. (1989). ‘’ What is Psychological Egoism?”. Behaviorism, vol.17, no.2, pp. 89-102.

Woiceshyn, J. (2008). “Virtue of egoism”. Review of Ayn Rand’s Normative Ethics—The Virtuous Egoist by Tara Smith. Business Ethics Quarterly, vol.18 no.1, 117-125.

 

11. Sayımızdaki tüm yazılarımızı incelemek için tıklayınız.

 

 

Related posts

Leave a Comment