Anadolu ve Mezopotamya Çivi Yazılı Metinleri Işığında “Tufan” Anlatımı

Tufan Bu yazı Gorgon E-Dergisi’nin 12. Sayısında yayımlanmıştır. 12. Sayımıza ulaşmak için tıklayınız. Yazar: Arman Tekin[1] Anadolu ve Mezopotamya Çivi Yazılı Metinleri Işığında “Tufan” Anlatımı 1. Tufan Kavramına Genel Bir Bakış İnsan, birlikte yaşadığı diğer tüm canlılar gibi doğal yaşamın bir parçasıdır. Sürekli olan doğum-yaşam-ölüm döngüsü içerisinde “doğum” varoluşu, “yaşam” bu varoluşun devamlılığını ve “ölüm” bu devamlılığın sona erdiğini ifade etmektedir. Ancak bunun kendini sürekli tekrarlayan bir döngü olması, bu döngüyü canlı yaşamı için önemli kılar. Bu döngünün vuku bulduğu “doğa” içerisinde insan, evrim sürecinin ilk başlarında bağımlı bir değişken rolündedir. İnsanın üreyerek neslini devam ettirmesi ve her nesilde tecrübenin aktarılma ve gelişme süreci geçirmesi ile birlikte insan, doğa üzerinde egemen bir güç, bağımsız bir değişken olmuştur. İnsanın teknolojik açıdan gelişimini hem savunma hem de hükmetme yönünde kullanmasında en büyük etken doğa, diğer bir deyişle yaşadığı coğrafya olmuştur. Bu noktada ilk olarak büyük İslam bilginlerinden İbn-i Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” sözü akla gelmektedir (Şahin ve Belge, 2016: 446). Mikro ölçekte bakacak olursak her coğrafyanın gerek jeolojik gerekse iklimsel yapısı kendi içinde birtakım benzerliklere ve farklılıklara sahiptir. Bu benzerlikler ve farklılıklar insanın sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan yaşayışını şekillendirmiştir. İnsanın yaşadığı coğrafya ile bu coğrafya sınırları içerisinde inşa ettiği kültürel yapıyı anlamak için insan toplulukların yarattığı mitler önemli bir kaynak rolü üstlenmiştir. Bunun sebebi ise insan gruplarının yarattığı mitlerin yaşadıkları coğrafya özelinde gelişmesidir. Bu açıdan baktığımızda su, insanın yaşamını sürdürmesinde en temel olan öğelerin başında gelmektedir. Bilindiği üzere yerkürenin dörtte üçlük bir bölümünü sular oluşturmaktadır. Güncel bulgular ışığında ilk yaşamın milyarca yıl önce suda başladığı ve ilk canlıların ise algler olduğu bilinmektedir (Sakınç, 2006: 11). Hâl böyleyken canlılar için yaşamın kaynağı olan su, birçok yaratılış mitinde de varlık göstermiştir. “Sudan çıkma”nın bir yaşamın doğuşunu ve bundan hareketle “suya dalma”nın bir yaşamın bitişini simgelemesi tüm kozmogonilerde kendine yer bulmuştur. Suya dalma yani su altında kalma tufan olayı ile ilişkilendirilmektedir. İnsan ruhunun ikinci ölümünü veya vaftiz yoluyla kabulünü ölümün sembolik bir tasavvuru olarak görebiliriz. Buna verilebilecek en belirgin örnek kuşkusuz tufan olayı olacaktır. Çünkü yapısal açıdan tufan, yeni bir dünyanın vaftizi yani yıkanarak arınması ile yeni bir yaratılışı ve yeni insan için birçok yönden yeni bir kurtuluşu meydana getirmiştir (Gezgin, 2016: 170). Bu “yeni” yaratımı sağlayan “tufan” olayı ise etimolojik açıdan Aramice ṭūphān kelimesinden türemiş olup taşma, su basma ve sel anlamlarına gelmektedir.[2] Tufan kelimesi İbrânîce’de mabul, Akkadca’da abubu, Latince’de diluvium olup hepsi de “yağmur fırtınası, sel, her şeyi kuşatan su baskını” olarak ifade edilmektedir. Tufan kavramının su haricinde ateş, deprem, kan, kar gibi unsurlarla gerçekleşen felâketler için de kullanıldığı görülmektedir. Örnek vermek gerekirse Typhon, Yunan mitolojisinde Gaia ile Tartaros’un en küçük oğlu olarak bilinmektedir. Titanların gökten kovulmasının ardından tanrılara başkaldırır ve gökyüzüne hücum eder. En nihayetinde Zeus, Sicilya denizini geçerken üstüne Etna Yanardağı’nı fırlatır ve Typhon dağın altında kalır. Etna Yanardağı’ndan çıkan alevlerin Typhon’un öfkesini kusmasının bir göstergesidir. Ancak bu örnekteki gibi ateş haricinde göklerle ilişkilendirilmesi sebebiyle “tufan” kelimesi ile de köken olarak bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Mitolojide geçen bu savaşın MÖ 1613’te Santorini Adası’nda gerçekleşen büyük yanardağ patlaması ve Etna Yanardağı’ndaki bir patlama (MÖ 735) ile ifade edildiği yönünde düşünceler de mevcuttur (Erhat, 2015: 16). Lakin semavî dinler içerisinde kendine Nuh peygamberin zamanında meydana gelen ve her şeyin su altında kalmasını sağlayan büyük felaket olan Nuh Tufanı ile ilintilidir.[3] Tufan olayının yaşanmasının özünde ise tanrıların insanları cezalandırmak istemesi yatmaktadır. Bu yazı kapsamında en başta ilk yazılı metinlerdeki tufan tasviri ve anlatımı üzerinde durulmuştur. Tufan kavramının ilk yazılı metinlerdeki betimi ve aktarımının daha sonraki metinler ve hikâyelerde görülmeye devam etmesine bağlı olarak bu devamlılığın bugünlere kadar kalıcılığını nasıl koruduğu birçok kozmogoni üzerinden ele alınmıştır. 2. İlk Yazılı Metinlerde Tufan Anlatımı 2.1. Sümerlerde Tufan Anlatımı Sümerler, MÖ 4000’lü yıllarda Mezopotamya’nın güneyinde kurulmuş olan güçlü bir uygarlıktır (Çığ, 2009: 15). 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılan kazılar ve elde edilen buluntuların bilhassa tabletlerin dilbilimciler tarafından çözümlenmesi ve yayımlanması sayesinde bu uygarlık hakkında bilgi sahibi olunabilmiştir (Çığ, 2009: 13). Sümerler, birçok alanda yaptıkları çalışmalarla biliniyor olsa da yazıya dair ilk buluntu olarak değerlendirebileceğimiz tabletlerin ve bu tabletlerde kullanılan yazı sistemi ile “Tarih Sümerle Başlar” düşüncesi oluşmuştur. Bu yazı sistemi, işaretlerin ıslak kilin üzerine kalem görevi gören ucu üçgenimsi, ince ve uzun bir kamışın bastırılması ile yazılmasından ötürü çivi yazısı adını almıştır. 1914 yılında Arno Poebel’in Philadelphia Üniversite Müzesi Nippur koleksiyonunda yayımlanan tablet (Görsel 1) içerisinde tufan hikâyesinin de yer aldığı görülmüştür (Kramer, 2002: 187). Çok hasar görmüş olan tablet MÖ 3000’e tarihlendirilmiştir. Bu tablet sayesinde daha öncesinde bulunan ve ilk tufan hikâyesi olarak değerlendirilen Gılgamış Destanı’nın Sümer kökenli olduğu anlaşılmıştır (Hooke, 1993: 38). Tabletin tufan hikâyesinin anlatıldığı bölümün 37 dizelik bir kırık sebebiyle baş kısımları bilinmemektedir. Temelde, Ziusudra’nın ölümsüzleştirilmesi mitini konu alan bir şiirin parçasıdır (Kramer, 2002: 237). Günümüze üçte birlik kısmı ulaşırken başlangıç bölümünün yer aldığı sol üst kısım eksiktir. Bu nedenle metnin nasıl başladığı bilinmemektedir. Genel olarak tablette tanrıların insanlığı yok olmaktan kurtarması, insan, hayvan ve bitki gibi canlıların yaratılışı, tufan kararı alan, bu karara üzüntü duyan tanrılardan ve tufan sonra kurulan krallıktan ve kentlerden bahsedilmektedir (Kramer, 2002: 188-190). Tablette tufan ile ilişkilendirebileceğimiz bölümlerde genel itibarıyla eksikler olmasına karşın tufan hikâyesinin ilk olarak nasıl ele alındığını göstermesi açısından kayda değer ölçüde bilgi vermektedir: “Tufan .. Öyle karar alındı O zaman Nintu …. gibi gözyaşı döktü, Kutsal İnanna halkı için bir ağıt tutturdu, Enki kendi kendine karar aldı, An, Enlil, Enki ve Ninhursag…, Göğün ve yerin tanrıları An ile Enlil’in adını söylediler.” (Kramer, 2002: 190-191). Bu kısımda ilk olarak tufan için bir karar alındığını görüyoruz. “Tufan” kelimesi ile başlayan ilk satırdan sonraki bölümlerin olmayışı nedeniyle tufan kararının ortaya çıkışı hakkında net bir bilgiye sahip değiliz. Dağların kraliçesi veya birçok tanrı ve tanrıçanın annesi olması yönüyle doğum tanrıçası olarak bilinen Ninnu’nun (Ninhursag) ve Sümerlerin aşk ve güzellik tanrıçası olarak bildiğimiz İnanna’nın bu durumu üzüntüyle karşılamıştır. Öte yandan suyun ve yaratımın tanrısı Enki’nin buna kendi başına karar verildiği görülmektedir. Son kısımda belirtildiği üzere göğün tanrısı An ile yeryüzünün tanrısı Enlil duruma sonradan müdahil olmuştur. “O zaman kral Ziusudra, …. ‘nın paşişu’su, Dev bir …. inşa etti; Alçakgönüllülükle, itaatle, saygıyla, o …. , Her gün uğraşarak, durmadan … . … Okumaya devam et Anadolu ve Mezopotamya Çivi Yazılı Metinleri Işığında “Tufan” Anlatımı