?> Afrika Edebiyatında Kadınlar: Yazmak ve Temsiliyet -

Afrika Edebiyatında Kadınlar: Yazmak ve Temsiliyet

Afrika Çevirmen: Gülcan Adar Kategori: Edebiyat İncelemeleri & Gorgon Afrika Çalışmaları Özel Dosyası Afrika Edebiyatında Kadınlar: Yazmak ve Temsiliyet Afrika’da kendisini yazar olarak tanımlayan, hem ulusal hem de uluslararası ölçekte kabul görmüş, çok sayıda kadın eser sahibi vardı ve hâlâ da var. Fakat bu yazarların hayatları ve işleri hakkındaki bilgiler sınırlı. Bu yazının amacı, her bir yazarın kısa biyografik özetini vermek, yazılarındaki konuları ve yazarken nelerden etkilendiklerini vurgulamak ve en kayda değer yayınlarının altını çizmektir. Zukiswa Wanner (1976-) Yazar. Feminist. Afrikalı. Anne. Sevgi dolu.[1] Zukiswa Wanner düşüncelerini ve yazılarını paylaştığı blogunda ve internet sitelerinde kendini böyle tanımlıyor. Zukiswa Wanner ya da ona yakın olan kişilerin hitap ettiği gibi: Zuki, Zambiya’nın başkenti Lusaka’da doğdu. Babası Güney Afrikalı, annesi Zimbabvelidir. İlk ve ortaöğrenimini Zimbabve’de tamamladıktan sonra eğitim hayatına Honolulu’da Hawai Pasifik Üniversitesi (Hawaii Pacific University) Gazetecilik Bölümü’nde devam etti. Yakın zamanda yapılan bir röportajda Zukiswa, anlatılarında, modern Güney Afrika ve altında yatan hikâyelerin onu etkilediğini aktarır. O dönemin siyasî ve sosyal meseleleri yazılarına yön verdiği için, yaşadığı dönemi yansıtan bir yazar olarak tanımlanabilir. Güney Afrika’daki Hizmetçi[2] romanında bu etkileri görürüz. Bu kitabında, 1994 sonrası Güney Afrika’da “hanımefendiler” ve onların “hizmetçileri” arasındaki ilişkiyi ve iki tarafın da farklı senaryolarda, farklı rollere bürünebileceğini anlatır. Her ne kadar eğlenceli hikâyelerle dolu olsa da, okuyucuyu 1994 öncesinin düşüncelerini ve eğilimlerini yansıtan, maskelenmiş güç dinamiklerinin gerçekleriyle yüzleştirmiştir. Zukiswa Wanner Afrikalı bir gazeteci ve yazar olarak, edebiyat dünyasında çok sayıda övgü alan çalışma yapmıştır. Oshun Yayınevi tarafından basılan ilk romanı “Hanımefendiler” (The Madams, 2006) 2007’de K. Sello Duiker Ödülü’nün final listesine girmiş ve onu izleyen işleri de benzer bir övgüyle karşılanmıştır. En son basılan iki kitabı Güneydeki Adamlar (Men of the South, 2010) ve London, Cape Town, Joburg (London Cape Town Joburg, 2014) da oldukça başarılıdır. Hatta Men of the South, 2011’de Commonwealth Yazarlar Ödülü’nde (Commonwealth Writers Prize) final listesine girmiştir. Bu başarıyı takiben Zukiswa, Nisan 2014’te Afrika Hay Festivali (Hay Festival Africa) tarafından 40 yaş altı 39 Sahra Altı Afrikalı yazarından biri olarak anılmaya başlandı. Gazeteci olarak, bir dizi Güney Afrika gazetesine ve The Observer/Guardian, Sunday Independent, City Press, Mail&Guardian, La Republica, Open Society, Sunday Times, AfricanReview, The New Statesman, True Love, Shape, Oprah, Elle, Juice, Afropolitanand Forbes Africa[3]gibi çeşitli dergilere katkıda bulundu. Ayrıca edebî ilgi alanlarını Güney Afrika ve kıta halkına faydalı olacak şekilde genişletti ve bu bağlamda oluşumuna katkı sağladığı girişimlerden biri ReadSA oldu. Bu girişimler Güney Afrikalıları orijinal Güney Afrika eserlerini satın alma ve okuma konusunda cesaretlendirdi[4]. Hâlen Kenya’nın başkenti Nairobi’de yaşamakta ve yazmaya devam etmektedir. Olive Schreiner (1855-1920) 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Olive Schreiner yazar, feminist, politik ve toplumsal eleştirmen olarak hâlihazırda tanınıyordu.[5] 20. yüzyıl Güney Afrika’sında kadın yazarların öncülerinden biri olarak addedilen Schreiner, 24 Mart 1855’te şu an Lesotho sınırları içinde kalan Basutoland, Wittenbergen’de doğdu. Schreiner, Bir Afrika Tarlasının Hikâyesi (The Story of An African Farm, 1883) adlı romanı yayımlandıktan sonra uluslararası beğeni kazandı. 11 kardeşi gibi o da fakir bir misyoner ailede doğdu. Babası Alman, annesi İngilizdi ve her ikisinin de kızlarının erken yaşta özgürlüğünün kazanmasına büyük katkısı oldu. Schreiner yazılarıyla, o dönemin feminist, sosyalist ve antiemperyalist düşüncelerinin açık sözlü konuşmacısı olduğu için kötü şöhret kazandı. Onunla benzer pozisyonda bulunan, kendi kendini eğiten diğer kadınlar gibi Schreiner’in da etkilendiği kişiler arasında John Stuart Mill ve Charles Darwin yer aldı. Yenilikçi yaklaşımını pekiştirirken bu yazarlardan ve onların yazılarından faydalandı. Cinsiyet rollerini reddetti ve bunların kadınların özgürlüğü konusunda sınırlar getirdiğine inandı. 15 yaşına geldiğinde, ailesinin onu yetiştirirken öğrettiği dinî düşüncelere itiraz etmeye başladı. Ailesinin inançları ve kendi fikirleri arasındaki çelişki, yetişkinlik hayatı boyunca peşini bırakmayan depresyonu başlatan etmen olacaktı. 19 yaşında özel ders vermeye ve boş zamanlarında da düşüncelerini kâğıda dökmeye başladı. Sonraki 5 yıl boyunca Cape’deki varlıklı aileler için çalışacak, ardından bir arkadaşının yardımıyla hemşirelik eğitimi almak ve yazılarını yayımlatmak için İngiltere’ye gidecekti. İngiltere’ye ulaştıktan kısa bir süre sonra astımı kronik hâle geldi ve bu durum onun hemşirelik eğitimi alması ve sonrasında hemşire olarak çalışması için uygunsuz bulunmasına sebep oldu. Bir Afrika Tarlasının Hikâyesi’nin taslağı 1882’de İngiliz yayınevi Chapman and Hall tarafından kabul edildi ve sonraki yıl takma isimle yayımlandı. O dönemde kadın yazarlara önyargıyla yaklaşıldığı için “Ralph Irons” takma adıyla yayımlanması bilinçli bir seçimdi. Daha önce benzer bir çalışma olmadığı için kitabın Güney Afrika’daki hayatı betimlemesi uluslararası övgü kazandı. Ayrıca bu kitap Schreiner’in evliliğe ve dine yenilikçi yaklaşımlarını gösterdiği için tartışmalardan nasibini aldı. Kitabının başarısı sayesinde 1891’de gerçek kimliğini açıkladı ve bu başarı o zamanın öncü sosyalist feministleriyle birlikte yeni bir duruşa erişti. 1889’da astımı yüzünden Güney Afrika’ya dönmek zorunda kaldı ve Karoo’ya yerleşti. 1894’te onu yazmaya devam etmek için cesaretlendiren, onunla aynı inanç ve fikirlere sahip olan Samuel Cronqright ile evlendi. Olive, kendi kızlık soyadını korudu ve bu, dönemi için son derece yenilikçi bir hareketti. Eşi de iki soy ismi birleştirerek Cronwright-Schreiner soyadını kullandı. Kızının doğumdan birkaç saat sonra ölmesiyle, evliliğinin bozulmasına sebep olan yeni bir depresyon dönemine girdi. Sonrasında Olive Schreiner ve eşi, Olive’in astımının sebep olduğu kalp rahatsızlığının getirdiği sağlık endişeleriyle Johannesburg’e taşındı. 1911’de yeni bir kitap yayımladı. Bu kitap 20. yüzyıl erken döneminin önde gelen feminist yazılarından biri oldu. Kadınlar ve Emek (Women and Labor, 1911) de diğer eserleri gibi feministler tarafından Schreider’ın feminizme ne kadar bağlı olduğunu göstermesinden dolayı övüldü. Sağlık sorunları nedeniyle Avrupa’ya seyahate başladı ancak 1920’de Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin hemen ardından, bir hayli kötüleşen sağlık durumuyla Güney Afrika’ya geri döndü. İlerleyen aylarda hayatını kaybetti ve Karoo’ya kızının yanına gömüldü. Mariama Bâ (1929-1981) Batı Afrikalı feminizm yazılarından çok azı Mariama Bâ’nın Uzun Bir Mektup’u (So Long a Letter) kadar detaylı incelenmiştir. 1929’da Senegal’de doğan Mariama Bâ, kendini ve yazılarını “Modern Müslüman Kadın” olarak tanıtarak Afrika Edebiyatı’nın simgesi oldu. Romanları hızlı başarı elde etti ve 1981’de yayımlanan Uzun Bir Mektup prestijli bir ödül olan Nova Edebiyat Ödülü ile ödüllendirildi. Fransızca olarak yazılan metin, daha sonra İngilizceye ve ardından da pek çok farklı dile çevrildi. Evlilik kurumunun ve dinin, kadınlara yapılan baskıda oynadığı rolü eleştirdiği için, dünyada en çok üzerine çalışılan feminist edebiyat metni olmaya devam etti. Kendinden yaklaşık 80 yıl önce yazan Olive Schreiner gibi, Bâ da kendini kadınların deneyimlerinin sesi olmaya … Okumaya devam et Afrika Edebiyatında Kadınlar: Yazmak ve Temsiliyet