Siyasal Patoloji – Siyasal Hastalıkların Anatomisi

Yazar: Prof. Dr. Coşkun Can Aktan

 

SİYASAL PATOLOJİ

Siyasal Hastalıkların Anatomisi

Siyasal patoloji, kısa ve öz bir tanımla devlet yönetiminde ortaya çıkan siyasal hastalıkları inceleyen bir araştırma programıdır.  Bu çalışmada siyasal hastalıklara kaynaklık eden başlıca semptom ve sendromların kısa bir tahlili yapılmaktadır.

Kayırmacılık ve Kollamacılık

Devlet yönetimindeki en önemli ve yaygın hastalıklardan birisi “kayırmacılık”tır. Kayırmacılığı; akraba kayırmacılığı (nepotizm), eş-dost kayırmacılığı (kronizm), siyasal kayırmacılık (patronaj ve partizanlık), etnik kökene dayalı kayırmacılık, ırksal kökene dayalı kayırmacılık, din ve inançlara dayalı kayırmacılık, cinsiyete dayalı kayırmacılık olmak üzere bir ayrıma tabi tutabiliriz.

Akraba kayırmacılığı (nepotizm), görev için gerekli olan beceri, yetenek, başarı ve eğitim düzeyi vb. faktörler dikkate alınmaksızın sadece politikacı, bürokrat ve diğer kamu görevlileriyle olan akrabalık ilişkilerine bağlı olarak bir kişinin kamu görevinde istihdam edilmesidir. Diğer bir deyişle nepotizm, bir kamu görevlisinin özel çaba göstererek kendi akrabalarını kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirmesi, bir üst makama terfi ettirmesi, bazı ayrıcalıklardan istifade ettirmesi (lojman, yurt dışı görev vb.) veya başka bir göreve tayin ettirmesidir.

Kamu görevlilerinin istihdamında liyakat ilkeleri yerine eş-dost ilişkilerinin esas alınması suretiyle yapılan kayırmacılığa ise “eş-dost kayırmacılığı (kronizm)” adı verilmektedir. Kronizmde kayırılan kişi, “akraba” değil, “eş-dost”, “arkadaş” vb. kimselerdir.

Kayırmacılığın bir başka türü olan siyasal kayırmacılık ise, siyasal partilerin, iktidara geldikten sonra kendilerini destekleyen seçmen gruplarına çeşitli şekillerde ayrıcalıklı işlem yaparak bu kimselere haksız yere menfaat sağlamalarıdır. Siyasal kayırmacılık, “siyasal yandaşlık” veya “partizanlık” olarak da adlandırılabilir. Siyasal yandaşlık bürokrasinin üst düzeyinde olduğu kadar alt düzeyinde de kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açar. “Aşırı partizanlık (zealotry)”, özellikle yerel kamu hizmetlerini yürüten hizmet birimlerinde yaygın bir durum arz etmektedir.

Gresham Sendromu: “Vasat Adamlar, İyi Adamları Kovar”

Parasal iktisat alanında Gresham Kanunu olarak bilinen “kötü para iyi parayı kovar” düşüncesine bir benzetme yaparak kamu yönetimine bir uyarlama yapabiliriz.

Devlet yönetiminde kayırmacılık ve kollamacılık ile işe girmiş ve bunun ötesinde önemli makamlara seçilmiş ya da atanmış olan vasat insanlar, kendi vasatlıklarına uygun kişilerle çalışmayı tercih ederler. Vasatlar, nitelikli (bilgili, yetenekli vs.) kişiler üzerinde muhtelif şekillerde psikolojik taciz uygulayarak bu kişileri işten soğutmaya ve bezdirmeye çalışabilirler. Dahası bu kişilerin işten ayrılmalarına bile sebep olabilirler.

Parkinson Sendromu (1): Vasat İstihdamın Artışı Yasası

Organizasyonlar ve yönetimde yaşanan sorunları kimi zaman mizahi bir dille kaleme alan ve eserleri ile oldukça popüler olan Cyril Northcote Parkinson’un bir dizi görüşleri “Parkinson Yasaları” olarak bilinir. Bunlardan birisi de Parkinson tarafından şu sözlerle ifade edilmiştir.

 “Herhangi bir çalışma grubunda yapılacak işin kapsamı ya da hacmi ne olursa olsun çalışan sayısı artar.”

Parkinson’un dile getirdiği ve Parkinson Kanunu olarak adlandırılan yasaya göre iş hacmi ne kadar olursa olsun kamu yönetiminde istihdam edilenlerin sayısı sürekli olarak artmaktadır ve bu durum organizasyonda etkinsizliklerle sonuçlanmaktadır.

Parkinson Sendromu (2): İşin Zamanından Önce Bitirilmemesi

C. Northcote Parkinson, kamusal organizasyonlarda gözlemlediği bir diğer sorunu da şu sözlerle ifade etmiştir:

 “Bir iş, bitirilmesi için kendisine ayrılan sürenin tamamını kapsayacak şekilde genişler.”

Bu sözün anlamı şudur; eğer bir devlet dairesinde bir işin yapılması için önceden bir süre belirlenmiş ise vasatlar bu süreyi sonuna kadar kullanmayı yeğlerler ve işi zamanından önce bitirmek istemezler.

Çoğaltma Sendromu

Devlet idaresinde üretim için gerekli olana fiziki ve insan kaynaklarının sürekli olarak arttırılması yaygın bir durumdur. Bu sorunu “çoğaltma sendromu” olarak adlandırabiliriz. Wagner Kanunu (kamu harcamalarının artışı kanunu) çoğaltma sendromu için verilebilecek örneklerden sadece birisidir. Devlet yönetiminde çoğaltma sendromu olarak tarif edilen konuya örnek teşkil edecek çok sayıda uygulama söz konusudur.

Hizmetsiz Memuriyetlik ve “Hayalet Devlet Memurları” Sendromu

Devlet yönetiminde görülen oldukça ilginç siyasal hastalıklar¬dan birisi de “hizmetsiz memuriyetlik” sendromudur. Bir kişinin bir kamu kuruluşunda kadrolu ve ücretli olarak istihdam edilmekle beraber söz konusu kuruluşta aktif olarak çalışmaması “hizmetsiz memuriyetlik” anlamına gelir. Bu ilginç durumu “hayalet devlet memurları sendromu” olarak da adlandırmak mümkündür. Özellikle gizlilik ve örtbasın hakim olduğu kötü devlet yönetimlerinde bu ilginç durumu gözlemlemek pekala mümkündür.

Hizmet Kayırmacılığı Sendromu

Siyasal iktidarların gelecek seçimlerde yeniden iktidarda kalabilmek için bütçe tahsisatlarını oylarını maksimize edecek şekilde belirli seçim bölgelerine tahsis etmelerine “hizmet kayırmacılığı” (pork-barreling) adı verilmektedir. Hizmet kayırmacılığı, hükûmet kararları ile ortaya çıkan bir siyasal hastalıktır. Baş¬bakan, bakanlar ve parti içinde güçlü olan milletvekilleri kendi seçim bölgelerine bütçeden daha fazla kaynak aktarma mücadelesi verebilirler. Burada ilginç olan bütçeden daha fazla ödenek alan il ya da bölgeler bu durumdan memnun iken, hizmetsiz kalan ya da daha az ödenek alan il ya da bölgeler bu durumdan ya habersiz ya da ilgisizlerdir.

Parkinson Sendromu (3): Tırı-Vırı Yasası

Bürokrasi öyle bir organizasyondur ki, gereksiz (lüzumsuz) ve önemsiz birçok iş bakarsınız fevkalade önem taşıyan işlerin önüne geçmiş olur. Ünlü yönetim gurusu Parkinson bu duruma“gündemde olan bir harcama kalemi için harcanan zaman ile harcanan para ters orantılıdır.” sözleriyle işaret etmiştir ve bu sözleri yönetim bilimi yazınında “Tırı-Vırı Yasası” (The Law of Triviality) olarak adlandırılmıştır.

Parkinson’un bu “tırı-vırı yasası” yönetim bilimi araştırmalarında aynı zamanda “bikesheding etkisi” olarak da adlandırılır. Parkinson bu konuda şu örneği verir. Organizasyonda bir atom reaktörü ve nükleer santral kurulması işi çoğu zaman bir bisikletlerin korunması için bir sundurma inşa edilmesi işinden çok daha önemsiz bir duruma dönüşebilir. Nükleer santral işinden çok fazla insan anlamadığı için bu işi çok fazla önemli ve/veya yararlı görmeyebilir; buna karşın bisiklet sundurması işine hemen herkes bir fikir yürütebilir ve dahası bu iş için ayrılan zaman reaktör işine ayrılan zamanı geçer.

Dalkavukluk Sendromu

Devlet dairelerinde yaygın olan, bürokrasi ve kırtasiyecilik, işin geciktirilmesi vs. sebepler bilgisiz, ehliyetsiz ve kifayetsiz makam sahibi vasatlara güç alanı yaratır. Hizmete muhatap olanlar ise kimi zaman işlerinin süratle yaptırılması için vasat müdürlere “yalakalık” ve “dalkavukluk” yapma eğiliminde olabilirler. Çalışanlar da müdür önünde eğilme, önünü ilikleme vs. davranışlar sergileyebilirler. Esasen, dalkavukluk tüm devlet yönetiminde ve özellikle bürokrasinin üst yönetimlerinde çok yaygın olan bir hastalıktır. Çıkar sağlama ve rant kollama peşinde olan herkes kendini bu sendromun içinde bulabilir.

Ehliyetsiz Danışmanlar Sendromu

Bir özel organizasyonda (bir işletmede, firmada, şirkette) asla ve asla gereksiz yere bir danışman istihdam edilmez ve ücret ödenmez. Ancak devlet adı verilen organizasyonda devlet başkanları (cumhurbaşkanları, başbakan vs.) nicelik (sayı) ve nitelik (liyakat) ilkelerini hiçbir şekilde dikkate almaksızın danışmanlar istihdam edebilirler. Bu “kifayetsiz danışmanlar sendromu” özellikle geri kalmış vasat demokrasilerde ciddi bir sorun teşkil eder. Örneğin, bir cumhurbaşkanı çoğunlukla kendini sınırlayacak bir hukuk kuralı olmadan (sayısal sınırlama ya da açık ve net liyakat kuralı) istediği kişileri Başdanışman ve Danışman sıfatlarıyla görevlendirebilir. Bu şekliyle bir taraftan “danışman ordusu” yaratılmış olur ve devlet bütçesinde bu kişilere ödeme yapılır. Görünen ücret dışında bu kişilerin bir kısmı iş takipçiliği vs. yapmada maharet sahibi olabilirler ve zaman içerisinde devlet yönetiminde rant kollama alanında uzman birer kişi olur çıkarlar.

Dunning-Krueger Sendromu: Cahil Cesareti ve Kifayetsiz Muhterisler

Justin Kruger ve David Dunning, “Beceriksiz ve Farkında Değil: Kişinin Kendisinin Cehaletiyle İlgili Bilgisizliğinin, Kendisini Abartılı Değerlendirmesine Nasıl Neden Olduğu…” başlığını taşıyan makalelerinde şu tespiti yapmaktadırlar:

“Bilgisiz ve beceriden yoksun insanların ölçüsüzlükleri kendileriyle ilgili algılarındaki hatalardan; yüksek bilgi düzeyine sahip, becerikli, yetenekli insanların ölçüsüzlüğü ise diğer insanlarla ilgili algılarındaki hatalardan kaynaklanmaktadır.”

Yukarıdaki sözlerle yapılan gözlem literatürde Dunning-Kruger Etkisi (Dunning-Kruger Effect) olarak adlandırılmıştır. Dunning-Kruger Etkisi aslında bir anlamda “cahil cesareti” olarak adlandırılabilir. Örneğin “cahil cüretkar olur kendini alim sanır” sözü aslında Dunning-Kruger Etkisini anlatır. Dunning-Kruger sendromu, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” tezini ifade eder.

Peter Sendromu: Otomatik Terfi Yasası ve Vasatların Önlenemez Yükselişi

Yönetim bilimi alanındaki çalışmaları ile oldukça popüler bir yazar olan Laurence J. Peter bir organizasyonda çalışanların zaman içinde kendiliğinden bir üst kıdeme yükseleceğini şu sözleriyle ifade eder:

“Hiyerarşide her çalışan yetersizlik seviyesine kadar terfi etme imkanına sahip olur. Her pozisyon, yeteneksiz çalışanlar tarafından adeta işgal edilmiştir. İşler henüz yetersizlik seviyesine ulaşmamış olan çalışanlar tarafından yürütülür.”

Hiyerarşide başarı ve performans esas değil, çoğunlukla belirli bir unvan ya da pozisyonda geçirilen süre ile alakalıdır. Belirli bir süre bir unvan ya da pozisyonda bulunan kişiler adeta terfi için kolaylaştırılmış belirli formaliteleri tamamladıktan sonra bir üst göreve yükselirler.

Fonksiyonel Aptallık Paradoksu

Organizasyon ve yönetim bilim alanlarında araştırmalar yapan Mats Alvesson ve Andre Spicer’in “fonksiyonel aptallık paradoksu” (the stupudity paradox) adını verdiği konuya da kısaca değinmekte yarar görüyoruz. Organizasyonlarda iyi eğitim görmüş, parlak fikir sahibi, yenilik ve yaratıcılık kapasitesi yüksek olan insanlar organizasyonda mevcut olan atalet ve rehavetten kaynaklanan kültür içerisinde değişime yönelik fikirleri dile getirmekten ve/veya somut olarak bunları hayata geçirmekten uzak durabilirler. İşlerini kaybetme riski ve tehlikesi dolayısıyla bu parlak zekalı insanlar bilinçli olarak “aptal” konumuna indirgenmiş olurlar ve böylece “fonksiyonel aptallık” durumu ortaya çıkmış olur. Bir zaman sonra yenilikçi ve yaratıcı fikirlere sahip olan bu kişiler “vasat aptal sürüsü”nün bir üyesi olurlar. Kendilerini rutin işleri yapmaya adapte etmeye çalışırlar ve sonuçta yenilikçi ve yaratıcı ruh organizasyondan göçüp gitmiş olur.

Dilbert İlkesi ve Eblehlerin Hoşnutluğu

Organizasyonlarda (özellikle devlet kurumlarında) aptallık bazen bilinçli bir aptallığa dönüşebilir. İşten kaçmak isteyen akıllı bazı tipler akılsızlığı maske olarak kullanıp aptal rolüne bürünebilirler.

Scott Adams’in karikatürize ettiği Dilbert karakteri kimi zaman aslında belirli bir zeka seviyesine sahip olan ancak kendisine daha az iş verilsin diye “salak” ya da “aptal” bir görüntü veren kişi olarak organizasyonda varlığını sürdürmektedir. Önemle belirtelim ki, “eblehlerin hoşnutluğu” olarak adlandırabileceğimiz bu durum birçok organizasyonda yaygın olarak görülebilen bir hastalıktır.

Ahlaksız İttifak ve Negatif Oy Ticareti (Negatif Logrolling)

Negatif oy ticareti, yasama organında partilerin kendi çıkarlarına yönelik yasa tekliflerini ve kararları karşılıklı anlaşarak desteklemeleridir. Örneğin, iktidar partisi ile muhalefet partileri kamu çıkarına ve siyasi ahlaka uygun olmayan bazı konularda karşılıklı ödünler vererek kendi çıkarlarına yönelik kararlar alınması için oy kullanabilirler. Bu yozlaşma türüne “negatif oy ticareti” adı verilir. Negatif oy ticareti için bazı örnekler:

  • İktidar partisi ile muhalefet partilerinin milletvekili maaş ve emeklilik ikramiyelerinin artırılması konusunda uzlaşmaları ve mevcut yasa teklifini onaylamaları,
  • İktidar partisi ile muhalefet partileri hakkında açılmış olan yolsuzluk soruşturmalarının yasama organında karşılıklı olarak aklanması vs.

Rant Kollama

Rant kollama, çıkar ve baskı gruplarının devlet tarafından “suni” olarak yaratılmış bir ekonomik transferi elde etmek için giriştikleri faaliyetlere ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalara verilen isimdir. Suni rant ile kastedilen, bizzat devlet tarafından bazı ekonomik faaliyetler üzerinde sınırlamalar konulması veya ekonomik nitelikli veya ekonomik sonuçlar doğuran faaliyetlerin bizzat devlet tarafından düzenlenmesi suretiyle ortaya çıkan rantlardır. Bu yönüyle rant kollama, ortaya çıkan suni rantı (artificial rent) elde etmek için girişilen faaliyet ve çabalara verilen isimdir.

Sonsöz…

Devlet “başarısız” ve “kötü” performans sergileyen bir organizasyondur.  Toplumsal yaşamda ortaya çıkan sorunları devlet müdahaleciliği ile çözmek en azından “birinci en iyi” (Pareto optimal) sonuçlar ortaya çıkarmaz. Birinci en iyi çözüm; devleti iyileştirmek değil, tam aksine devletin optimal sınırları üzerine düşünmek; devlet faaliyetlerinin ve devlet gücünün çerçevesini çizmektir.

Özetle;

  • Çözüm, devleti küçültmek ve sınırlamaktır.
  • Çözüm, devletin görev ve fonksiyonlarını mümkün olduğu ölçüde daraltmaktır.
  • Çözüm, fazlasıyla büyümüş ve kontrol edilemez boyutlara ulaşmış olan Leviathan’a gem vurmaktır.
  • Çözüm, en başta “en az devlet, en iyi devlet” sloganının arkasında bulunan derin felsefeyi anlamakta yatmaktadır.

Not: Bu metin Prof. Dr. Coşkun Can Aktan’ın Ocak-2020 de Litera-Turk Academia yayınlarından çıkan Siyasal Patoloji (Siyasal Hastalıkların Anatomisi)  başlığını taşıyan kitabından bir alıntıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir