?>
Platon Yazar: Joshua J. Mark Çeviri: Mehmet Salih Keçici Gorgon Felsefe Platon (MÖ 428/427 – 348/347) Diyaloglar[1]ı ile tanınan ve Batı dünyasında geleneksel manada ilk üniversite olarak kabul gören, Atina’nın kuzeyinde Akademisi’ni kurmuş öncü olarak addedilen Yunan filozoftur. Doğum adı Aristokles olan Platon, Kolitus (Colytus) kasabasından Ariston’un oğludur. Platon’un, Devlet[2] (Republic)’inde rol almalarıyla bilinen iki büyük kardeşi (Adimentes ve Glaukon) ve bir de kız kardeşi Potone vardı. Diogenes Laertius[3]’a göre, ona geniş omuzları olması nedeniyle güreş antrenörü tarafından “Platon” takma adı verilmiştir (Yunan dilinde “Platon” geniş manasına gelir). Ailesi aristokrat ve siyasi açıdan iyi bağlantılara sahipti ve görünüşe göre Platon’dan da siyasi alanda kariyer yapması bekleniyordu. Onun ilgileri ise daha çok sanat alanına yönelikti ve gençliğinde oyun, belki şiir bile yazmıştı. Genç yaşlarının sonunda ya da yirmili yaşlarının başındayken Sokrates’in piyasada öğretmenlik yaptığını işitti ve bir oyun yazarı olarak edebi bir kariyerin müdavimi olmaktan vazgeçti; erken dönem çalışmalarını yaktı ve kendisini felsefeye adadı. En azından yaydığı ün düşünüldüğünde Platon’un Sokrates’i gençliğinden beri tanıması muhtemeldir. Atinalı siyasetçi Critias, Platon’un annesinin kuzeniydi ve genç bir adam olarak Sokrates ile çalıştı. Bu yüzden, Sokrates’in Platon’un ailesinin düzenli bir ziyaretçisi olduğu öne sürülür. Bunun yanında eski yazarlarca Sokrates’in Platon üzerinde yirmili yaşlarına kadar hiçbir etkisinin olmadığı da var sayılmaktadır. Diogenes Laertius (MS 200), Platon’un Bacchus tiyatrosunda trajediler üzerine bir ödül için yarışmak üzereyken: “Socrates’in söylevini duyunca, ‘Vulcan, gel buraya; zira Platon yardımını istiyor’ diyerek şiirlerini yaktığını ve bundan böyle, artık yirmi yaşına geldiğinden, Sokrates’in öğrencisi olduğunu” yazar. Platon’un devam eden sekiz yıl boyunca yaptığı hiçbir şey açıkça bilinmemekle birlikte MÖ 399’da dinsizlik suçuyla yargılanmasına ve infaz edilmesine değin yaşlı filozofun maiyetinde çalışmıştır. Sokrates’in infazı, 28 yaşında olan Platon için büyük bir darbe olmuştur ve o bundan sonra seyahat için Atina’yı terk etmiştir. Akademiyi kurmak ve Diyalogları’nı yazmak için memleketine dönmeden önce, diğer yerlerin yanı sıra Mısır ve İtalya’yı ziyaret etmiştir. Diyalogları’nda neredeyse tamamen temel karakter olarak Sokrates sunulmaktadır lakin bu kısımda Sokrates’in eylemlerini ve inançlarını doğru olarak resmedip etmediği meselesi uzun süredir tartışmalıdır. Platon’un çağdaşı, Phaidon (Phaedo)[4]– ki Sokrates’in öğrencilerinden biridir- (Platon’un diyaloguna isim vermesiyle de bilinir) Platon’un kendi fikirlerini Sokrates’in ağzına yerleştirdiğini ve diyaloglarının dramatik durumlarını oluşturduğunu ileri sürmüştür. Zamanın diğer filozof ve yazarları da Platon’un Sokrates betimlemelerinin doğruluğunu sorguladılar lakin Platon’un yüksek fikirlere sahip, kavranması meşakkatli olan çok önemli biri olduğu konusunda uzlaşıyorlardı. Ömrü boyunca büyük hünerlere sahip biri olarak saygı görmesine rağmen (en az iki kez kaçırılıp yüksek bir fidye karşılığında salıverildi[5]) evrensel manada hiçbir suretle kabul görmedi. Platon’un felsefesinin değeri, onu seçkinci bir züppe (elitist snob) ve bir sahtekâr (phony) olarak gören Sinoplu Kinik filozof Diyojen tarafından şiddetle sorgulandı. Platon insanı tüyü olmayan iki ayaklı varlık olarak tanımladığında, Diyojen’in bir tavuk yolup Platon’un sınıfına sunduğu söylenir. Diyojen haykırarak, “İşte! Platon’un insanı” der. Platon bir iddiaya göre, yaptığı izahatın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söylemiştir lakin bir eleştirmene verilen bu imtiyaz kuraldan ziyade bir istisna gibi görünüyor. Bunun yanında eleştirileri bir kenara koyarsak, Platon’un çalışmaları, çağdaşları ve takipçileri üzerinde devasa bir etki bırakmıştır.[6] Platon’un Euthyphron, Sokrates’in Savunması(Apology), Kriton, Phaidon diyalogları çoğunlukla Sokrates’in son günleri başlığı altında toplanır ve bu dört oyunculu drama Sokrates’i Atina mahkemesinde yargılanma öncesinde, esnasında ve sonrasında gösterir. I.F. Stone[7], Platon’un “bir mahkeme salonu müdafaası olarak” Sokrates’in Savunması’nın (Apology) “dünya edebiyatının bir başyapıtı olduğundan, Yunan düz yazısının en büyük tek parçası şeklinde bize geldiğinden, birilerine temas etmede asla başarısız olmayan doruklara çıktığından” söz eder. Ayrıca Stone eserle ilgili olan görüşünde kesinlikle yalnız değildir. Sokrates’in Savunması (Apology) evrensel manada Batı felsefesinin başlangıcı olarak kabul edilir. Halbuki Platon’un Euthyphron[8]’u çoğunlukla göz ardı edilmiş olsa da o, okuyucuyu, Sokrates’in değerleri adına ve bu değerlerin öğretimi hakkında başka bir bakış açısı sunarken aynı zamanda Sokrates’in Savunması için bir zemin hazırlar. Genç köktendinci Euthyphron inançlarıyla kimseyi incitemeyeceğinden ve hiç şüphe yok ki kendi babasına karşı öne sürdüğü dava mahkemeden düşeceğinden dolayı; belki de Plato’nun amacı, Socrates’in daha en başta niçin yargılandığını göstermekti. Euthyphron’nun açık ve ateşli bir halde Yunan Tanrılarına inanması gibi, Sokrates de ona inançlarının tutarsız ve yetersiz oluşunu işaret etmeye çalışmıştır. Diyalog “gençleri yozlaştırmak” ile ne anlatılmak istendiğini göstermektedir. Kriton, yasaların nasıl olması gerektiğini tartışır. Bir vatandaş olarak kişinin yasalarla aynı fikirde olmasa bile onlara uyma zorunluluğu vardır. Socrates’in hapishane hücresinde infazını beklediğini anlatan bu diyalog, okuyucuyu dramanın son kısmı; Platon’un Phaidon’u için hazırlar- ki bu aynı zamanda Sokrates’in ruhunun ölümsüzlüğünü de kanıtlama girişimidir. Platon gayet maksatlı bir biçimde, diyalogda kendisinin bulunmayacağını ve Sokrates’in son saatlerini öğrencileriyle birlikte bütünüyle felsefi sohbetlere dalarak geçirdiği halini anlatabilmesi için yerini ana karakterine, anlatıcı Phaidon’a bırakacağını dile getirir. Bir yerde Platon, Sokrates’e şöyle söyletir: “Sıklıkla konuştuğumuz meseleye geri döneceğim; mutlak manada bir güzelliğn, mutlak manada bir iyinin ve mutlak manada bir yüceliğin var olduğu varsayımı ile başlayacağım. Müsaade eder ve onların varlığına katılırsanız, size ruhun ölümsüz olduğunu ve sorunun ne olduğunu gösterebilmeyi ümit ediyorum.” (100b). Eğer okuyucu Sokrates’e müsaade ederse o zaman hakikaten de ruhun ölümsüzlüğü onaylanmış olur lakin varsayımı kabul etmezse; onaylamamış olur. “Mutlak bir iyi ve mutlak bir yüceliğin” varlığı oldukça büyük bir varsayımdır. Platon’un diyalogları, ele aldıkları mesele ne olursa olsun Sokrates’in ona teslim etmemizi istediği hakikati göstermek adına bir yaşam uğraşı olarak okunabilir. Platon’un Diyalogları evrensel manada hakikat arayışı ve iyi olanın anlaşılması üzerinedir. Platon, insanoğlunun tanımaya ihtiyaç duyduğu ve buna uygun olarak yaşamaya çabaladığı tek bir evrensel hakikat olduğunu ifade etmişti. Öne sürdüğü bu hakikat, Formlar aleminde (Realm of Forms) vücut bulmuştu. Platon’un Formlar Teorisi (Theory of Forms[9]), basit ifadeyle daha yüce bir hakikat âleminin var olduğunu ve duyuların algılanan dünyasının yalnızca yüce olanın bir yansıması olduğunu ortaya koymaktadır. Biri bir atı gördüğünde, şu halde atı güzel olarak değerlendirir. O birisi, yeryüzündeki belirli atın formlar âleminde “Güzelliğin Formu”na ne kadar benzer oluşunu ifade etmiş olmaktadır. Birinin, “Güzelliğin Formu”nun farkına varması için algılanan dünyanın yalnızca bir yanılsama ya da yansıma olduğunu anlaması gerekir; bunun dışında onun yeryüzünde “güzel” olarak adlandırdığı şey öyle bir başına güzel değildir ancak “Güzelliğin Formu”na iştirak ettiği ölçüde güzeldir (Platon’un, Devlet’inin VII. Kitabında ünlü “Mağara Betimlemesi”nde daha da öte bir kavram keşfedilmiştir). Bu nedenle, “Güzellik bakanın gözündedir” kadim sözü Platon için tamamen kabul edilemezdir. A kişisi … Okumaya devam et Platon
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın