Orta Çağ’da Hijyen

Çevirmen: Burak Erdem

 

Orta Çağ’da Hijyen

Bir Orta Çağ Soylusunun Hizmetkarları Eşliğinde Banyo Yapması Tasviri (Codex Manesse, 14th century CE, Zurich, Switzerland)

Orta Çağ insanlarının, özellikle de köylü sınıfının, hijyen konusunda kötü bir ün edindiği aşikârdır. Ancak, modern çağımızın imkânlarının olmamasına ve genel akarsu kaynaklarının kıtlığına rağmen insanlardan kişisel hijyen konusunda ortak beklentiler vardı. Örneğin bir leğen yardımıyla düzenli olarak yıkanmak ve özellikle de ellerin yemekten önce ve sonra yıkanması, çatal bıçak takımlarının birçok insan için hâlâ lüks olduğu bir dönemde iyi bir görgü kuralı olarak kabul edilmiştir. Daha zengin olan kesimlerin hamamlar, kaleler, köşkler ve manastırlarda yıkanma imkânı varken şehirler, kendi vatandaşlarına daha iyi lağım şebekesi olan tuvaletleri sunmanın yanı sıra bazen sarnıçlar ve yer çekimi koşulları dikkate alınarak yapılan kadim yöntemlerle akarsularda bile yıkanma olanağı sunmaktaydı. Tabii ki hijyen standartları tıpkı bugün olduğu gibi yalnızca yer ve zaman göre değil aynı şekilde kişiden kişiye de değişmekteydi. Bu yazının devamında Orta Çağ Avrupa’sının hijyen üzerine alışkanlıkları ve beklentileri incelenecektir.

Su Kaynakları

Su, yalnızca akarsuların, nehirlerin, göllerin, kuyuların ve sarnıçların yakınlarındaki köylerde bulunmaktaydı. Birçok yerleşim yeri bu ihtiyacı karşılamak için bu kaynakların yakınlarında kurulmuştu. Kaleler de aynı sebeple kaynaklara yakın kurulmuş ve ek su kaynağı taş kaplamalı kuyular vasıtasıyla kalenin iç avlularına, bazen de savaş durumunda ekstra güvenlik amacıyla iç kalelerden ulaştırılmış olmalıdır. Birleşik Krallık’ta bulunan 420’yi aşkın kalede yapılan yüzey araştırmasına göre kalelerin %80’inin iç avlularında bir kuyu varken dörtte birinde ise iki ya da daha fazla kuyu bulunmaktaydı. Kuyular fazlasıyla derin olabiliyordu. Örneğin İngiltere’de bulunan Beeston Kalesi’nin kuyusunun derinliği 124 metreydi. İngiltere’de Rochester’da bulunan bir diğer kalede olduğu gibi bazı kaleler, iç kalenin her bir katına su sağlayabilecek ip ve kovalardan oluşan bir sisteme de sahipti. Sarnıçlar yağmur suları ve yeraltı sularının sızıntıları toplardı ve bazen bir kale, İngiltere’deki Chester Kalesi’nde olduğu gibi, kurşun, ahşap ve seramikten borular yardımıyla bir sarnıçtan diğerine, kalelerin alt kısmındaki erzak ve mutfak gibi alanlara dağıtımı sağlayan bir su yönlendirme sistemine sahip olabiliyordu. Bir diğer ek su toplama sisteminde ise yağmur sularının sarnıçlara aktarılmasını sağlayan çatı oluklarıydı. Son olarak da suyun kalitesini arttırmak amacıyla çökeltme havuzları yerleştirilirdi. Bu sayede temiz su alınmadan önce tortulardan arındırılırdı. Birçok manastır da bu sistemlerin birçoğuna ya da tamamına sahip olabilirdi.

Hijyen, Avrupa şehirlerinin 11. yüzyıldan itibaren hem nüfusunun artması hem de sınırlarının genişlemesi nedeniyle gitgide gündelik bir zorunluluğa dönüşmüştü. Neyse ki büyük şehirler, ticareti kuvvetlendirmek için genellikle nehir kenarlarına ya da kıyı kesimlere kurulmuştu. Böylece su kaynağı ve atıkların ortadan kaldırılması daha az problem olmaya başlamıştı. Kanallar, su yolları, kuyular ve pınarlar kısmen de olsa sokaktaki halka temiz su sağlamıştı.  Bunların hepsi şehir konseyleri tarafından sağlanıyordu. Bu konseyler aynı zamanda esnaflara ve genel olarak halka yönelik bazı sağlık tedbirlerini uygulamaya koymuşlardı. Örneğin, bir sokağın belirli bir kısmı temizlenecek ise bu kısım mutlaka birisinin evinin ya da dükkanının olduğu bir yer olmak zorundaydı. Bazı şehirler ve kasabalar hamamlara sahipti. Nuremberg şehri aydın sayılabilecek konseyi sayesinde 14 hamama sahipti. Bu sayede Avrupa’nın en temiz şehirlerinden biriydi.  Ayrıca yerel otoriteler veba zamanlarında da ölüleri ortadan kaldırmak için acil tedbirler almıştı.

Kişisel Hijyen

Akarsuyun nadir oluşu bir yana, yakın bir su kaynağından veya bir kuyudan su almanın gerektirdiği fiziksel güç göz önüne alındığında birçok insan için günde bir kere duş almak pek de makul değildi. Daha doğrusu, suyun ısıtılması için harcanan yakıt sebebiyle hamamlar bir lüks olarak görülüyordu. Örneğin, keşişlerin yılda iki ya da üç defadan fazla banyo yapması yasaklanmıştı. Banyoya sahip olanların banyosu ise ahşaptan yapılma yarım bir fıçı ya da bir küvetti. Bunlar hiçbir zaman tam olarak doldurulmadığı gibi “banyo yapma” eyleminin büyük bir çoğunluğu yalnızca bir testi ısıtılmış suyun vücuda dökülmesinden ibaretti ve vücut tamamen yıkanmazdı. Bir lord daha fazla konfor için keçe ile kaplanmış küvetlere sahip olabilirdi. Seyahatlerindeki elverişsiz koşulları göz önüne alarak genellikle bir küvet ile yolculuk ederdi. İnsanların büyük bir çoğunluğu ise soğuk suyla dolu bir leğen ile hızlıca yıkanırdı. Nüfusun %80’i fiziksel güç isteyen bir işte çalıştığı için muhtemelen banyo yapmak bir tür gündelik ihtiyaçtı.

Orta Çağ köylüleri, hijyen konusunda her zaman espri konusuydu ve bu da papazların yazdığı eserlere dayanıyordu. Bu eserlerde köylüler, yabani hayvanlardan biraz daha gelişmiş bir şekilde tasvir edilmesine rağmen sabahları neredeyse herkesin yüzünü ve ellerini yıkaması yaygın bir davranıştı. Çok uzun süre beklemeden yıkanmak tercih edilirdi çünkü o dönemde bit ve pireler oldukça yaygın bir sorundu. Nadiren değiştirilen saman yataklar parazitler için adeta bir cennetti. Bu parazitleri önlemek amacıyla fesleğen, papatya, lavanta ve nane gibi bazı bitki ve çiçekler kullanılırdı.

Çoğu insan yemek yerken bıçak, çatal veya kaşık kullanmadığı için yemekten önce ve sonra elleri yıkamak fazlasıyla yaygın bir adetti. Sabun bazen kullanılır ve saçlar limon ile tuz gibi alkali karışımlarla yıkanırdı. Dişler özellikle fındık ağacının dalları ya da yün kıyafetlerin küçük parçaları ile temizlenirdi. Tıraş ise ya hiç olunmazdı ya da haftada bir yapılırdı. Keşişler ise bir istisnaya sahipti; bir başka keşiş tarafından günlük tıraşlarını olurlardı. Orta Çağ aynaları henüz çok büyük veya net olmadığından dolayı çoğu insanın gerektiğinde yerel berberi ziyaret etmesi daha kolaydı.

Bir Orta Çağ El Yazması Tasviri – Berry Dükünün Ocak Ayında Verdiği Yeni Yıl Ziyafeti – Conde Müzesi – Fransa (Les Très Riches Heures du Duc de Berry’, c. 1412-1440 CE. (Condé Museum, Château de Chantilly, Oise, France)

Sıradan bir köylü yıkanarak günün kirini üzerinden atmak ile ilgilenirken aynı şey bir aristokrat için geçerli değildi. Saygın bir topluluk içinde takdir görmek amacıyla dikkat edilmesi gereken birkaç detay daha vardı. Kibar ve temiz topluluk tarafından onaylanmak için uymaları gereken bazı detaylar bulunmaktaydı. Ziyafetler gibi sosyal etkinliklerde kişiler birbirleri ile yakınlaşabileceğinden ötürü hijyen konusuna özellikle dikkat edilmesi gerekirdi. Hatta, bunu anlayamayan katılımcılar için görgü kuralları dahi bulunmaktaydı. Tıpkı ” Les Countenance de Table”da yazdığı gibi:

“…parmaklarınız temiz, tırnaklarınız ise bakımlı olmalıdır. Bir lokmaya dokunulduğunda ise o lokma tabağa dönmemelidir. Çıplak ellerinizle kulaklarınıza ya da burnunuza dokunmamalısınız. Yemek yerken dişlerinizi keskin bir demir ile temizlememelisiniz. Kaidelerde de belirttiği üzere tabağı ağzınıza götürmemelisiniz. Bir şeyler içmek istiyorsanız öncelikle ağzınızdakileri bitirmelisiniz. Daha sonrasında ise ağzınızı silmelisiniz. Masa temizlendikten sonra ellerinizi yıkadıktan sonra bir şeyler içebilirsiniz.” (Singman, 154)

Fransa’daki Cluny Abbey’de olduğu gibi keşişlerin yıkanma için kendilerine özel alanları ve yemeklerden önce ellerin yıkandığı lavabo ya da geniş leğenler bulunmaktaydı. Kayıtlardan bildiğimiz kadarıyla havluları da vardı ki havlular haftada iki kez değiştirilirken su ise yalnızca haftada bir değiştirilirdi. Çoğu köşk ve kalenin ana salonunda, gelen ziyaretçilerin ellerini yıkaması için geniş leğenler bulunurdu.

Özetle, modern filmler ve kitaplarda gösterilen temizliği bir işkence olarak gören pis Orta Çağ köylüsü profili gerçeklikten uzaktır ve her sınıftan insanın şartlar el verdiğince kendini temiz tutmaya özen göstermiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. Buna rağmen içinde yüksek sınıfa mensup kişilerin de olduğu Avrupalıların, Haçlı Seferleri sırasında etkileşim içinde oldukları Bizanslılar ve Müslümanlar gibi diğer kültürlerin ardından, hijyen mevzubahis olduğunda ikinci sırada yer aldığını söylemek doğru olacaktır.

Tuvaletler

Tipik Bir Orta Çağ Tuvaleti veya Gardırobu, Londra Kulesi, 11. Yüzyıl

Köylerde ya da köşklerdeki köylüler kendi atıkları için lağım çukurlarını kullanır ve daha sonra muhtemelen bu atıklar gübre olarak tarlalara atılırdı. Bazı durumlarda bir deliği ve ahşaptan bir oturağa sahip ufak bir kulübe kullanılırdı. Bu hem rahatlık sağlar hem de insanların lağım çukurlarına düşmelerini engellerdi. Geceleri ise lazımlıklar kullanılır, daha sonra lağım çukuruna boşaltılırdı. Tuvalet kağıdının hatta herhangi bir kağıdın yokluğunda insanlar, temizliklerini bir avuç dolusu saman, ot, çimen veya yosun kullanarak yapmak zorundaydı.

Kalelerdeki tuvaletler ise, diğer bir deyişle askeri tuvaletler, diğerleriyle neredeyse aynıydı fakat atıklar aşağıya doğru kalenin surlarının ayaklarına ya da hendeklerine yönlendirilirdi. Bu ayrıca askeri tarihte pek konuşulmayan bir savunma stratejisiydi. Bazen iki tuvalet yan yana olabiliyordu ve düzenli olarak ayrı bir su akımı ile boşaltılırdı. Aynı düzenlemeler manastırlardaki gruplandırılmış tuvaletler için de geçerliydi. Cluny Abbey Manastırında 45 adet tuvalet kabininin yanı sıra 12 küvetli hamam da yer almaktaydı. Ayrıca kalelerde ve özellikle de kaleleri çevreleyen surların kulelerinde üçgen şeklinde pisuvarlar bulunurdu.

Şehirlerde ise zengin sınıftan insanların arka bahçelerinde hatta evlerinin içinde kendilerine ait özel tuvaletleri vardı. Bu tuvaletler oluşan atığın bahçeye taşınmasını sağlayacak bir kanala veya oluğa da sahipti. Dip dibe mahallelerde yaşayan fakir sınıf, çoğunlukla dışarıda yer alan bir kişilik veya ortak bir lağıma bağlı birden fazla tuvaleti paylaşımlı olarak kullanırdı. Taşlar ile kaplanmış lağımlar evlerden çıkan diğer çöplerin de boşaltıldığı yerdi ve düzenli olarak temizlenirdi. Bu nahoş ve gerekli olan bu iş uzman işçiler tarafından gerçekleştirilirdi. Sokaklara atık boşaltma yasağı olmasına rağmen bu yasak çoğunlukla çiğnenirdi. Olası bir sağanakta ya da daha da kötüsü su baskınlarında, şehrin kanalizasyonunun iflas etmesine sebep olarak su kaynaklarını kirletirdi. Şehirlerin at ve eşekler ile dolu olduğu ve çiftlik hayvanlarının bir yerden bir yere ya da kasaplara götürüldüğü göz önüne alındığında, sokaklar genellikle kirliydi. Bu durum tarih boyunca var olan bir tehlike olan farelerin, sıçanların ya da diğer haşere türlerin üreme yeri hâline gelmesiyle birlikte hastalıklara davet çıkarmaktaydı.

Veba ve Hastalıklar

“Kara Ölüm” olarak da adlandırabileceğimiz Veba, 1347 ila 1352 yıllarında Orta Çağ Avrupa’sını vurmuş ve tarihteki en ölümcül veba salgınlarından birisi olmuştur. Pirelerden farelere taşınan hıyarcıklı veba türü, bulaştığı yerlerdeki nüfusun %30 ila %50’sini ölümüne sebep olmuştu. Hastalığa tam olarak neyin sebep olduğunun anlaşılamaması ve gerekli karantina önlemlerinin eksikliği gibi etkenlerin yanı sıra düşük hijyen koşullarının da bu duruma sebebiyet verdiği aşikardır. Milan ve Bohemia gibi Orta Çağ şehirlerinin nispeten hasarsız atlatması ise vebanın yayılmasının sadece hijyenden ve gerekli sağlık önlemlerinden yoksun olmasına dayandırmak o kadar da kolay değildir.

Ölümcül vebaların ve salgınların, endişe verici bir devamlılıkla nereden geldiği belirsiz bir şekilde yayılmasının yanı sıra gündelik mekânların çoğu da aynı ölçüde hastalıklar kadar ölümcül tehlikeler ile doluydu. Sağlıksız yemek yapımı ve sağlıksız depolamalar ölümcül bir risk taşıyordu. Orta Çağ’da “Aziz Antony’nin Ateşi” olarak bilinen ishal hastalığı, küflenmiş çavdar tüketiminden kaynaklanıyordu. Cilt hastalıkları da bilhassa yaygındı ancak bu hastalıkların çoğu kötü beslenmeden olduğu kadar kirlilikten de olabiliyordu.

 

Kaynakça

Blockmans, W. Introduction to Medieval Europe 300-1500. Routledge, 2017.

Creighton, O.H. Castles and Landscapes. Equinox Publishing Limited, 2004.

Gies, F. Life in a Medieval City. Harper Perennial, 2016.

Gies, F. Life in a Medieval Village. Harper Perennial, 2016.

Gies, J. Life in a Medieval Castle. Harper Perennial, 2015.

Pounds, N.J.G. The Medieval Castle in England and Wales. Cambridge University Press, 1993.

Singman, J.L. The Middle Ages. Sterling, 2013.

 

Redaktör: Cemre Yıldırım

Editör: Martı Esin Şemin

Görev Alan Yayın Kurulu: Arman Tekin

 

Yazının orijinali için:

https://www.ancient.eu/Medieval_Hygiene/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir