Gorgon Kitaplığı

“Kadına Dair” Gorgon Kitap Seçkileri


Kadınların En Güzel Tarihi

Nicole Bacharan

Türkiye İş Bankası, Çev. Yonca Aşçı Dalar

İş Bankası Kültür Yayınları’nın Türkçeye kazandırdığı “En Güzel Tarihler Serisi” içinde Kadının En güzel Tarihi, Nicole Bacharan’ın “Kadını, modern insanın ilk örneği olan Cro Magnon insanından günümüze anlatmak” düşüncesinden hareketle ortaya çıkarmış olduğu bir başucu eseri.

Kitap boyunca kadınların tarihini her biri kendi alanında uzman kadınların soruları ve cevaplarıyla öğreniyoruz. Uzmanlık alanı evlilik ve akrabalık olan antropolog Françoise Héritier, çalışmalarını kadın tarihi üzerine yapmış Profesör Michelle Perrot ve filozof-yazar Sylviane Agacinski okuyucuya tüm bilgilerini içtenlikle sunarken, kadın öznesinin insanlık tarihi içindeki evrelerini felsefe, inanç ve tarihsel süreç üzerinden ele almışlar.

Bu üç bölümden oluşan yükte hafif pahada ağır kitabı okurken dillerin gelişimindeki “eril” ve “dişil” ayrımından, üreme organlarının ve kadın bedeninin “soğuk” olarak değerlendirilmesine uzanan ve hâlâ bizim kültürümüzü etkileyen birçok geleneğin içinde yaşadığımızı fark edebilirsiniz. Antik Yunan’daki kadın düşüncesinden, 1789 Fransız İhtilali’ndeki kadına ve ardından artık doğum kontrol yöntemlerini kullanma hakkını elde eden günümüzdeki kadına ulaşırken, değişen ya da hep aynı kalan örüntüleri fark etmek ve bunları anlam(landırm)ak için bu kitap harika bir yol gösterici olabilir.

Martı Esin Şemin

 

Hotanto Venüsü

Gerard Badou

Epsilon Yayıncılık, Çev. Pınar Dirim

Kadın… Bu kelime o kadar anlam ve bütünlük taşır ki kendi içinde… İnsanın tüm coğrafyalarında yaşadığı ayrılıklar içerisinde varlığı değişmeksizin devam eden… Afrika coğrafyasında yapılan sömürgecilikten nasibini almış birçok yerel halktan biri olan Hotantolar’dan olan ve Avrupalıların “barbarca” tutumlarına maruz kalan Saartjie Baartman’ın hikayesi de tam bu noktada oldukça dikkat çekici.

Saartjie kendi yaşıtları ve halkı ile ortak olduğu kadar farklı özelliklere de sahipti. Öyle ki çok geniş kalçaları ve görülmemiş irilikte sarkık bir cinsel organı vardı. Bu durum kuşkusuz halkını sömürgeleştiren Hollanda kökenli Boerlerin dikkatini çekmişti. Öyle ki hizmetçilik yaptığı sahibi kendi dillerinde Satchwe olan ismini daha kolay çağırabilmek için Hollandaca Sarah anlamına gelen Saartjie olarak değiştirecekti ve çok yakında onu satacaktı.

Saartjie’nin kaderi değişmişti. Alkol ve sigaraya alıştırılmış ve Avrupa’ya götürülerek çeşitli şekillerde sergilenecek bir sirk hayvanı muamelesi görmüştü. Bu gösterilerde sahipleri tarafından zorlanan ve dans ettirilen bu kadın, bir gün müzenin incelemesine bile tabi tutulacaktı. 1800’lerdeki sert kış koşulları ile yapılamayan gösteriler onun aç kalmasına sebep olmuş; alıştığı alkol ve sigaranın da etkisiyle 25 yaşında hayatını kaybetmişti. Kaybolan bu hayat, kadına yönelik şiddetin ve istismarın yalnızca bir örneği olarak hiç unutulmayacak. Bu hikâyeyi detaylı bir şekilde aktaran bu kitap okumanız için sizleri bekliyor.

Arman Tekin

 


Tanrı’ya Bakıyorlardı

Zora Neale Hurston

Phoenix Yayınevi, Çev. Ayşe Şirin Okyayuz ve Ayla Okyayuz Yazal

1937 yılında ilk kez yayımlandığında, tutkulu ve hür ruhlu siyahi bir kadının kimlik arayışını konu edinen bu roman, eleştirmenler tarafından büyük ölçüde göz ardı edilmişti. 1978 yılında University of Illinois Press (Illinois Üniversitesi Basımevi) tarafından yeniden basıldığında ise büyük yankı uyandırdı. Hurston’ın romanı hem Kadın edebiyatı hem de Afro-Amerikan edebiyatı kanonunda en çok okunan ve takdir edilen eserlerden biri hâline gelmiştir.

Tanrı’ya Bakıyorlardı, akılda kalıcı derecede içten ve dolaysız anlatımıyla, Janie Crawford isimli siyahi bir kadının, içine doğduğu kısıtlayıcı kurallardan ve değerlerden kendisini soyutlayarak, hayatın sunabileceği bütün teklifleri keşfetmeye aç, bağımsız bir bireye evrilmesini dile getiriyor. Janie’nin öz kimlik ve bağımsızlık arayışı, gerçek aşkı bulma arzusu ile betimleniyor. Gerçek aşkı bulduğunda özgürleşeceğine inanan Janie, çıktığı bu yolculukta üç evlilik yapıyor. Evlendiği adamlar, farklı biçimlerde de olsa dönemin toplumsal cinsiyet normlarına riayet ettikleri için, yaptığı ilk iki evlilikte mütemadiyen cinsiyet rollerinin baskısı altında kalıyor ve benlik saygısını kaybetme noktasına geliyor. Tea Cake ile yaptığı üçüncü evliliğinde ise gerçek aşkı öğreniyor ve kadınların bir süs objesi gibi görüldükleri, ikincil konuma indirgendikleri evlilik anlayışının zincirlerinden kurtuluyor.

Romanın sonlarına doğru, Hurston’ın, Janie karakteri aracılığıyla “özgürleştirilmiş siyahi kadın” imgesini inşa ettiğini görüyoruz. Köleliğin ve ırkçılığın beslediği gelenekleri terk ederek bütün kadınların hak ve özgürlük taleplerine ses veren bu eser, ayırt edici diyalekt kullanımı ve Güneyli olmaya dair gözlemleri ile Harlem Rönesans’ı dönemini de derinlemesine yansıtmaktadır.

Melis Fettahoğlu

 


Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir

Emma Goldman

AgoraKitaplığı, Çev. Necmi Bayram

Agorakitaplığı’nın Feminist Kitaplık serisine ait bir kitap olan Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir’in baskı tarihi 2006 ve kitabın çevirmeni Necmi Bayram.

Eser, Emma Goldman’ın uzun yıllar boyu yazdığı birçok makaleden oluşuyor. Goldman bu kitapta kısa kısa kendi hayatından bahsetse de daha çok kadın-erkek ilişkileri, din ve devlet meselelerini ele alıyor. Kitabın içinde feminizmin var olabileceği ideal bir topluma dair birçok fikre rastlayabilirsiniz. Bir noktada Goldman’ın toplumda yargıyla yaklaşılan anarşizmi doğru şekilde anlatma isteği bu kitaba yön vermiş diyebiliz. Yazar, feminizmi de bu konularla bağlı olarak ele alıyor ama bu sizi korkutmasın, onun yüz yıl önce ele aldığı evlilik, kıskançlık gibi konuları, biz bugün hâlâ tartışıyoruz.

“Evlilik, anneliğin tek onaylanmış, meşru hali değil midir?” diyerek kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsıyor* Goldman. Ayrı düşünülemeyen evlilik ve aşk kavramlarının, aslında birbirinden ayrı var olabileceği bir dünya sunuyor. “Özgürleşme, kadının ruhunda başlar.” diyerek özümü hatırlatıyor bana.

Eğer değil devrimin, ömrümüzün sonuna kadar dans edeceksek, Emma’nın adımları bize izlenecek güzel bir yol çiziyor. Dans edelim arkadaşlar. Kadın olan, erkek olan, arada kalan ya da iki kavramla da alakası olmayan, hepimiz, hep birlikte özgürlüğe doğru dans edelim.

*Franz Kafka

Elif Eryiğit

 


Kelimelerin Kıyısında Duran Emekçi Kadın Çevi
rmenlerimiz

Şehnaz Tahir Gürçağlar, İthaki Yayınları

Bir Gorgon geleneği hâline gelen “Kadınlar Günü Haftası”nda, Türkiye’de pek az kişinin dikkatini çeken kadın çevirmenler hakkında bir yazı olmazsa olmazdı. Okurlarımızı hem Şehnaz Tahir Gürçağlar tarafından derlenen ve 2019 yılında İthaki Yayınları tarafından yayımlanan Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler isimli kitabı ile hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarında çeviri alanına pek çok katkısı olan kadın çevirmenlerimiz ile tanıştırmak, aşinalık oluşturmak bu yazının temel amacıdır.

Aslında bu yazının ortaya çıkmasındaki en büyük etken, geçtiğimiz haftalarda katılma fırsatı bulduğum, Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “Kadın ve Çeviri” isimli paneldeki bir soruydu. Panelde, yukarıda bahsedilen kitapta da makalesi bulunan Özlem Berk Albachten biz dinleyicilere Arza Erhat’ı tanıyıp tanımadığımızı sordu. Dinleyicilerin çoğu çeviribilim alanındaki araştırmacılardan, bu alanda lisans ve yüksek lisans eğitimi alan öğrencilerden oluşmaktaydı; Ne yazık ki Azra Erhat’ın ismini duyanların sayısı oldukça azdı. Bu yüzden, çevirmenlerimizi tanıtmanın ve ilgilenenler için bir kaynak sunmanın yararlı olacağı kanaatindeyim.

Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler isimli kitaba kısaca değinmek istiyorum. Bu kitapta, “Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden başlayarak çeviri alanının gelişmesinde önemli rol oynamış on altı kadın çevirmenin özyaşamöyküleri var.” Ayrıca bu kadınların “siyasal ve kültürel bağlamdaki çevirmen kimlikleri” de eserde anlatılmaktadır. O dönemdeki kadın çevirmenlerimizin hepsine değinilmese de kitapta Halide Edip Adıvar, Sabiha Sertel, Seniha Bedri Göknil, Azra Erhat, Melahât Togar, Adalet Cimcoz, Mîna Urgan, Güzin Dino, Nihal Yeğinobalı, Gönül Suveren ve Gülten Suveren, Tomris Uyar, Pınar Kür, Belgin Dölay, Fatma Artunkal ve Zeynep Bekdik ele alınmaktadır. Bu çevirmenlerimizi araştırdığınızda aslında çevirdikleri birçok eseri bildiğinizi ancak çevirmenin onlar olduğunu bilmediğinizi fark edeceksiniz.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeni bir kültür oluşturulmaya çalışıldığı ve bunun için de çeviriden yararlanıldığı unutulmamalıdır.  Yalnızca yazılı çeviri alanındaki kadın çevirmenleri değil, aynı zamanda sözlü çeviri alanında da önemli bir rol oynamış, hatta konferans çevirmenliğinin kurucuları arasında yer almış kadınları da göreceksiniz. O dönemde önemli rol oynayan pek çok çevirmen oldu. En azından herkes Hasan-Âli Yücel’i bilir. Peki ya kadın çevirmenlerimiz? Dünyada hâlâ “ikincil” görülen kadınların önemi vurgulanmalıdır. Ben, bir kadın olarak, kadın çevirmenlerimizi görünür kılmayı bir görev bilirim.

Cemre Yıldırım

 

Keyifli okumalar dileriz…

 

 

 

 

 

 

     GORGON DERGİSİ

Related posts

Leave a Comment