?>
Homo Sapiens Yazar: Emma Groeneveld Çevirmen: Ayşe Neval Türkmen Homo Sapiens Giriş Homo Sapiens, günümüzdeki tek insan türüdür. Çevremizdeki dünyayı tanımlamanın sayısız yolunu bulmamıza rağmen şimdiye kadar kendimizi tanımlamada şaşırtıcı şekilde kötü bir iş çıkardık. Yaklaşık 200.000[1] yıl önce Afrika’nın bir yerlerinde başlayan ve en az 55.000 yıl önce[2] ilk kez kıtanın dışına maceraya atılmamız üstelik oldukça narin bir iskelet ve yüksek beyin kapasitemizle bu işe kalkışmamız hikayeyi oldukça basit ve anlaşılır kılmaktadır. Ancak bir türün tanımlanmasının birden fazla yolu vardır ve modern insan hala değişmekte ve gelişmektedir: Bu yollar, sadece biyolojik değildir; aynı zamanda morfolojik özellikler veya DNA’ya da dayanmaktadır. Mesela, son 20.000 yıldır beyin çapımız küçüldü (bazı insanların diğerlerinden daha fazla bir küçülme söz konusu). Genetik olarak %100 Homo Sapiens değiliz; Afrika kökenli olmayan insanlar ortalama % 2 Neandertal[3] DNA’sına sahiptir ve şu anda en az bir başka soyu tükenmiş insan türüyle, yani Denisova İnsanı‘yla[4] melezleştiği bilinmektedir. Modern insan, dünyanın dört bir yanına yayılmıştır ve sonunda en az 40.000 yıl önce sembolik düşünceyi gösteren teknolojiler ve kültür geliştirmiştir. Uzun bir avcı-toplayıcı yaşamdan sonra tarıma geçerek; şehir[5] ve kasabalarla bugün bildiğimiz dünyayı şekillendirmeye ön ayak olmuş ve giderek artan nüfus ile gezegenimizin bütün katmanlarını tehdit eder hale gelmiştir. Öyleyse, hikâye net ve basit olmadığından herhangi bir tanımlamanın birkaç cümlede sınırlı kalması olanaklı gözükmemektedir. Türümüzün Kökeni Modern insanın, atalarından ayırt edilir şekilde modern insana dönüştüğü noktaya gelmesi; uzun bir zamandır sert tartışma ve münakaşaların esas kaynağıydı. Başlangıçta Afrika, fosil kanıtlarının yetersizliği nedeniyle göz ardı edildi; bunun yerine birden fazla farklı bölgede evrimin gerçekleştiği veya modern insanların Homo Neandertal türünden evrimleştiği varsayıldı. Ancak son birkaç on yılda yapılan yeni arkeolojik keşifler; daha iyi tarihlendirme ve genetik kanıtlar sayesinde, Afrika kıtasının aslında ortak kökene ev sahipliği yapan yer olduğu anlaşıldı. Bugün hakim olan görüş, arkaik insanların (genellikle Homo Erectus‘tan[6] gelişen Homo Heidelbergensis[7] olarak düşünülür) Doğu ya da Güney Afrika’da yaklaşık 200.000 yıl[8] önce aşamalı olarak Homo Sapiens’e evrimleştiğidir. Modern insan ölçütünün ilk işaretleri, büyük ve yuvarlak kafatası, yaklaşık 195.000 yıl önce Etiyopya’daki Omo Kibish’de görülmektedir. Kuşkusuz Afrika’da kendi içinde izole edilmiş bir tür değildik; arkaik türlerle bir dereceye kadar kaynaşma söz konusuydu ancak bu konunun ayrıntıları hakkında bilimsel veriler neredeyse yok denecek kadar azdır. Afrika kıtasının dışına çıkan Homo Sapiens’in izlerine İsrail’deki Skhul[9] ve Qafzeh[10] yerleşimlerinde rastlamaktayız. Bu yerleşimlerdeki Homo Sapiens’e ait mezarların 100.000 yıl önceye ve belki de şaşırtıcı bir şekilde 130.000 yıl önceye tarihlendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, Afrika kıtası dışına çıkan modern insanın tüm dünyaya yayılımı için biraz süre gerekti ve 55.000 yıl öncesine gelindiğinde bu yayılım gerçekleşmeye başladı. Bunu izleyen süreçte çok sayıda Homo Sapiens insanı, oldukça uzak bölgelere ulaştı. Doğu Avrasya’ya yaklaşık 40.000 yıl önce ulaşıldı; Avustralya’ya 53.000-41.000 yıl önce (şimdi başka bir türe benziyor gibi görünse de muhtemelen daha önceki bir göçten daha eski insan grubu 65.000 yıl önce Avustralya’nın kuzeyine zaten ulaşmıştı); Homo Neandertal’in son kalesi olan Avrupa’ya[11] yaklaşık 45.000 yıl önce, -ki o tarihlerde Neandertaller bu duruma meydan okuyacak güç de değildi- ve son olarak Amerika’ya, görece geç bir tarihte, yaklaşık 15.000-14.000 yıl önce ulaşıldı. Dünyadaki yolculuğu boyunca Homo Sapiens, belirli bölgelerde yaşayan insan türleriyle karşılaşmış, onlarla mücadele etmiş ve onlardan bir takım etkilere sahip olmuştur. İlginçtir ki bu türlerin bazıları, en azından Denisovalılar ve Neandertaller’in bizleri kesinlikle etkiledikleri görülüyor: Onlarla melezleştik ve DNA’ları bugün Afrika dışındaki DNA’larda hala görülmektedir. Yine ilginçtir ki, 500.000-600.000 yıl önce de onlarla ortak atayı paylaştığımız için bizlerin bu ilk ilişkisi değildir. Bu yüzden, genel olarak evrimimiz belirgin tek bir düz çizgi gibi değil, daha çok sinir bozucu zor bir bilmece gibidir. Temel Unsurlar Her iki değişim zaman içinde insan iskeletlerini hem farklı noktalara getirmesine hem de gezegenin çeşitli bölgeler arası farklılara rağmen bizi diğer türlerden ayıran ortak bir takım temel özelliklere sahibiz. Türümüzün ilk üyeleri bile daha güçlü atalarımızdan daha ince ve zayıf iskelete sahipti ki, daha hafif yapılarımız ısıyı korumayı daha da zorlaştırdığı için soğuk bölgelere yayılırken düşük sıcaklıkla çok fazla mücadele edemedik. Neyse ki, modern insanlar, ayrıca bize yüksek ve dikey alınlar veren, diğer insan türlerinden daha yüksek ve daha yuvarlak bir kafatasında çok büyük beyinlere (ortalama 1300 cc.) sahip olmasıyla karakterize edilir. Bu şüphesiz hem ateşi avantajımıza kullanmamıza hem de hoş olmayan ani sıcaklarla mücadele ederken bizi sıcak tutması için kullanışlı giysiler geliştirmemize yardımcı oldu. Bu kafatası şekli ile bağdaştırılan ilk belirgin özellikler yaklaşık 200.000 yıl önce görülmeye başladıktan sonra, Afrika’da 150.000 yıl önce erken dönem kafatasları günümüz kafatası şekline benzemeye başlamıştı. Diğer erken insanlarla başka bir farklılığımız, onlarda görülen kalın alın çıkıntılarının neredeyse hiçbirine sahip olmamamızdır; ileriye doğru çıkıntıdan ziyade kafatasımız altında sıkışan yüzümüze ve sınırları belirgin çeneye sahibiz. Yaşam Biçimi Modern insanlar avcı-toplayıcı olarak yola çıktı. Hayatta kalmak için neye ihtiyaç duyduysa topladı, avlandı ve gerektiğinde mevcut besin kaynakları arayışında harekete geçti. Yaklaşık 9.000 yıl öncesinden itibaren, Neolitik Dönem[12] tarımın başlangıcını ve toplumların dinamiklerinin daha yerleşik bir yaşam biçimine dönüştüren kalıcı konutların her yerde yükseldiklerini gördü. Başlangıcımızdan itibaren aletlerin kullanıma bağlı gelişimi Homo Sapiens’in yaşamını sürdürmesi için gerekli ve zorunluydu. Orta Paleolitik Çağ endüstrisindeki düzeltili yonga aletlerden, Üst Paleolitik Çağ’ın çok yönlü kemik, boynuz ve fildişi aletlerine -bız ve savurga- ve yaklaşık 9.000 yıl önce modern insanın tarıma geçişiyle, kullanılan aletlerher zamankinden daha da uygun ve çok fonksiyonlu hale geldi. Tabii şimdi ki akıllı telefonlar gibi karmaşık aletler üretip ekranlara yapışmış hale gelmemiz, bu durumun bazı yan etkileri olarak görülebilir. Homo Sapiens, zaten bundan başka, başlangıçta çoğunlukla mağaralar gibi doğal barınaklarda yaşamaktan tutun da ahşaptan veya mamut kemiklerinden bile kendi kulübelerini inşa etmeye çalışmış ve nihayetinde bir dizi malzeme çeşitlerinden de yerleşimler ve şehirler oluşturmuştur. Modern insanlar en az 400.000[13] yıl öncesinden beri ataları tarafından kullanılan ateş olmasaydı bu noktaya asla erişemezdi. Dil yetisinden de ayrıca bahsetmek gerekir; çünkü günümüzde ağzımızı nadiren kapalı tutabilmemize rağmen açıkçası bu şekilde yola çıkmamıştık. Dil yetisi, avcı toplayıcı olduğumuz süre boyunca bir yerde gelişmiş olmalıdır fakat doğrusunu söylemek gerekirse bunu bilmemiz bir hayli zordur. Chauvet Mağarası[14] ve Lascaux Mağarası[15] gibi muhteşem bir şekilde boyanmış mağaralarda, en az 40.000 yıl öncesinde, Avrupa’dan çıkan günümüz sembolik sanatının en belirgin ve yaygın izleri görünür. Modernitenin Sorunu Bu sanatçı ruhu, çevremizdeki … Okumaya devam et Homo Sapiens
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın