?> Filmin Felsefesi: Kıta Avrupası Bakış Açıları III. Bölüm - Gorgon Dergisi

Filmin Felsefesi: Kıta Avrupası Bakış Açıları III. Bölüm

Yazar: Thorsten Botz-Bornstein Çevirmen: Mehmet Salih Keçici Kategori: Gorgon Sineması & Felsefe Yazının I. Bölümü ve II. Bölümü  IId. Sinematografik Ontoloji ve Fenomenoloji IId.1. Fenomenoloji    Fenomenoloji fenomenin akli sezgisi olarak sert biçimde tasarlanan bir tür deneyimin kalkış noktası olarak tekrardan Edmund Husserl’e irtica eden bir felsefedir. Bu talimat temelinde fenomenoloji, deneyimlenen şeyin özünü (essence) anlama girişimidir. Martin Heidegger, Husserl’den etkilenmişse de, fenomenolojiyi bir ontoloji olarak yorumlamıştır; bir bakıma (fenomenoloji) Dasein[1] (varoluş) olarak kendimizin varlığını anlama adına ve bu itibarla varlığın manasını anlamaya hazırlık için bir kontrol teşebbüsüdür. Onun tasvirine “varoluşçu fenomenoloji” denir. Gerek Husserl’in gerekse Heidegger’in fenomenolojisi metafiziğe karşı eleştirel durmaktadır. Filmin felsefesinde fenomenolojik, “sentetik” (synthetic) yaklaşım, analitik, semiyotik olana karşıdır. IId.1.1. Maurice Merleau- Ponty Merleau- Ponty (1908-1961), Bergson gibi dünyayı indirgemeci manada tamamen bilimsel usul çerçevesinde temsil etme teşebbüslerini eleştirdi. Filmde, imgenin manası, önceki imgeye kayıtlıdır ve onların tevarüsü yeni bir gerçeklik (reality) yaratır. Merleau- Ponty, hatrı sayılır derecede Cohen-Seat üzerinde etkiye sahipti (bkz. Andrew 1978: s.46). 1945’te Merleau- Ponty, filmi bir imge toplamı olarak değil, geçici bir fenomen olarak tasvir ettiği (“Le cinema et la nouvella psychologie” Anlamda ve anlamsızlıkta) sinemanın fenomenolojik yorumlama olanaklarına ayırdığı bir ders verdi. Merleau-Ponty’nin film üzerine, havsalasındaki merkezi terimi müdahil olma (immersion)[2] fikridir. Fenomenolojistler için, insanlar; en doğal ve fark edilmez halleriyle sabit kaldıkları yaşam dünyasına atılırlar. Film fenomenolojik manada mükemmel (par exellence) bir deneyim sağlar zira sinemada insan bilinci sürekli bir dünyaya dahil edilir. Merleau-Ponty’nin fikirleri asla filmin fenomenolojik teorisi haline gelmedi lakin Ayfre ve Bazin gibi Yeni Gerçekçi teorisyenlere ilham kaynağı oldu ayrıca Vivian Sobchack tarafından geliştirildi (1992). IId.1.2. Amédée Ayfre         Meleau-Ponty’nin bir öğrencisi olan Amédée Ayfre (1895-1963) sinemanın, üslup (style) manasında asli nitelikleri olarak biçimsel (formalist) unsurlarını reddetti ve film çalışmalarında “fenomenolojik hakikati” kurma teşebbüsünde bulundu.[3]İmgelere dönüştürmelerinde (Conversion aux images) -Henri Agel ile birlikte yazdıkları- Ayfre, bilimsel veya psikolojik mülahazaların sonuçlarından etkilenmeden, yalnızca tecrübî tasvirlere sıkı sıkıya bağlı kalmanın fenomenolojik hırsına tutkuyla müracaat eder.[4] Ayfre’nin cinéma d’auteur [5] olarak arzı endam eden écriture[6] kavramı, “ne bir içerik ne de üslup” olarak tasarlanmıştı[7] lakin biçim ve içerik çerçevesinde filmin bölümlere ayrılmasının ötesinde bir teşebbüstü. Fenomenolojik varoluş inşacı araçları ihlal etmenin yanında, üsluplaştırmayı da ihlal etmiştir ve Ayfre’nin dikkati açık bir biçimde Yeni-Gerçekçi sinemaya yönelmiştir (aşağıya bakınız ). Bir Cizvit rahibi olarak Ayfre, varoluşçu düşünce fenomenolojisini Katolikliği ile uzlaştırmaya çalıştı. Ayfre’nin fenomenolojik hakikati, yalnızca belirli bir hakikat değil, ruhani (spiritual)[8] bir hakikati tasvir etmektedir; bu tasvir manaların olağanüstü çileciliği nedeniyle bir yanılsama yaratır. Ayfre’nin hakikat kavramı, “gerçekçi” anlatım usullerine taban tabana zıtlık teşkil eder. Örnek olarak David Bordwell[9], “gerçekçi” ifadelerin farklı kıstaslara göre değişen ölçüt ve kodlar aracılığıyla idrak edilebileceğine ancak son tahlilde biçimsel kalabileceğine inanıyordu. “Gerçekçi” dürtüler, verilen anlatım usulünün gerçekçi olarak tanımlandığı şeye göre uygulanacaktır. Bordwell için, “klasik bir anlatı filmindeki gerçeğe yakınlık derecesi sanat sinemasından oldukça farklıdır”.[10] Diğer yandan Ayfre, sinematik gerçekliği yönetmenin yarattığı bir evrenin iç mantığı biçiminde gördü.[11] Ayfre’nin hakikati psikolojik yorumlamalara da karşıydı zira bir filmde tesadüf ettiğimiz gerçek, yalnızca bilinçaltının bir çatlağının ya da bir yönetmenin hülyasının fazlasıdır. Ayfre’nin genç ortağı Henri Agel (1911-2008) uzun bir yayıncılık kariyeri sürdürdü ve ilk temayülünü, kendisini “hümanist ve ruhani” olarak tanımlayana dek asla terk etmedi. IId.2. Gerçekçilik (Realizm): Gerçekçilik, sanatsal üretim sürecinde kontrol aygıtlarını minimize ederken, gerçekçi takdime dayanarak sanattaki yaşamı yeniden yaratma teşebbüsüdür. Edebiyat alanında Gerçekçilik,  Balzac, Flaubert ve Zola tarafından geliştirilmiştir. Filmin ise en önemli Gerçekçilik hareketi İtalyan Neo-Realizm’dir. IId.2.1. André Bazin  Yeni-Gerçekçi film teorisinin kuruluşu André Bazin (1918-1958) ve Ayfre’nin temel meselesiydi. Bazin’in Gerçekçiliği, Ayfre’nin fenomenolojik gerçekçiliğine benziyordu, daha da ötesinde Merleau-Ponty’nin hakikat fikrini “dünyadaki her şeyin saf görünümü” olarak kabul ettiği içindi bu (“la pure apparence des êtres au monde“[12])[13]. 1957’de Bazin, gerçekliğin psikolojik işlevlere veya dramatik ihtiyaçlara göre değiştirilmediği filmleri tanımlamak için Ayfre’nin “fenomenolojik hakikat” tabirini açıkça kabul etti.[14] Dudley Andrew[15] şöyle yazıyor: “Bazin gerçekçiliği manalandırmayı asgari düzeye indiren bir üslup türü olarak gördü. Başka bir ifadeyle, olası bir üslup biçiminin reddi olarak gördü”[16]. Alexandre Astruc[17], Bazin ile birlikte  “auteur cinema”yı temsil ediyorlardı ki esas olarak bu, iki yazarın eserlerinden meydana gelmişti ve Fransız Yeni Dalga sinemasının merkezi noktasını oluşturdu. Devamında, Amerika’da Andrew Sarris’in yanı sıra, François Truffaut ve diğer Cahiers yazarları da katıldı. Bazin’in gerçekçiliği, ciddi manada metafiziksel bir zemine sahipti. Ayfre’nin fenomenolojik gerçekçiliği gibi Bazin’in fenomenolojik ontolojisi, dini kanaatlerce güçlü bir şekilde belirginleşmişti. Zaman zaman “hakiki mevcudiyet” (real presence) ya da “hakikatin ifşası” (revelation of reality) gibi terimler neredeyse dini çağrıştırırlar. Bu manada, Bazin’in felsefesi, arz edildiği şekilde varoluşçu (existentialist) duruşunun aksine özcüdür (essentialist). Bazin, en biçimci karşıtı teorisyenlerden biri olarak kalmıştır. Ona göre, Yeni Gerçekçi filmler, “montajı sıfıra indirmeyi ve süreklilikleri içinde ekran gerçekliğine taşımayı hedeflemektedir”[18] IId.2.2. Siegfried Kracauer Siegfried Kracauer’in (1889-1966) film üzerine yazıları sosyoloji ve psikolojiye dayalıdır. Filmin gerçekçi bir karaktere sahip olduğu kanaati, onu sinematik gerçekliğin ana destekçisi yaptı ve adını dahi anmadığı Bazin’e yakınlaştırdı. Kracauer, gerçekliğini film ile fotoğraf arasında kavradığı benzerliğe dayandırdı. Bazin ve Kracauer gibi post-gerçeküstücü eleştirmenler için, sinema hakiki ifadesini rüyalar ve sembolizmlerin gerçeküstücü sinemasının tam karşıtı olarak tarif edilebilecek bir çeşit gerçekçi ifadede aramalıdır. İlginçtir ki, nihayet, Kracauer gerçeğe “sanki bir rüyaymış gibi” iletilebilen rüya benzeri alternatif bir gerçekçi biçim getirmiştir. Film Teorisi’nde[19] şöyle yazmıştır: “Belki de filmler doğal nesnelerin tartışılmaz, ham mevcudiyeti ile bizi boğdukları zaman en çok rüyalara benzerler- sanki kamera onları şimdi fiziksel varoluşun rahminden çıkarıyormuş gibi ve imge ile hakikat arasındaki göbek bağı henüz kopmamış gibi. Rüya imgeleri olarak kimliğini doğrulayan bu gibi suretlerin beklenmedik yakınlığı ve şaşırtıcı hakikiliğinde (veracity) bir şey vardır”[20]. Ayfre gibi Kracauer de hakikatin üsluplaştırılmasına (stylization) karşıydı; rüya unsurlarının hakiki karakteri doğada bulabildiğimiz nesnelerle kıyaslandı. Kracauer’in hakikati, kelimenin tam manasıyla röprodüksiyonları olan hesaplamalara dayalı değildi; lakin yönetmenin hakikate kapıları kapalı olması zorunlu belirli bir ruhi nicelik yakalama istidadı üzerineydi. Ayfre’nin “hakiki” olanı değil; “manevi” bir hakikati tasvir etmeye çalışan fenomenolojik gerçekçiliği, Kracauer’in “fotoğrafik gerçekliği” ile “kamera gerçekliği” arasındaki farkı yansıtır.[21] Kracauer için “hakikatin üzerine çıkmayan biçim verme eğilimi” önemliydi.[22] Ayfre, Bazin ve Kracauer paradoksal projelerle iştigaliyet içerisindeydiler: Ayfre üsluplaştırmaya başvurmadan hakikat üzerine estetik bir sofuluk (asceti-cism)  uygulama teşebbüsünde bulundu; Bazin tarzı reddederek tarz kurmaya teşebbüs etti; Kracauer ise gerçekçi ve formalize eğilimler arasında paradoksal … Okumaya devam et Filmin Felsefesi: Kıta Avrupası Bakış Açıları III. Bölüm