?>
Bir Büyük DEV’e Dönüşen Devlet: LEVİATHAN
Yazar: Prof. Dr. Coşkun Can Aktan Thomas Hobbes, 5 Nisan 1588’de İngiltere’de Westport’da doğdu. Westport kilisesinde ve daha sonra Malmesbury School’da eğitim aldı. 14 yaşında Oxford’da Magdalen Hall adlı okula kaydoldu. 1608’de okulu bırakarak William Cavendish’in özel öğretmenliği görevini üstlendi ve daha sonra onunla birlikte Avrupa’da seyahatler yaptı. İngiliz filozof Hobbes’un 1651 tarihinde yayımladığı Leviathan adlı eseri, modern siyaset felsefesinin ilk ve belki de en önemli eserlerinden birisidir. Devletin varlığını sosyal sözleşme teorisi ile izah eden ilk düşünürdür. Başta John Locke ve Jean Jacques Rousseau olmak üzere birçok filozof üzerinde etkili olmuş; Locke ve Rousseau Hobbes’dan ayrılarak sosyal sözleşme teorisine farklı yorumlar getirmişlerdir. Thomas Hobbes, devlet kavramını eserinde Tevrat’ta adı geçen büyük bir su canavarı olan Leviathan’a benzetmiştir. Hobbes’e göre toplum halinde yaşayan insanların düzen ve güvenlik içinde yaşayabilmeleri için devlete gerek vardır. Hobbes devletin olmadığı bir toplumda insanların birbirlerine baskı ve zulüm yapabileceğini, güçlülerin güçsüzleri ezeceğini ve adaletin olmayacağını belirtmiştir. Homo homini lupus est (İnsan insanın kurdudur) Thomas Hobbes’un tasvir ettiği insan doğasını ifade etmek için kullanılan Latince bir deyimdir. Özetle Hobbes, devleti insanların çıkarlarına uygun olduğu için kendi rızaları ile oluşturdukları bir kurum olarak ele alır. Hobbes’e göre devlet toplumun iradesi ve sözleşmesi sonucunda doğmuştur. Leviathan mutlak iktidar sahibi bir kraliyettir. Sivil ve dinî kurumların üzerinde yer almaktadır. Hobbes’un devlet felsefesi mutlakiyetin ve mutlak egemenliğin bir izahıdır. Thomas Hobbes 1651’de Latince Civitas olarak adlandırılan büyük Leviathan’ın doğuşunu şu şekilde müjdelemiştir: “Onları (vatandaşları) yabancıların istilasından koruyabilmenin, birbirlerine zarar vermekten engellemenin, kendi sanayilerini ve yeryüzünün meyvelerini güvence altına almanın yolu bütün gücü ve kudreti bir tek insan ya da insanların meclisine vermektir… (Toplumda yaşayan) insanlar birbirlerine ‘ben haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı bu insana ya da insanların meclisine veriyorum’ demelidirler. Böylece bütün güç ve kudret tek bir insanda toplanır. Bu DEVLET ya da Latince CIVITAS olarak adlandırılır. Bu büyük LEVIATHAN‘ın doğması demektir.”[1] Homo homini lupus est (İnsan insanın kurdudur) diyen Hobbes, artık büyük Leviathan sayesinde insanlar arasında çatışmaların son bulacağını, insanların barış ve huzur içerisinde bir arada yaşayacakları görüşü savundu. Büyük Leviathan halka (millete) onların canının ve malının korunması sözünü verdi. Adına “toplumsal sözleşme” (sosyal kontrat) denilen bir de yazılı bir taahhütname imzalandı. Başlangıçta büyük Leviathan sözleşmede yazılı taahhütlerine uydu; insanların hak ve özgürlüklerinin korunması için hukuk ve düzeni sağladı. Adalet ve yargı hizmetlerinin herkese eşit biçimde sunulmasına çalıştı. Ancak büyük Leviathan’ın doymak bilmeyen ihtirasları ve açgözlülüğü, onu sahip olduğu sınırlı güç ve yetkilerle yetinmemeye sevk etti. Büyük Leviathan daha fazlasını istedi. Halktan kendisine daha fazla vergi vermesini ve bunun karşılığında da kendilerine başta yol-su-elektrik (!) olmak üzere pek çok hizmet sunacağını vaat etti. Büyük Leviathan öylesine büyümüştü ki, artık milletin masada oturup imzaladığı sosyal sözleşmenin ihlal edildiğini ve bu sözleşmeyi iptal etmek istediğini söyleyecek bir gücü kalmamıştı. Kaldı ki, büyük Leviathan’la sözleşmenin sona erdirilmesi insanlar arasındaki çatışma ve kavgaların da biteceği anlamına gelmiyordu. Halk çaresiz bir şekilde büyük Leviathan’ın daha fazla vergi taleplerine sırt çeviremedi. Milletin içinde cesur yürek insanlar da yok değildi. Onlar “temsilsiz vergileme olmaz!..”, “yasal soyguna hayır!..”, “yasal haraç ödemeyi reddediyoruz…” vesaire sloganlarla mücadele etme yolunu seçseler de değişen bir şey olmadı. Üstelik o cesur yürekler büyük Leviathan’a itaatsizlik ve başkaldırı dolayısıyla hayatlarını zindanlarda ve demir parmaklıklar arasında geçirmeye mahkûm oldular. Büyük Leviathan artık bir “korku imparatorluğu” kurmuştu. Sesini çıkaran, bağıran, karşı çıkan, muhalif olanlar pekâlâ sonlarının ne olacağını biliyorlardı. Büyük Leviathan öylesine gizli ve detaylı bir istihbarat ağı kurmuştu ki her kim büyük Leviathan’a karşı bir düşünce ve eylem hazırlığı içinde olsa hemen tutuklanıyor ve adil yargılama olmaksızın cezalandırılıyordu. Büyük Leviathan’ın yükselişi milletin bazı “aziz” mensupları tarafından alkışlanıyor, öve öve bitirilemiyordu. Dalkavukluk, yalakalık, aşırı övgü milletin “aziz” mensupları arasında adeta bir yarışa dönüşmüştü!.. Büyük Leviathan artık tamamen yozlaşmış her yerde haksızlık, adaletsizlik, liyakatsizlik, hırsızlık, yolsuzluk kol geziyordu. Önceleri insanların hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturulmuş olan Büyük Leviathan her geçen gün imzaladığı sosyal sözleşme hükümlerine aykırı davranıyor ve kuralları ihlal ediyordu. Büyük Leviathan büyüdükçe büyüdü. İnsan hak ve özgürlüklerinin sözüm ona koruyucusu olan Büyük Leviathan insanlar üzerinde tam bir tiranlık rejimi kurmaya başladı. Büyük Leviathan’ı temsil eden krallar, imparatorlar, sultanların baskı ve zulmü altında insanlar ezildi. Yaşam hakkı, özgürlük hakkı, mülkiyet hakkı vs. hiçe sayıldı. Asırlar Büyük Leviathan’ın izlerini taşıdı. Ekonominin gelişmesine paralel olarak Büyük Leviathan’ın faaliyetleri de genişledi. Faaliyetleri genişledikçe harcamaları arttı. Harcamaları arttıkça daha fazla vergi konuldu. Vergi gelirleri bile Büyük Leviathan’a yetmedi; o sınırsız ve sorumsuzca borçlanmaya başladı. Büyük Leviathan para basma yetkisini de kötüye kullandı. Sonuçta ekonomide hastalıklar ortaya çıkmaya başladı. İsraf ve savurganlıklar çoğaldı. Büyük Leviathan asırlar boyunca iktisadi ve siyasi alanda pek çok hastalıklar üreten ve yayan bir “büyük hasta”ya dönüşmüştü. Büyük Leviathan her defasında ölümsüz olduğunu ve halka daha iyi hizmetler sunacağını iddia ediyordu. Millet iradesini sürekli olarak kutsayan Büyük Leviathan milletten topladığı vergilerle onlara hizmetler sunmaya devam ediyor; milletin bir kısmı ise sorunları görmüyor ya da görmezlikten gelerek Büyük Leviathan’a alkış tutmaya devam ediyordu. Milleti oluşturan bireylerin sahip olduğu enformasyon kanallarından ulaşan bilgiler de tamamen kirlenmişti. Yalan-yanlış pek çok enformasyon her kanaldan akıyordu. Propaganda, zihin kontrolü, endoktrinasyon, algı yönetimi ve daha pek çok modern yöntemleri de kullanan Büyük Leviathan milletin uyuması için elinden gelen tüm gayreti göstermekten geri kalmıyordu. Akılsızlık millet içerisinde almış başını gidiyordu. Korkaklık, ilgisizlik, unutkanlık, döneklik, kaypaklık ve daha pek çok karakter bozuklukları bir virüs gibi toplumda yayılıyordu. Enformasyon bozuklukları kadar sayısız zihinsel bozukluklar (zihinsel hata ve yanılgılar) işi daha da içinden çıkılamaz bir hâle sokuyordu. İnsanlar artık eğriyi, doğru olarak görmeye başlamışlardı. “Ya bu millette hiç mi akıl yok!” diye feryat edenlerin sesi kalabalıklar arasında duyulmuyordu bile… Eğitimli insanların davranış, karar ve tercihleri bile artık tamamen güvenilirliğini yitirmişti. Kim kime güveneceğini bilmiyordu! İnsanlar kime akıl danışacağına da şaşırmıştı. Şaşkınlık, kararsızlık, ümitsizlik toplum içerisinde giderek yerleşmeye başladı. Bir “toplumsal duyarsızlık” çemberi yaratılmıştı ve bu çember her gün genişliyordu. Leviathan’a Gem Vurmak… Kontrolsüz genişleyen ve bir büyük DEV’e dönüşen devletin (Leviathan) insan hak ve özgürlükleri, toplumsal refah, barış, huzur ve adalet için ne denli büyük bir tehlike olduğu yeterince anlamış mıyız acaba? Leviathan’ın sınırsız güç ve yetkilerinin ne derece tehlikeli olduğunu anlayan milletler Leviathan’a gem vuracak kurallar ve kurumlar oluşturma yönünde mücadele vermişlerdir. 17 ve … Okumaya devam et Bir Büyük DEV’e Dönüşen Devlet: LEVİATHAN
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın