?>
Aklın Gücü, Kılıcın Keskin Tarafı
Aklın Gücü, Kılıcın Keskin Tarafı Yazar: Büşra Erturan (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 2. Sayısı’nda yayınlanmıştır.) Astarti perdeyi çekiştirip dışarıdaki kum şehrinin akşam kızıllığındaki manzarasına baktı. Kum fırtınaları bazı kadim yapıları ve göçten sonra yapılmış evleri aşındırmıştı. Yapıların üzerindeki küçük oyuklar Astarti’ye her zaman Enon kılıcının vücuda saplanıp çıktıktan sonra arkada bıraktığı delik deşik görüntüyü hatırlatırdı. Şimdi de haftalar önceki çarpışmadan hatırlayabildikleri vızır vızır kafasında dönüyordu. Oni enerjisinin kendi damarlarından kılıcına uzanan akışının muhteşem hissi hala kulaklarını çınlatıyordu. Torgaları acımasızca öldürüyor olmaları çoğunlukla rüyalarına giriyordu. Yine o rüyalardan birini gördüğü için huzursuzdu. Pencereden uzaklaşarak odanın içinde ileri geri gitmeye başladı, bütün yaşadıklarından sonra geldiği noktaya hayret etti. Yaşamının tam olarak hangi yerinde tıkanmaya başlamıştı? Küçükken büyü duvarının bitişiğinde bir evleri vardı. Bu bölge dev ağaçlarla dolu ormanın içindeydi ve şu an yaşadığı kum şehrine hiç benzemiyordu. Astarti ormanın derinliklerinde keşfe çıktığı ve özgürce dolaştığı zamanları hatırladı. Yaşamaya daha elverişli olduğundan ve büyü duvarından korkmadıkları için çoğu insanın evi bu ormanın içinde ve çevresindeydi. Aslında büyü duvarının korku vermemesi garipti, çünkü diğer tarafta evrenin bütün kötülükleri yuvalanmıştı. Onları ayıran sadece bir büyü duvarıydı. Belki de insanlar kendilerini alışkanlığın kollarına bırakmayı seviyorlardı. Ayrıca yeşil manzaranın varlığı huzur veriyor, ağaçların ve toprağın kokusu sinirleri yatıştırıyordu. O zamanlar büyü duvarında yırtılma olduğu kimse tarafından bilinmiyordu. Duvar yırtılmadan önce Torgalar her gün amaçsızca duvara çarpıp geri dönüyorlardı, yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Fakat bir gece, kimsenin hala çözemediği bir sebepten duvarda küçük bir yarık oluştu. Torgalar burayı keşfettiğinde yarığın biraz daha açılmasını beklemiş, yeterince açılınca birer ikişer duvardan geçmiş, sürü haline geldiklerinde de ormandaki köye saldırmışlardı. Astarti’nin o geceyle ilgili hatırladıkları, tıpkı harlı ateşten alınan kızgın bir metalin deriyi yakarak iz bırakması gibi, vücuduna ve aklının derinliklerine işlenmişti. Yaşamının tıkanmaya başladığı an da işte bu andı. Torgalardan biri annesini bacaklarından sürükleyerek bahçeye çıkarmış, elindeki balta benzeri keskin aletle önce annesinin kolunu koparmış daha sonra da kafasını deşmişti. Astarti bütün bu olanları olduğu yerde donarak izlemişti. Başka bir Torga babasıyla mücadele ederken kum şehrinden bir savaşçı ağaçların arasından fırlamıştı. Fakat savaşçı olaya dahil olamadan annesini öldüren Torga ve hızla koşan başka bir Torgayla birlikte toplam üç Torga babasının işini bitirmişti. Savaşçı iki tanesini devirdikten sonra üçüncü Torga tarafından parçalanmıştı. Astarti eve kaçmaya çalışırken kalan son Torga onu fark etmiş ve üstüne gelmeye başlamıştı. Torganın bütün o çirkinliğini çok net hatırlıyordu. İnce ve sipsivri sıra sıra dizilmiş bir sürü keskin diş, kafasındakı çamurla kaplı çalıya benzeyen beyaz saçlar, koyu kırmızı gözler ve taşla defalarca vurulup yamultulmuş gibi görünen bir yüz…Astarti etrafında Torga’ya karşı koyabilecek hiçbir şey bulamadığı için ölensavaşçının kenara bıraktığı kabzayı eline almış ve kabzayı eline aldığı anda beklemediği bir kıvılcım hissetmişti. Ailesinin öldürüldüğünü görmüş, duygusal karmaşanın vermiş olduğu his kendisi farkında olmadan oni gücüyle birleşip gücü harekete geçirmişti. Kabzanın ucundan çıkan ışık ince bir tel halinde uzamış ve en sonunda mavi mavi parlayan keskin bir kılıç şekline dönüşmüştü. O sırada ne olduğunu anlayamayan Torga hızlıca koşarak Astarti’nin karnının üzerindeki ileri doğru tuttuğu kılıca saplanmıştı. Başından aşağı yemyeşil kanla kaplı Astarti çığlık çığlığa bağırıyor, şokun etkisinden kurtulamıyordu. Kızın kılıçla ne yaptığını gören başka bir savaşçı Astarti’yi yanına alarak kum şehrine, eğitim binasına getirmişti. Oni gücünü o yaşta kullanabilmek yetenek isteyen bir şeydi ve bu kızı eğitim binasına getirmek en doğru karardı. Astarti yalnızca sekiz yaşındaydı ve eğitimi başlamıştı. Ölen savaşçının kabzasını da yanına almıştı. Her şeyden habersiz küçük bir kız çocuğuyken, yaşadıklarının ağırlığıyla birlikteyetişkinliğe kılıcının beslendiği kanla korkunç bir savaşçıya dönüşerek adım atmıştı. Giydiği azametli savaşçı kıyafetleri, içinde bulunduğu toplum, her gün sevinçle pazar yerinde koşuşturan kalabalık, kanın tadını almasını sessizce onaylıyor gibiydi. Kendisi hariç herkes bundan hoşnuttu. Ya da öyle sanıyordu. Bu şehirde nefes alan herkesin aklından geçenleri bilmesi imkansızdı. Çanların sesiyle düşünceleri bölündü ve duvardaki rüne doğru gitti. Savaşçılar dışında kimse ulaşamasın diye, silahlar ve özel kıyafetler büyüyle korunurdu. Gerçi ulaşsalar bile bir şey yapabileceklerine pek ihtimal yoktu. Rüne küçük bir dokunuşuyla gizli bölme açıldı ve içerideki özel yapım deri zırhına uzandı. Avlanıp getirdikleri, büyü duvarından içeri sızan büyülü Taro yaratıklarından yapılmıştı bu zırh. Tarolar, tıpkı Koşi’deki bütün yaratıklar gibi büyüye maruz kalan ve zamanla vahşi yaratıklara dönüşen hayvanlardandı. Hafızalardan silinen büyü savaşının, devasa patlamalarından arta kalanlardan biriydi onlar. Bir Taro’yla tek başına kapışmak gerçekten çok zordu. Savaşçıların zırhlarının yapım maddesi olan dış kabukları, insanı hayran bırakan rengarenk tüyleri, iri keskin dişleri ve pençelerindeki büyülü zehirle basit bir savaşçı için ölümcüllerdi. Astarti, siyah ve koyu yeşil renklerle bezeli zırhının bütün kopçalarını birleştirdiğinden emin olduktan sonra Enon kılıcının kabzasını kavrayarak sırtındaki bölmeye yerleştirdi. Büyülü gücünü harekete geçirmeden kılıç sadece kabzadan ibaretti. Fakat Enon kılıcı normal kılıçlara benzemezdi. Büyü duvarının dışından gelen tehlikelere karşı koymak için kullanabilecekleri tek silahtı. Demir kılıçlar asla işe yaramazdı. Oni enerjisini çağırıp bu muhteşem kılıcı tamamlamak yıllarca süren eğitimle oluyordu. Enon kılıcını küçükken yaşadığı sinirsel patlama anında kullanması eğitime ihtiyacı olmadığını göstermezdi. Oni’yi kullanabilecek kıvama gelmek demek, çocukluğunun bir döneminden vazgeçmek demekti. Ama Astarti bundan hiçbir zaman pişman olmamıştı. Güçlü olmak ayakta kalabilmenin kurallarından biriydi ve kendinden saklamaya çalışsa da gücü seviyordu. Fakat güce tapmıyordu. Bu ikisinin arasındaki fark güç yüzünden gözlerini karartanlar için belirsizleşiyordu. Astarti aceleyle odanın kapısına yöneldi. Günün ilk saatlerindeki çan, sabah yenen yemeğin habercisiydi ve yemeği kaçırmak yarım güçle eğitim yapmak demekti. Odalar eğitim merkezinin en üst katındaydı. Katta ilerlerken Astarti ne kadar yorgun olduğunu hissetti. Gözlerinin altındaki torbalar her gün biraz daha şişkinleşiyor, mor rengi daha da koyulaşıyordu. Sanırım bu Torgaları öldürmenin verdiği haz ve pişmanlığın birbirleriyle sürekli çatışmasından ileri geliyordu. Torgalar büyünün korkunç tarafıyla zehirlenmiş sefil yaratıklardı. Yaşamaya hakları var mıydı? Bunu kendi kendine sormaktan harap oluyordu. Astarti’nin hayata bakışı, yaşadıkları da bu iki denge üzerindeydi. İntikam duygusu içini yakıp kavuruyor, bir yandan da Torgaların o sefil yabani halleri, Astarti ve Enoni birliğinin onları ezip geçtikten sonraki içleri dışlarına çıkmış görüntüleri vicdanını zorluyordu. Ailesinin Torgalar tarafından öldürülmüş olduğu gerçeği bu çekişmeyi her seferinde intikam duygusuna geri döndürüyordu. Yeni uyanmış savaşçılar sırayla tepeden aşağıya inen uzun direğe bir sıçrayışta kenetlenip aşağıya iniyorlardı. Astarti de direğe sıçrayıp yemek katına kadar kendini aşağıya doğru bıraktı. Taşları incelikle oyulmuş siyah-yeşilkemerlerden geçip yemek salonuna girdi. Salonun içindeki siyah-yeşil tekdüzeliğin içinde ise farklı bir şey … Okumaya devam et Aklın Gücü, Kılıcın Keskin Tarafı
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Sitenize gömmek için kodu kopyalayıp yapıştırın