Türk Sinemasında İlk Bilimkurgu Denemeleri: Superman (1978) ve Süpermen Dönüyor (1979) Filmlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi

Bu yazı Gorgon Dergisi’nin 8. Sayısında yayımlanmıştır.
Yazıyı görselleri ile birlikte okumak için 8. Sayımızı okuyabilirsiniz.

Yazar: Nazım Fırat Şemin

ÖZET

Bu araştırmanın amacı Kunt Tulgar’ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği Süpermen Dönüyor filmi ile Amerikan menşeli orijinali olan Superman filmini ele almak ve Türkiye’de çekilen bu uyarlamayı kültürel ve ekonomik açıdan özgünü ile karşılaştırmaktır. Bunun için ilk olarak Dünya’da ve Türkiye’de 1970’lerin kültürel, toplumsal ve politik ortamı ele alınıp değerlendirilmiş sonrasında dönemin sinema sektörü yorumlanmıştır. Son olarak da 1970’li yıllara değin yayımlanan Superman çizgi roman serileri, Superman filmi ve bu filmin Türkiye uyarlaması olan Süpermen Dönüyor bütün yönleriyle irdelenmiştir.

1. 1970’li Yıllarda Dünyanın ve Dünyadaki Film Endüstrisinin Durumu

Sinema 1910’lardan itibaren kitlelere hitap eden bir eğlence aracına dönüşmüş, o zamanlardan günümüze dek halkın tercih ettiği temel kültürel aktivitelerden birisi olmuştur. İlk çıktığı zamanlarda Hollywood sineması, Fransız sineması ile kıyasıya bir mücadele vermiş ve 1928 yılında bu mücadeleyi mutlak zaferle taçlandırmıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Amerikan sineması, Amerikanizm’i It’s a Wonderful Life (1946) gibi filmlerle aşılamıştır. Bağımsız sinema Hollywood hâkimiyetine bir alternatif olarak her zaman var olmuş olsa da Hollywood, sinema sektörü üzerindeki hâkimiyetini uzun süre boyunca korumuştur (Monaco, 2002, s. 286-297). Bu ideolojik söylemler neredeyse bütün Hollywood filmlerinde olduğu gibi “süper kahraman” filmlerine de yansımıştır. İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) sırasında doğal müttefik olan iki büyük güç Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, savaştan sonra iki karşıt ideolojiyi temsil ettiklerinden dolayı birbirlerine karşı düşman tavırlar sergilemiş ve bu 1950’li yıllarda Soğuk Savaş’a sebebiyet vermiştir. Tam olarak bu tarihlerde bilimkurgu türü büyük bir yükseliş göstermeye başlamıştır. Bu filmlerde iyi karakterler protagonist (ana karakter) ABD’nin destekçisi süper kahramanlar iken uzaylılar, zombiler, vampirler veya ideolojik olarak Amerikan fikriyle uyuşmayan zengin ve kötü karakterler antagonist (baş düşman) rolü oynarlar (Monaco, 2002: 267). Filmler üretildikleri dönemin ekonomik, psikolojik ve politik durumlarını yansıtmaktadır. Bazı filmlerde bu yansımalar açıkça görülürken bazılarında ise simgesel olarak kendini belli etmektedir (Ryan ve Kellner, 1997: 18). İçinde korku temasının işlendiği bu erken dönem bilimkurgu filmlerine örnek olarak Invasion of the Body Snatchers (1956), Invaders from Mars (1953) gibi filmler gösterilebilir. Invasion of the Body Snatchers filmde küçük bir kasabaya saldıran ve saldırdıkları insanların bedenini ele geçiren uzaylılar açıkça Komünizm rejiminin etkisi altına aldığı Amerikan vatandaşını temsil etmekte, bu korkuyu işlemektedir. (Mann, 2004: 49) Invaders from Mars’ın konusu da benzerdir, Mars’tan gelen uzaylılar insanların içine girmekte ve onların karakterini kötü yönde değiştirmektedir.

2. 1970’lerde Türkiye’nin ve Türkiye’deki Film Endüstrisinin Durumu

İkinci Dünya Savaşı’nı tarafsız durarak atlatan Türkiye, 1948 yılında Marshall Planı çerçevesinde Amerika ile bir anlaşma imzaladı (Ertem, 2009: 392). 1950-1953 yılları arasında yaşanan Kore Savaşı’nda önemli bir rol oynayan Türkiye, 1952 yılında NATO üyesi oldu. 1950 yılında başa gelen Adnan Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti hükümetinin Batı’ya karşı ılımlı olmasıyla beraber ülkemize büyük miktarda ürün giriş yapmış, Amerikanvari bir kültür etkin olmaya başlamıştır. Bunlar Amerikan orta sınıfının tüketim kültürünü temsil eden blue-jean, kola, transistörlü radyo gibi ürünlerdir. 20 Ekim 1956’da Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Taksim’de yaptığı konuşmasında sarf ettiği sözler, dönemin çok çarpıcı bir özetidir: “[…] Öyle ümid ediyoruz ki, 30 sene sonra bu mübarek memleket 50 milyon nüfusu ile küçük bir Amerika olacaktır”.[1]

1970’li yıllara baktığımız zaman ise devletçiliğin hüküm sürdüğü karma bir ekonomi söz konusudur. Temel tüketim ürünleri, hammaddelerin büyük bölümü, enerji gibi stratejik ürünlerle beraber sınai tarım ürünlerinin üretimi ve işlenmesi devlet kontrollü gerçekleşmektedir. Kişi başına düşen milli gelir seviyesi oldukça düşük, enflasyon ise yüksek seviyededir. Dünya çapında yaşanan petrol krizinin etkisiyle beraber temel tüketim ürünlerini almak 1970’li yılların sonunda oldukça zorlaşmıştır. 1970’li yıllar benzin, gaz, tuz, şeker gibi temel tüketim ürünlerini alabilmek için geçilen uzun kuyruklarla da anılabilir. 1970’li yıllar başından sonuna kadar bir siyasi istikrarsızlık dönemidir. Bakıldığı takdirde dönem hükümetlerinin bir yıldan uzun süre dayanamadığı görülmektedir. 1974’de yapılan Kıbrıs Çıkarması uluslararası arenada büyük tepkiler doğurmuş ve NATO müttefiklerinin Türkiye’ye ambargo uygulamasına sebebiyet vermiş, bu durum iç politikayı da dengesiz bir noktaya getirmiştir. Bu dönem ayrıca sol ve sağ çatışmasının temelini oluşturan boykotlar, grevler, faili meçhul cinayetler ve sokak çatışmalarına sahne olmuştur (Özdemir, 2002: 260-286). Kısaca 1970’li yıllarda Türkiye ekonomisinin oldukça dengesiz ve iflasın eşiğinde, huzursuz bir toplumsal ve siyasal ortama sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Toplumun bu huzursuzluğu, ekonomik ve politik dengesizlik ortamı izleyiciyi bir kaçış yolu olarak sinemaya itmiştir.  Cüneyt Arkın’ın “Benim çektiğim filmlerin negatifini birbirine eklediğin zaman dünyanın etrafını iki kere dolaşıyorsun” ifadesiyle Türk sineması endüstrisine ne kadar talep olduğunu görebilmekteyiz (Kaya, 2014). Halkın gerginliği ve günlük hayatın yükü hafta sonları gidilen sinemalarda katharsis (toplu arınma) aracılığıyla giderilmekteydi. Bu dönemin ünlü Atlas Sineması’nın sadece iki bin kişilik kapasitesi varken on bin kişiyi ağırlaması bu talebin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Nilüfer Aydın ise filmlerinin izleyici kitlesinin çok yüksek oranda orta ve yoksul sınıflardan oluştuğunu ifade etmiştir (Kaya, 2014). Üst sınıf ise ithal edilmiş filmleri tercih etmektedir. Aydemir Akbaş’ın da belirttiği gibi 1970’li yıllarda Yeşilçam’ın yıllık çıktısı 300-400 film arasında olmaktaydı (Kaya, 2014). Bu filmleri ise sadece üç senarist yazardı: Safa Önal, Bülent Oran ve Erdoğan Tünaş. Bu kadar az senarist ve bu kadar fazla film olduğuna göre bu filmlerinin çoğunun rip-off (çalıntı) ve remake (uyarlama) olduğunu varsaymak hiç de yanlış olmaz. Bu filmlere örnek olarak Some Like It Hot (1959) filminin uyarlaması olan Fıstık Gibi Maşallah (1964), Roman Holiday (1953) filminin uyarlaması olan İstanbul Tatili (1968) ve Tom Braks çizgi romanından uyarlanan Şeytan Tırnağı (1972) örnek gösterilebilir.

O dönemlerde devletin uyguladığı negatif (film makarası) kotasından ve maddi yetersizliklerden dolayı filmler hiçbir negatif boşa harcanmadan aralıksız çekilmekteydi. Normal bir prodüksiyonla 350 civarında negatif harcanan filmler, bu dönemin Yeşilçam’ında 25 negatifle çekilmek zorundaydı. Bazı negatifler Polonya gibi ülkelerden kaçak bir şekilde getiriliyordu. Aynı şekilde maddi yetersizliklerden dolayı ışıklandırmada yumuşatıcı efektler için pahalı olan filtreler yerine tül gibi maddeler kullanılmasının yanında ışın tabancası efekti yaratabilmek için negatiflerin kırmızı çizgilerle boyandığını görebilmekteyiz. Telif hakkı konusundaki yasa açıklarından dolayı yönetmenler filmlerinde istedikleri müziği kullanabilir, istediği özel efekti filmlerine yerleştirebilirlerdi. O zamanın popüler müzikleri Godfather (1972), Le Clan Des Siciliens (1969), Enter The Dragon (1973) gibi filmlerden alınmıştır. Bunun yanı sıra Giorgio Moroder gibi ünlü disko müziği yapan sanatçıların albümleri de kullanmıştır. Bazı sahneler ise Dünyayı Kurtaran Adam (1982) filminde olduğu gibi direkt olarak kaynak filmin kendisinden alınmıştır (Kaya, 2014).

Bilimkurgu filmlerinin ise Türkiye’de trajedi ve komedi filmleri kadar popüler olmasa da sadık bir seyirci kitlesi vardı. Star Wars (1977-1980) uyarlaması olan Dünyayı Kurtaran Adam (1982) ve Rambo: First Blood (1982) uyarlaması olan Vahşi Kan (1983) gibi filmleriyle ünlü olan aksiyon ve bilimkurgu filmi yönetmeni Çetin İnanç (Kaya, 2014) ise haftada bir, yılda yirmiye yakın film çektiğini ifade etmiştir. Bu ifadeden bilimkurgu türüne karşı büyük bir talebin olduğunu anlayabilmekteyiz. 1970’ler ve 1980’lerde kült film statüsüne erişmiş birçok çalıntı ve uyarlama bilimkurgu filmi mevcuttur. Bunlara örnek olarak E.T. (1982) uyarlaması olan Badi (1984); kostümü Kızıl Maske,  Superman ve Batman’in karışımından oluşan Demir Yumruk (1973), özel efektleri ve arka planlarını Star Wars filmlerinden alan Dünyayı Kurtaran Adam gibi örnekler verilebilir.

3. Superman Çizgi Romanı

Superman’in hikâyesi, 1938 yılının Haziran ayında Büyük Buhran içerisinde olan Amerika’da yayınlanan Action Comics’in birinci sayısı ile başlamıştır. Bu dönemde Superman sakin, korkak ve çekingen alter egosu (diğer kişiliği) Clark’a karşılık olarak fiziksel gücü insanüstü seviyelerde olup diktatörlere karşı duran ve halka umutsuz günlerinde umut aşılayan bir çizgi roman karakteriydi. Bu karakter diğer çizgi roman üreticilerine başarısıyla örnek olarak kapitalist bir karakter yaratmanın kapısını açmış ve bir trend yaratmıştır. 1939 yılında oldukça başarılı olan bu çizgi roman dizisi büyük miktarda satışlar yapmış, sadece birkaç ay içinde kendine özel Superman birinci sayısı ile bu başarısını taçlandırmıştır. 1940’da ise kahramanımıza gerçek ismi Kal-L (sonradan Kal-El), annesine Lora (sonradan Lara) ve babasına Jor-L (Jor-El) ismi verilir. Takip eden yıllarda ise “Superman of America” isimli hayran kulübü ile birlikte Superman oyuncakları, yap-bozları, sakızı gibi akla gelebilecek her türlü ürünle piyasaya giriş yapmıştır (Misiroglu ve Roach, 2004: 538-540).

En başta sadece sıçrama ve insanüstü güç yeteneğine sahip olan Superman zamanla uçma, kurşun geçirmezlik, x-ray görüşü ve süper-işitme yeteneğine de sahip oldu. Bu kadar güçlü olduktan sonra bunu dengelemek amacıyla bir de zayıf nokta eklendi; gerçek evi olan Kripton gezegeninden gelen ve yüksek derecede radyoaktif olan Kriptonit taşı. Bu taş, Clark’ın kökeni olan Kripton gezegeninden gelmekte olup onu güçsüz kılmaktaydı. Superman’in düşmanları arasına İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra eski düşmanları olan diktatörler devrildiği için Lex Luthor, Ultra-Humanite ve Prankster gibi yeni karakterler eklenmiştir. 1950’lerde rahatlayan Amerika’nın bu durumu Superman’e de yansımış, onu çocuklara öğütler veren ve iyilikler yapmakla meşgul olan bir süper kahramana dönüştürmüştür. 1953 ve 1957 yılları arasında The Adventures of Superman isimli bir televizyon adaptasyonu bile yapılmıştır. Atom Çağı’na[2] girildiği sırada Lex Luthor artık nükleer ve yüksek teknolojik silahlarla Superman ile mücadele eder duruma gelmiştir. 1960’lar ise dünya çapında Soğuk Savaş’ın panik yarattığı zamanlar olsa da Superman çizgi romanları bu konulara karşı duyarsız kalmıştır. Bu yüzden bu dönemin Superman çizgi romanlarının bir çeşit gerçek hayattan kaçış aracı olduğu söylenebilir. Ancak bunun haricinde John F. Kennedy’nin suikastı (1963) gibi dünyayı sarsan olaylar çizgi romanlarda kendine yer bulabilmiştir. 1960’ların sonuna doğru Superman’in maceraları kendini tekrar etmeye başlamış ve artık ona eklenen inanılmaz güçlerden ötürü karşısına çıkan her düşman ona bir tehlike arz edemeden yenildiği için satışları azalmış ve 1967 yılında iptal edilmenin kıyısına gelmiştir. Superman, çöküşün kıyısından DC Comics’in editörü olarak henüz başa geçen Carmine Infantino’nun hamlesiyle 1971 yılının Ocak ayında yayımlanan Superman’in 223. sayısı ile kurtulmuştur. Bu sayıda Superman’in güçleri oldukça azaltılmış bir şekilde karşımıza çıkar. Bu, önceden okuyucuların sevdiği gerginlik ögesini seriye geri getirmiştir. 1970’lerin başında yönetmen Alexander ve Ilya Salkind’le anlaşma yapan DC, büyük bütçeli bir film projesine başladığını duyurur; bu 1978 yılında vizyona giren Superman filmidir. Bu yüksek bütçeli film muhteşem bir gişe başarısı (yaklaşık 55 milyon Amerikan Doları) yakalamıştır (Misiroglu ve Roach, 2004: 540-542).

4. Superman ve Süpermen Dönüyor Filmlerinin Detaylı Karşılaştırması

Bu bölümdeki karşılaştırma, kronolojik bir sırayla yapılmış ve iki filmin benzerlikleri ile farklılıkları analiz edilmiştir. Bu analiz sürecinde karşımıza önceden değindiğimiz kıstaslara (ekonomik ve kültürel) uyan olgular incelenmiştir.

4.1 Senaryo

Senaryolar arasındaki farklar daha en başta kendini özel efektler açısından belli etmeye başlamaktadır. Özel efektlere ayıracak bir bütçesi olmayan Kunt Tulgar, galaksi ve yıldızları simgeleyen yılbaşı süslerini yakın çekimde kameraya alırken, bu görüntü eşliğinde Kripton’da yaşayan ileri uygarlığın bir mensubu olan Tayfun’un dünyaya gönderilme hikâyesini anlatır. Bu bölüm filmin ilk 48 saniyesini oluşturmaktadır. Superman filminde ise Marlon Brando’nun canlandırdığı Jor-El’in halkını Kripton’un patlama tehlikesine karşı uyarması, ancak halkının bunu dinlememesi sonucunda gezegenin kaçınılmaz sonu zamanının en iyi görsel efektleriyle anlatılmaktadır. Jor-El oğlu Kal-El’i kristalden yapılma bir uzay aracıyla dünyaya göndererek ırklarının sonunun gelmemesini sağlamıştır. Kal-El’in dünyaya gelmesine kadar süren filmin bu kısmı, 48 saniyeye karşılık olarak 23 dakika sürmektedir. Yoldan geçerken kristalimsi bir meteorun içinde yere düşen Kal-El’i gören üvey ailesi onu evlatlık alırlar ve Clark ismini verirler. Ardından Clark’ın okul hayatından ufak bir kesite şahit oluruz. Arkadaşlarından yeteneğini gizleyen Clark, özel yeteneklerinin olduğunun farkındadır; lakin bunu babasının öleceği güne kadar tam anlamıyla fark edemez. Filmin 32. dakikasında babasını kaybeden Clark, aynı gece uyuyamaz ve ailesinin ondan sakladığı, uzay gemisinden arta kalan tek madde olan bir Kriptonit kristalini çiftliklerinin ahırında keşfeder. Bu keşfinden sonra da uyuyamaz ve ertesi gün annesine gitmesi gerektiğini söyledikten sonraki süreçte gazetecilik hayatı başlar. Süpermen Dönüyor filminde ise olaylar oldukça farklıdır. Yeni mezun Tayfun eve girer ve annesinin pişirdiği yemeğin kokusunu içine çektikten sonra “Oh, ellerine sağlık anneciğim.” diyerek rahatsız olduğu için o gün işten izin almış olan babasının yanına gider. Babası, onu annesiyle beraber bir uzay gemisinin enkazında bulduklarını anlatırlar. Ardından dantelli bir örtüye sarılmış olan Kripton taşını Tayfun’a verirler. Taşı alıp içeriye giden Tayfun, taşın ona babasının sesiyle fısıldadığını duyar ve gitmesi gerektiğini anlar. Annesi ona yolluğunu hazırladıktan sonra evi terk eder. Türk uyarlaması görüldüğü gibi ailesine karşı mesafeli bir Clark’ı sıcak, aile dostu bir Tayfun’a çevirmiştir. Annesinin verdiği yolluk ve evin mütevazı bir köy evi oluşu da filmin başında Süpermen Tayfun’u Türk izleyiciye ısındırmaya, içimizden birisi olduğu imajını vermeye çalışmaktadır. Köy evinin mekân olarak tercih edilmesinin bir nedeni de daha çok ekonomik imkanların kısıtlı olmasıyla alakalıdır.

Filmin ikinci kısmında Clark, Fortress of Solitude’a (Yalnızlık Kalesi) doğru hareket eder. Alaska-Kuzey Kutbu civarında bulunan bir göle vardığında gölün ortasına yanında getirdiği Kriptonit’i fırlatır. Bundan sonra patlama ve yer sarsma efektleriyle kale yavaş yavaş yükselir ve gökyüzünü kaplar. Buradan içeriye girdiğinde babasının holografik yansımasıyla karşılaşır. Jor-El Clark’a onun babası olduğunu ve ona istediğini sorabileceğini söyler; burada Clark gerçek isminin Kal-El olduğunu öğrenir. Soruları üzerine babası oğluna Kripton gezegeninin felaketli sonundan, ırkından ve ırkının bildiği galaktik ve fiziksel birçok konudan bahseder. Konuşmasını oğluna dünyanın işlerine asla karışamayacağını söyleyerek ciddi bir uyarıyla bitirir. Bu konuşmadan sonra Clark, Superman kostümü ile kaleden uçarak çıkar. Filmin Türk versiyonunda ise bu sahne için bir mağara kullanılmıştır. Gerçek babası önce onunla konuşmaya başlar, sonrasında taşı ileriye doğru fırlatmasını emreder. Taşı fırlattıktan sonra ufak bir patlamayla gerçek babası belirir. İsmini söylemeden oğluna Tayfun diye seslenir ve konuşmaya başlar. Tayfun’a maziden geldiğini ve ona Süpermenlerin sonuncusu olduğunu söyler. Oğlunda “Hazreti Süleyman’ın zekâsı, Herkül’ün kuvveti, Atlas’ın tahammülü, Zeus’un selameti, Aşil’in cesareti, Merkür’ün sürati”nin olduğu söyledikten sonra onu bunları kötü yolda kullanırsa Kripton’un bütün lanetinin onun başına yağacağı konusunda uyarır ve maziye geri döner. Ardından Süpermen kostümüyle Tayfun, orijinal Superman müziği eşliğinde mağaradan çıkar. Buradan sonra Süpermen Dönüyor’un 12. dakikası, Superman’in ise 48. dakikasında kahramanlarımızın ilk defa uçtuğunu görürüz. Tayfun arka planda İstanbul’un havadan çekilmiş görüntülerinin önünde uçarken, Clark seyirciyi çok daha inandıracak efektlerle uçmaktadır. Kal-El’in (Clark) soyunu keşfetme macerası çok daha fazla bilimkurgusal ögeler içerirken, Tayfun’un keşfi mitolojik hikâye özelliklerini barındımaktadır. Clark, Kripton’daki öz annesi ve babasının ona verdiği ismin Kal-El olduğunu keşfederken, anlaşılan o ki Tayfun’un Kripton gezegeninde de ismi Tayfun’dur ve hiç isim verilmemiştir.

Bu kısımdan sonra senaryonun paralelliği açısından iki film birbirinden ayrılırlar. Sadece paralellik açısından da değil; olaylar temel olarak benzer nitelikler taşısa da uygulamaya konuş biçimiyle tamamen farklıdır. Buna ilk olarak Superman ve Alev/Lois’in aşklarının başladığı kısmı olarak betimleyebileceğimiz kaza/kaçırılma sekansı örnek olarak verilebilir. Orijinal Superman filminde bu kısım, haber yapmak üzere gazete binasının üzerine çıkan Lois’in helikoptere bindikten sonra halatların helikoptere takılmasıyla ve Superman’in onu kurtarmasıyla sonuçlanır. Burada ne Lex Luthor ne de başka bir kötü adamın sahneye çıktığı görülür. Buna karşılık olarak Süpermen Dönüyor filminde ise Ekrem’in Prof. Çetinel’in kızı Alev’in ona Kripton taşının formüllerini götürdüğünü öğrendikten sonra formülleri çalabilmek için Alev’i kaçırması olarak vuku bulur. Bu sekans ilginç bir şekilde filmin o ana kadar hikâye anlatıcılığındaki yüksek temposundan sonra beklenmeyecek kadar uzun bir dövüş sahnelerini beraberinde getirir. Bu durumu, dönemin Yeşilçam sinemasını anlatan Memduh Ün “Aksiyon filmleri için en az altı dövüş sahnesi isterlerdi.” ifadesiyle açıklamaktadır (Kaya, 2014). Bu filmde de ne tesadüf ki toplamda altı dövüş sahnesi bulunmaktadır. İki filmde de sekansın sonunda Alev/Lois, Clark/Tayfun’a aşık olmaktadır. Bunun haricinde Lois ve Clark’ın romantik randevusu, aralara sıkıştırılan hırsız yakalama sahneleri ve filmin sonunda Lois’in ölmesinin ardından Superman’in dünyanın çevresinde inanılmaz hızlarda dönerek zamanı geriye alması sonucunda Lois’i kurtarması sekansları Süpermen Dönüyor filminde işlenmemiştir. Buna karşılık olarak film, Ekrem’in Kriptoniti elde etme ve Tayfun’un bunları Süpermen kimliğiyle önleme çabalarıyla geçmiştir. Film Tayfun’un Ekrem’i Türk polisine teslim etmesiyle sonuçlanır. Bu sonuç orijinal filmle benzerlik gösterir. Buna göre Superman’in Lex Luthor ve Otis’i yakalarından tutup uçurarak hapishaneye götürmesiyle film bitmektedir.

4.2 Superman ve Antagonist (Kötü Adam) Karakterlerinin Analizi

Süpermen Dönüyor filminde Tayfun karakterini oynayan aktör, Tayfun Demir, utangaç ve korkak olduğu için film boyunca bütün dövüş sahnelerinde dövüşlere göğüs kabartarak ve yavaş yavaş ilerlemektedir.[3] Bir yumrukla bütün kötü adamları dize getirmekte, önceden bahsettiğimiz 1960’ların çok güçlü Superman’ine benzemektedir. Dönemin gereklilikleri olan belli bir dövüş kotasını gerçekleştirme zorunluluğu da buna yol açmış olmalıdır. Öldürmekten ve yaralamaktan çekinmeyişi, filmin 45. dakikasında bulunan tarihi köprüde savaşırken düşmanının köprüden düşmesine hiçbir tepki vermemesi buna örnek olarak gösterilebilir. Buna karşılık Amerikan Superman’i oldukça pasifist, öldürme eğilimleri olmayan bir karakter olarak resmedilmiştir. Bu açılarından 1950’lerin savaş sonrası çocuklara öğretmenlik görevi yapan ve düşmanlarıyla oldukça barışçıl şekilde savaşan Superman’e benzemektedir (Misiroglu ve Roach, 2004: 539). Buna hem denizde gemiyle kaçakçılık yapan düşmanlarına hiç dokunmadan gemiyi olduğu gibi almasını hem de bir gökdelene tırmanan hırsızı ensesinden yakaladıktan sonra uçmak suretiyle polise teslim etmesini örnek gösterebiliriz. Superman, film boyunca dövüşmekten ziyade düşmanlarını hareket edemez hâle getirme ve polise teslim etme usulüyle adaleti gerçekleştirmektedir. Tayfun ve Clark’ın ortak noktası son yargılama işini polise devretmeleridir. Clark ve Tayfun oldukça utangaç, çalışkan ve patronun (gazetenin sahibi) sevebileceği karakterlere sahiplerdir. İkisi de işlerini kolaylaştırması için süper güçlerini kullanmaktan çekinmezler. Lois/Alev’in Clark/Tayfun’a karşı gelişen sevgisinin ele alınışı neredeyse aynıdır.  Superman karakterine karşı aşkları Superman’in onları kurtarması ve kahramanlığından kaynaklanmıştır, Superman’in alter egosu olan Tayfun/Clark’ı ise arkadaşı olarak sevmektedir. İki filmin sonunda da bu ikisinin aynı kişi olduğunu anlayan Lois/Alev, Clark/Tayfun ile geri kalan hayatını geçirmek istediğini belirtse de Tayfun’un orijinal filmde Clark’ın yaptığı şekilde bu isteği reddettiğini görürüz. Zira Tayfun/Clark Kripton’a gitmek ve ailesinin izlerini aramak gayesini taşımaktadır.

Filmlerdeki kötü karakterlerden ise Prof. Çetinel’i anlatarak başlayabiliriz. Süpermen Dönüyor filminde Prof. Çetinel ve takımı Kripton taşını keşfeder ve bunun yedi ışık yılı önce parçalanmış Kripton adlı gezegenden geldiğini açıklarlar. Bu taşın atomdan sonra en büyük keşif olduğu duyurulmuştur. Bu haberi televizyondan duyan kötü adamımız Ekrem, Prof. Çetinel’in liderliğinde bilim adamları topluluğunun üyesidir ve yeni keşfedilen Kripton taşıyla çok ilgilenir. Ekrem’e göre bu yeni bulunan taş, kendi icat ettiği makineye konur ve lensin odağına herhangi bir metal yerleştirilirse bu makineden çıkan ışınlar o metale değer değmez altın hâlini alır; kendisi de bu zenginliğin peşindedir. Bunu elde edebilmek için adamı Haydar’a taşın formülünü veya kendisini bulmasını emreder. Film boyunca birçok kez Ekrem karakterine geri döneriz, kendisi oldukça ciddi ve hedefine ulaşabilmek için Prof. Çetinel’in kızı Alev’i öldürmeyi bile göze alabilecek kadar gözünü kan bürümüş bir karakterdir. Düşmanlarından kurtulmak için oldukça cani sayılabilecek yöntemler seçmekte, onları yeryüzünden silmekte tereddüt etmeyecek bir kişiliktir.

Diğer yandan antagonizmin Superman filmindeki karşılığı olan Lex Luthor, çok daha renkli bir kişiliğe sahiptir. Bir metro istasyonunun tünelinde yaşayan Luthor, yer altında olmasına rağmen yüksek tavanlı ve geniş, ferah bir evde yaşamakta, yerden tavana kadar uzanan büyük kütüphanesi Luthor’un entelektüel karakterini vurgulamaktadır. Luthor, Amerikan Deniz Kuvvetlerinin yakında bir nükleer test yapacağını ve 500 megatonluk füzelerin açık bir şekilde taşınacağını öğrendiğinde planını ortaya koyar: bu füzeleri sabote edecek, hedef olarak San Andreas fayına gönderecek ve bu füzeler Batı kıyısını tamamen yok ettikten sonra, önceki yıllarda çok ucuz fiyata satın aldığı San Andreas fayının doğusundaki çöller yeni kıyı olacak ve bu toprakları insanlara satarak inanılmaz paralar kazanacaktır. Fark edildiği üzere burada Kripton’un şimdilik hiçbir rolü yoktur. Tıpkı bir antagonist gibi kendi hâlinde kötü planlar yapmakta ve para kazanmaya çalışmaktadır. Luthor, Kripton taşını Clark’ın Kriptona karşı zaafından faydalanarak onu etkisiz hâle getirmek ve planlarına engel olmak için kullanmaktadır. Süpermen Dönüyor filminde ise Kripton’un işlevi hem Ekrem’in icadı olan makineyle metali altına çevirmek hem de Tayfun’u aynı Clark’ta olduğu gibi etkisiz hâle getirmektir; ama filmde anlaşıldığı üzere Ekrem taşın bu özelliğini kullanırken böyle bir özelliğinin olduğunun farkında değildir. Ancak Luthor, onlarca kitap karıştırmış ve böyle bir çözüm bulmuştur. Bunun yanı sıra Ekrem’in yardımcısı Haydar, karakter derinliğinden yoksun Yeşilçam figüranıyken, Luthor’un sağ kolu Otis ve sevgilisi olduğu anlaşılan Eve Teschmacher oldukça renkli karakterlerdir. Filmde Luthor’un ve yoldaşlarının olduğu sahnelerde motivasyonları ne kadar kötü olursa olsun espri yapmaları (Luthor’un keli açığa çıkar, Otis havuzda ıslanır ve utanır vs.) bu sekanslarda giren eğlenceli müziklerle filmdeki ciddi havayı dengelemekte, seyirci antagonisti çok da ciddiye alamamaktadır.

5. Sonuç

Bu makalede Superman ve onun uyarlaması olan Süpermen Dönüyor filminin farklılıkları senaryo ve karakter analizleri aracılığıyla dile getirilmeye çalışılmıştır. Bunu yaparken dünyanın o zaman içinde bulunduğu ekonomik, sosyolojik ve politik ortam göz önüne alınmıştır. Bunların sonucunda orijinal Superman pasifist, sakin karakterli bir yapıya sahipken, Türk Süpermen’in ise o dönemin endüstrisi ve halkın talebine bağlı olarak bolca dövüşen, birisini öldürmekten çekinmeyen bir karakter olarak resmedilmiştir. Bunların yanı sıra orijinal kötü adam ve yoldaşları komedi ile renklendirilmişken Türk uyarlamasının kötü adamı ve tetikçisi mafyavari davranışları olan, tamamıyla kötü insanlar olarak sergilenmiştir. Senaryo bağlamında ise orijinal filmde Superman karakteri sağlam temeller üzerine kurulurken, Türk uyarlamasında bunun üzerinde fazla durulmamış, yerine aksiyon tercih edilmiştir. Son olarak denilebilir ki, Süpermen Dönüyor filmi ilhamını Superman’den almış olsa da içerik olarak Türk seyircisine çok daha farklı bir seyir sunmuştur.

KAYNAKÇA

Ertem, B. (2009). Türkiye-ABD İlişkilerinde Truman Doktrini ve Marshall Planı. Balıkesir Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12(21), 377-397.

Mann, K. (2004). “You’re Next”: Postwar Hegemony Besieged in Invasion of the Body Snatchers. Cinema Journal, 44(1), 49-68.

Misiroglu, G. ve Roach, D. A. (ed.) (2004). The Superhero Book. Detroit: Visible Ink.

Monaco, J. (2002). Bir Film Nasıl Okunur? (Ertan Yılmaz Çev.). İstanbul: Oğlak Bilimsel Kitaplar.

Özdemir, H. (2002) Siyasal Tarih (1960-1980), İstanbul: Cem Yayınevi.

Ryan M. ve Kellner D. (1997). Politik Kamera, Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası, (Elif Özsayar, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Film Kaynakları

Dovemead Limited, Richard Donner, Siegel, J.,Shuster J. Ve Puzo, M. (1978). Superman [Film]. ABD: Warner Bros, vd.

Edward L. Alperson Productions, William Cameron Menzies, Blake, R. (1953) Invaders from Mars [Film]. ABD: Twentieth Century Fox, vd.

Kunt Film, Kunt Tulgar, (1979). Süpermen Dönüyor [Film] Türkiye: Onar Film.

Walter Wanger Productions, Don Siegel, Mainwaring, D., Finney, J. (1956) Invasion of the Body Snatchers [Film]. ABD: Allied Artists Pictures, vd.

ZDF vd., Kaya, C. (2014). Remake, Remix, Rip-Off: About Copy Culture & Turkish Pop Cinema [Belgesel]. Almanya: Drop-Out Cinema.

İnternet kaynakları

https://www.academia.edu/33769860/Meraklisina1950ler.pdf

Erişim Tarihi: 27.01.2019

https://archive.org/details/Superman1978 Erişim Tarihi: 02.08.2019

http://www.beyazperde.com/filmler/film-227797/fotolar/detay/?cmediafile=21087804 Erişim Tarihi: 02.08.2019

https://dc.fandom.com/wiki/Action_Comics_Vol_1_141

Erişim Tarihi: 02.08.2019

https://www.imdb.com/title/tt0053291/ Erişim Tarihi:02.08.2019

https://physicalimpossibility.com/2010/12/01/movie-rip-offs-a-users-guide-turkish-superman/ Erişim Tarihi: 27.01.2019

https://thebulletin.org/2015/07/the-start-of-the-nuclear-age/

Erişim Tarihi: 12.08.2019

https://www.youtube.com/results?search_query=s%C3%BCpermen+d%C3%B6n%C3%BCyor Erişim Tarihi: 02.08.2019

Dipnotlar

[1] https://www.academia.edu/33769860/Meraklisina1950ler.pdf Erişim Tarihi: 27.01.2019

[2] Atom Çağı (1945- Devam Ediyor) Nazi Almanya’sını yenmeye çalışan ABD’nin kurduğu Manhattan Projesi girişimiyle başlamıştır. Bu projenin amacı Nazi Almanya’sından önce Atom Bombasını icat edip kullanmaktı. Atom bombası sayısı 1986 yılında 70.000’e ulaştı, ancak NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması) gibi antlaşmaların kısıtlamaları sayesinde günümüzde sayısı 17.000 civarına inmiştir. Bunun yanı sıra nükleer enerji, nükleer tıp gibi bir çok yenilik de bu çağın bir ürünüdür https://thebulletin.org/2015/07/the-start-of-the-nuclear-age/ Erişim Tarihi: 12.08.2019).

[3] https://physicalimpossibility.com/2010/12/01/movie-rip-offs-a-users-guide-turkish-superman/ Erişim Tarihi: 27.01.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir