Martin Heidegger: Dünyaca Ünlü Filozofun Tartışılan Hayatı

Martin Heidegger: Dünyaca Ünlü Filozofun Tartışılan Hayatı

Almanca Aslından Çeviri: Eser Alpkaya

Martin Heidegger, 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden ve felsefe alanında yol göstericilerinden birisidir. Ancak nasyonal sosyalizm ile arasındaki bağ hala günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir. Doğumunun 125.[1] yılında bu yazı, ona ait bir portre sunmayı amaçlamaktadır.

Paris, Viyana, Berlin bu şehirlerin hiçbiri Martin Heidegger’in ilgisini çekmemişti. Düşünür, daha çok 1200 metre rakımdaki Hochschwarzwald[2] ormanlarındaki dağ evinde inziva hayatı yaşamayı tercih etmişti. Bir duşun bile olmadığı bu basit yaşam, Heidegger’i şehir yaşamına kıyasla daha çok cezbetmekteydi. 26 Mayıs 1889’da Meskirch isimli küçük bir kasabada dünyaya gelen Heidegger, üniversite eğitiminden sonra özel okutman olarak görev aldığı Marburg’a yerleşir ve daha sonraki ikamet yeri Freiburg olur.

Ancak önemli felsefi söylemlerini, çoğunlukla hep bu dağ evinde oluşturmuştur. Mesela, “Sandalye kırmızıdır” denildiğinde Varlığın (sein) anlamı nedir?

Heidegger’in en önemli eseri Varlık ve Zaman (Sein und Zeit)[3] 1927 yılında yayınlanmıştır. Bu çalışmasının içinde Heidegger, varlığın insan varlığındaki göstergesi mekansal anlamda “burada ( bu esnada) dünyada bulunmasıdır.” şeklinde ifade etmiştir. Ve insan belli bir zaman dilimi içerisinde burada ise o halde zamanın da içinde olması gerektiğini savunmuştur. Bunun, bizim zamanımız için ne ifade ettiğini Heidegger üzerine araştırma yapan Peter Trywny daha iyi ifade edebilir: “Şunu önemle göz önünde bulundurmalıyız, Dasein[4] ya da insanın, izole bir şekilde kendisi için yaşamaması, aksine dış dünyaya açık bir şekilde ve dünyanın bu açıklık olduğunun bilincinde -ki bu onun var oluşu içinde- olması gerekir.” Heidegger’in bu düşüncesi hala tüm dünyada felsefe öğrencilerini ve filozofları meşgul etmekte ve yeni felsefi sorular ortaya çıkarmaktadır.

“Diğerleriyle Dünyada Olmak”

Heidegger o günlerde kendini, Yüksekokul öğretmeni fenomenolog Edmund Husserl ile aynı gelenekte görmekteydi. Onun “şeylerin aslına” geri dönme şeklinde ifade edilen felsefi prensibini paylaşmaktaydı: “Burada düşünülmesi gereken, fenomenleri örten herhangi bir ön şart olmadan, herhangi bir teori olmadan ya da herhangi bir ön yargı olmadan kavramaktır” şeklinde Peter Trawny tarafından günümüz bakışıyla tanımlanmaktadır.

Varlığın anlamı sorusuyla Heidegger, 20. yüzyılın diğer filozoflarından ilham aldığı anahtar soruyu sormuştur.  “Heidegger, antik dünya ile şimdiki zaman arasında bir köprü kurmuş, Avrupa felsefesinin gelişimine katkı sunmuş ve bu şekilde 2500 yıllık düşünce tarihine önemli bir iz bırakmıştır.”

Nazi-Almanyasında Heidegger’in Tartışmalı Konumu

Birinci Dünya Savaşı’nda gerçekleştirdiği askerlik görevinin ardından genç Heidegger kariyerinde hızlı bir yükselişe geçmiştir. 1933 yılında Heidegger -istifa etmeye zorlanan selefi Wilhelm von Möllendorf yerine- Freiburg Üniversitesi rektörü olmuştur. Görevi devralırken yaptığı açılış konuşmasını eleştirmenler, Heidegger’in nasyonal sosyalizmine olan sempatisinin kanıtı olarak göstermektedirler. Daha sonra üniversitelerin eşitlenmesi adı altında yapılan nazi reformlarına katkı sunduğu da iddia edilmektedir.

Peter Trawny bu tartışmanın merkezine, Heidegger’in felsefesine, Nazilerin dünya görüşünün ne ölçüde nüfuz etmiş olabileceği sorusunu yerleştirmektedir. “Bazıları Heidegger’in ‘Nasyonal sosyalist devrimi’ kendi felsefi ideallerini üniversitede yerleştirmek ve buraları nazi ideolojisinden korumak için bir araç olarak kullandığı düşüncesine karşı çıkmaktadırlar.”

Heidegger’in Anıları: Kara Defterler

Heidegger’in Nazizm ile bağlantısı üzerine yapılan bu tartışmalara, Peter Trawny’nin yayınladığı ve Heidegger’in notlarının bulunduğu ‘Kara Defterler’ (Schwarze Hefte) tartışmayı biraz daha alevlendirmeyi başardı. Kara Defterler, 34 not defterinden oluşan ve Heidegger tarafından 1931 yılının başından 1970 yılına kadar düşüncelerini yazdığı kısa notlardan meydana gelmektedir. Bu defterler daha önce hiç yayınlanmamasının ötesinde varlığı dahi bilinmemekteydi hatta Heidegger bu metinleri ailesinin dahi okumaması için özen göstermişti. Bu defterler sayesinde filozofun düşünce dünyası ve Nasyonal Sosyalist ideoloji ile olan bağlantısı hakkında yeni yorumlar yapabileceğiz.

Heidegger ve Antisemitizm[5]

Defterlerde genel olarak Antisemitik ifadelerin bulunmadığı söyleniyor. Ancak Peter Trawny buna katılmıyor ve sorunlu kısımların olduğunu ifade ediyor: “Öncellikle söylememiz gereken,  Heidegger’in sadece Nasyonal Sosyalizme angaje olmadığı, onun ötesinde bu fikri çok ciddiye aldığı ve sempati ile yaklaştığı ve sonrasında eleştirmeye başladığıdır. Bunların yanında düşünce dünyasını Antisemitizme açtığını da söylememiz gerekiyor.” Bu doğrultuda, Heidegger’in defterlerinde, Yahudilerin aşırı hesapçı olduğu vurgusu yapılmıştı. Bu şekilde Trawny’a göre, Heidegger sadece antisemitik önyargılarda bulunmamakta, aynı zamanda teknik çağı da eleştirmektedir.

Ayrıca Heidegger antisemitik Sion Liderlerinin Protokolleri’ne[6]atıfta bulunarak “Dünya Yahudileri’nin” (Weltjudentum) gizli bir şekilde Nazilerle savaştığı ifadesine notlarında yer vermiştir. Trawny bunu, Heidegger’in o dönemdeki antisemitik ön yargısı olarak varlığını dile getiriyor; dünyaya hakim olan gizli bir gücün bulunduğunu ve bunların kendilerine ‘Dünya Yahudileri’ olarak tanımladığını ve gerçekten Almanları ortadan kaldırmayı planladığı düşüncesinden etkilendiğinin kanıtı olarak göstermektedir.

“Heidegger’in Birçok Yahudi Arkadaşı Vardı”

Edebiyatçı ve aynı zamanda Heidegger’in aile dostu Silvio Vietta, daha önce kayıp olduğu düşünülen ve 45-46 yıllarına ait bir defteri yayınladı. Bu notlarda, o zor günlerde Heidegger’in kendine gelmeye çalıştığını gösteriyor. Vietta, filozofa yapılan antisemitik yaftalamasını saçma buluyor: “Heidegger’in antisemitizm ile bir bağlantısı olduğu, onun bir Yahudi olan Edmund Husserl’in öğrencisi olması bile çürütülebilir. Ayrıca Heidegger’in birçok Yahudi öğrencisi olmuş ve yahudi siyaset bilimci Hannah Arendt[7] ile bir beraberliği olmuştur.” Vietta tüm bu yaklaşıma karşı Heidegger’in Yahudileri aşırı hesapçı düşündükleri için eleştirdiğini kabul ediyor. Ona göre Heidegger’in bu noktada atladığı husus Yahudilerin tarih boyunca buna mecbur bırakıldığıdır.  Ancak yine de bu eleştirinin ırkçılıkla bir ilgisi yoktur.

Heidegger: “1933’de her şey henüz tam belirgin değildi”

Vietta’ya göre Heidegger’i Nasyonal Sosyalizme yaklaştıran, bir devrime olan arzusuydu, ki bu yolla Alman ruhunu yenileyebileceğini düşünüyordu. Bu nedenle, 1933 yılında rektörlüğü kabul olmalıydı. Amacı üniversitelerin yenilenmesiyle Almanya’nın da yenilenmesiydi. “Daha sonra 34/35 yıllarında 3. Reich’ın[8] kendi beklentisinin tam aksi istikamette hareket etmesi onun gözünü açtı. Amaç sadece teknik bir düşünce oluşturmak ve savaş makinesi yaratmaktı.” Bu şekilde Heidegger 1934 yılında rektörlükten istifa etti. “Bana bir keresinde kişisel olarak şöyle söylemişti: ‘Biliyor musun, 1933 yılında her şey henüz tam belirgin değildi.”

Peter Trawny ise bu görüşlere tam katılmıyor. Trawny’e göre asıl sorun sadece Heidegger’in özel sohbetlerinde bu konudan bahsetmenin ötesinde 30’lu yılların sonunda bir filozof olarak “Dünya Yahudiliği” gibi bir kavramı notlarında tanımlamaya çalışması.

Bu tartışmanın bir süre daha devam edeceği söylenebilir. Vietta, Heidegger hakkında başka yayınların da (Heidegger ve Babasının mektup yazışmaları) olacağını söyledi.

Çeviride bu iki metin referans alınmıştır ve çevirmen tarafından derlenmiştir:

http://www.dw.com/de/martin-heidegger-philosoph-mit-umstrittenem-weltruhm/a-17956204

http://www.dw.com/de/martin-heidegger-und-der-nationalsozialismus/a-17466649

[1] Metnin çevrildiği yıl (2017), Heidegger’in doğumunun 128. yılıdır. (edn)

[2] Almanya’da bulunan ormanlık alan. (edn)

[3] Bu kitap, Varlık ve Zaman ismiyle Agora Yayınları tarafından Kaan H. Ökten tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

[4] Heidegger Felsefesinde şu an (burada) var oluşu ifade eden merkezi bir kavram. (çn)

[5] Antisemitizm: Yahudi karşıtlığı veya Yahudi düşmanlığı.

[6] Sion Liderlerinin Protokolleri: 1900’lerin başında basıldığı düşünülen ve Yahudilerin dünya hakimiyetini amaçladığını ve bir mason derneğinden sızdırıldığı söylenen metinler. Daha sonra bu metinlerin kurgu olduğu kabul edilecektir. Naziler bu metinler üzerinden uzun süre propaganda yapmıştır. Günümüzde de popüler olan bu metinler Yahudi komple teorilerinin atası olarak kabul edilmektedir. (çn)

[7] Hannah Arendt: Almanya asıllı Amerikalı siyaset bilimci.

[8] “Drittes Reich” (Üçüncü Reich veya Üçüncü İmparatorluk  1933-1945): Nasyonal sosyalistlere göre, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu Birinci Reich; Otto von Bismarck’ın 1871’den 1919’a kadar devam eden Alman İmparatorluğu ise İkinci Reich idi.

Editör: Serkan Alpkaya