İktidarın olduğu her yerde direniş de vardır

“İktidarın olduğu her yerde direniş de vardır”

Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak: Hapishanenin Doğuşu – Michel Foucault

Yazar: Jean-François Bert

Çevirmen: Melis Fettahoğlu

Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak eseri; jestlerin, tavırların ve davranışların dayatmasıyla herhangi bir ideolojiye göre hareket etmeden önce, genellikle bir kurumun, bir disiplinin ve güç kullanılarak elde edilmiş bir iktidarın tarihi olarak ele alınmaktadır. Foucault’nun amacı muhakkak ki otoritenin, yetkili organlar aracılığıyla bizi nasıl yönettiğini görmemizi sağlamaktır. Fakat Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak, 1961 tarihli Histoire de la folie (Deliliğin Tarihi, 2006) çalışmasından bu yana Foucault’nun eserlerine işlemiş olan ve bütün radikalliği içinde güncelliğini hâlâ koruyan teorik bir problemi yeniden değerlendirmesine olanak vermiştir:

Bir olgu karakteristiktir: hapsetme rejimini değiştirmek söz konusu olduğunda, kilitlenme yalnızca adliye kurumundan gelmemektedir; direniş cezai yaptırım olarak değil, tüm hukuk-dışı belirlemeleri, bağları ve etkileriyle genel bir disiplinler ve gözetimler şebekesi içinde aktarılan bilgi; Panoptikon[1] bir rejimde işlediği hâliyle hapishane içindedir. Bunun anlamı, onun değiştirilemeyeceği veya bizimki gibi bir toplum için ebediyen vazgeçilmez nitelikte olduğu değildir (Foucault 1977, 305).

Hapishane sistemi yasaların değil, normların çocuğudur. Sadece tek bir amaca hizmet eder: suçluluk yaratmak ve bunun karşılığında insanlar üzerinde her zamankinden daha yoğun ve daha etkili biçimde baskı kurmayı kolaylaştırmak. Eğer ki hapishane kurumu şimdiye kadar hayatta kalabilmiş ise bunun sebebi, insan yığınlarını hem uysal hem de faydalı bir süreç hâline getirmeyi hedefleyen siyasi bir sistem tarafından desteklenmiş olmasıdır. Diğer bir deyişle hapishane bir seçimin sonucudur. Her zaman var olmamıştır ve dahası, başlangıcından bu yana Foucault’nun deyimiyle her zaman unsound (hatalı, sağlıksız) görülmemiştir (Foucault 1975, 347).

1980 yılında, Société d’histoire de 1848 (History Society of 1848) üyeleriyle, özellikle de Maurice Agulhon ile karşı karşıya geldiği bir münazara sırasında, Foucault onlara Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak eserinde 19. yüzyılın suçluluk olgusunun resmini çizmek gibi bir görevinin olmadığını, aksine, belirli seçimlerin nasıl yapıldığına dair bir anlayış geliştirme çabasında olduğunu hatırlattı. İşte tam da bu çerçevede, hapishanelerin kurulmasına yönelik kararı etkileyen çeşitli etkinlik alanlarını enine boyuna değerlendirmek onun için büyük bir öneme sahipti. Bu bağlamda Foucault üç etkinlik alanı tanımlamıştır:

1) O anda, az ya da çok, kısıtlayıcı bir konsensüs oluşturabilen düşünme yöntemleri, kavramlar ve teoriler—teorik bir paradigma (Bu durumda filozofların veya ideologların teorik paradigmalarından bahsediliyor.)

2) Test edilip başka bir yerde etkin bir şekilde uygulanmış olan modeller (Hollanda, İngiltere, Amerika)

3) O dönemde, bireyleri hizaya getirmek ve onları ıslah etmek amacı ile bireylerin davranışlarına etki edeceği düşünülen bir takım rasyonel prosedürler ve iyi düşünülmüş teknikler (Foucault 1980, 34).

Bu “kalıtımsal” düşünme aracılığı ile Foucault (her zamanki gibi) zaman içerisinde belirli fenomenlerin (olguların) kuruluşunu ve istikrarını askıya alan süreçleri sorgulayarak alışılmış uygulamalarda değişiklik yapma amacı gütmektedir. Bu “lüzumsuz garipliklerin tarihi”, ayrım yapma ve karakterize etme işlevleri sayesinde, güç/bilgi olgularının farklı biçimlerinin veya yapılandırmalarının ortaya çıkmasına olanak sağlamaktadır. Bu zaten Foucault’nun 1960’larda neyin “bir ifadeyi soyutlanarak diğer benzer unsurlarla birlikte birtakım ilişkilere sokulan nihai, ayrışmaz bir unsur”  hâline getirdiğini incelediği dönemlerdeki düşüncesiydi (Foucault 2002, 90). Söylemlerin görünüşünü, gelişimini ve sonradan da ortadan kaybolmasını çevreleyen koşullar nelerdir? Neden bir söylemin içeriği içinde bulunduğu tarihi döneme göre ciddi oranda farklılık gösteriyor? Neden belli bir dönemde bazı kavramlar, tabirler ve inançlar kolektif hafızaya yerleşip normalleştirilirken diğerleri reddediliyor veya sessizce göçüp gidiyorlardı?

1970’lerde Foucault, bu epistemolojik düşüncesini uygulamalara yöneltti fakat başlangıçtaki teorik görüşünü asla bırakmadı.[2] Onun için iktidarın hangi şekillerde bilgiye dönüştüğünü ve dolayısıyla toplum kanadında ne şekillerde yerleşik bir gerçekliğe büründüğünü anlamak oldukça önemliydi. Bu yeni uğraş, Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak eserinde olduğu gibi Foucault’yu bireylerin, kendi sosyal durumlarıyla ilgili görünürdeki memnuniyetlerinin ve rahatlıklarının maskesini düşürmeye zorladı. Neden mevcut durumu böylesine kaygısız bir şekilde kabul ediyoruz? Bizi daha da yumuşak başlı, uysal bedenlere dönüştürme etkisine sahip olan iktidarın çılgın yöntemlerine neden böylesine kolayca biat ediyoruz?

Gözetim Altında Tutmanın ve Cezalandırmanın Soy Araştırması

İlk olarak 1975 yılının Şubat ayında Fransızca Surveiller et Punir: Naissance de la Prison olarak yayımlanan Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak: Hapishanenin Doğuşu eseri 1968’te yayılım gösteren protestolardan fazlasıyla etkilenmiştir ki bu protestoların yankıları çeşitli sosyal hareketlerin yanı sıra, Fransız Üniversitelerine ve liselerine de sıçramış (Le Mouvement Lycéen in 1973 – 1973 Liseliler Hareketi), iş dünyasında ve kırsal bölgelerde huzursuzluğa yol açmıştır (L’affaire Lip – 1973 Lip Fabrikası Grevi) .

Foucault, 1971 yılından itibaren “Hapishaneler Hakkında Bilgi Grubu” (Groupe d’information sur les prisons) adına önemli katkılarda bulundu.[3] Bu yoğun faaliyetler neticesinde, Collège de France’da “Düşünce Sistemleri Tarihi” başlığıyla verdiği ilk derslerinde (1971-72 yıllarında verdiği Cezaya ilişkin Teoriler ve Kurumlar ve özellikle 1972-73 yıllarında verdiği Cezalandırıcı Toplum dersleri) hapishanenin dolambaçlı ve karmaşık evriminden başlayarak modern iktidarın teknolojilerini keşfetmeye karar verdi. Bu iki dersi sırasında Gözetim Altında Tutmak ve Cezalandırmak’ın ana meselesi olan bir soruyu gündeme getirdi: toplumda yol açtıkları birçok işlevsel bozukluğa rağmen hapis cezaları ve gözaltılar neden tercih ediliyor? “Hapishane” kavramı 18. yüzyılın başlarında hiçbir teorik gerekçelendirme olmaksızın nasıl bir anda ortaya çıktı?

Foucault, Cezalandırıcı Toplum (The Punitive Society) adlı çalışmasında, bu soruları üç kavram açısından ele alır: ceza, hapis ve zor kullanmak. Bu kavramların her birinin yeniden değerlendirilmesi, değiştirilmesi ve yeniden anlamlandırılması gerekirken 1973 yılında, Foucault’nun yaklaşımları yeni fikir savaşlarını ateşledi. Gros, hapishane olgusunun bariz bir ceza seçeneği olarak neden ve nasıl oluştuğunu anlamak amacıyla bir filozofun, normalde büyük ekonomik dönüşümlere yöneleceğini kabul etmesine rağmen onun dikkatini çeken asıl noktanın “zor kullanma” yöntemi olduğunu vurguladı. Bir yandan cezaya ait alanın genişletilmesini diğer yandan da bu alanın devam ettirilmesini sağlayacak bir sistem yaratmayı hedefleyen eşsiz bir strateji… Zor kullanma yöntemi, biraz endişe ve düz bilimsel tarafsızlıkla bezenmiş herhangi bir ihtiyatlı olma olasılığını ortadan kaldırmaktadır.  “Sen kimsin?” “Nasılsın?” “Ne yaptın?” “Ne biliyorsun?” gibi sorular aslında düz bilimsel merak veya başka insanlar için duyulan etik bir kaygıdan daha fazlasını göstermez. Zor kullanarak her birimizde cezalandırılma korkusu uyandırılmaktadır. Halbuki uyuşmazlık çok büyük ise buna karşı yapılan müdahale belirli normlar hususunda (sağlık, eğitim, davranış, vs) ve hatta hapishanede son bulmanın ıstırap verici kesinliği konusunda bir tutarsızlığı açığa çıkarmaktadır. (Gros 2010)

Foucault, zor kullanma kavramı ile aslında hapishane kurumunun en başından beri bireyleri dönüşüme uğratmayı amaçlayan daha genel bir proje ile bağlantılı olduğunu göstererek cezalandırmanın ve hapishane sisteminin bütün geleneksel tarihini ele almıştır.

Dipnotlar

[1] Panoptikon, İngiliz düşünür Jeremy Bentham’ın (1748-1832) tasarladığı hapishane projesidir. Yunanca optikos (gören kişi) ile pan (birleştirme, bütün) sözcüklerinden türetilmiş ve görme eyleminin gerçekleştiği yer, bütünü gözetlemek anlamına gelmektedir. Bentham’ın bu model ile ulaşmak istediği amaç geniş kitlelerin kontrol altına alınmasını sağlamaktır. Panoptikon’un tasarımı, daire planlı bir yapının ortasında yer alan gözetleme kulesine dayanmaktadır. Bu tasarıma göre gözetleme kulesinin etrafını çevreleyen yapının tamamında hücreler bulunmakta ve mahkumlar kuleyi görmese de kule tarafından izlenildiğini bilmektedir. Bu izlenme duygusu -gerçekten onları izleyen birileri olmasa bile- mahkumlarda kendilerini kontrol etme ve davranışlarını düzenleme itkisi yaratacak ve böylece düzen sağlanacaktır. Foucault ise Panoptikon’u, bir iktidar metaforu olarak kullanır. Ona göre iktidar, bedensiz bir kule olarak hiç kimsenin göremeyeceği kadar yüksekte olup tepesindeki göz ile insanlar devamlı gözetlendiklerini düşünmektedir. (E.N.)

[2] Bunun kanıtı olarak okur, Disiplin ve Cezalandırma ile aynı zamanlarda yayınlanmış “Il faut défendre la société ” (Toplumu Savunmak Gerekir) adlı esere başvurabilir. Foucault, bir düşünce sistemleri tarihçisi olarak toplumsal sözleşme teorilerinin siyasi felsefe tarihindeki köklerini incelemeye karar vermişti. Örneğin, Hobbes’un Leviathan’daki ‘‘iktidarın bir gün gelip zapt edeceği ve bozguna uğratacağı’’ metaforunun, insanı dilsiz bir özne olarak resmettiğine dayalı gerçeği açıklayan nedir? (Foucault 1997, 27).  Bu düşünce modelleri felsefi gelenekte ne zaman ve nasıl üstün gelmiştir ve gücü kullanma meselesi hâlâ gündemdeyken neden bu modellere başvurmaya devam ediyoruz diye sorar Foucault.

[3] Eğer Foucault bu meseleyi önemsedi ise bunun yegane sebebi eylem ve müdahale yararına kütüphane sınırlarından dışarı çıkarak “hoşgörüsüzlük” üzerine anketler hazırlamasına ve yaymasına olanak sağlayan Hapishaneler Üzerine Enformasyon Grubu bünyesinde yürüttüğü çalışma idi. Burada amaç, bilgi toplamak ve ayrıca ‘kabul edilemez’ olanı açığa vurmaktı: “Hapishaneler Üzerine Enformasyon Grubu, çeşitli cezaevlerindeki mahkumlar adına konuşma niyetinde değildi. Aksine, onlara kendilerini ifade etme ve bize hapishaneler içinde neler olup bittiğini anlatma fırsatı vermektedir. Hapishaneler Üzerine Enformasyon Grubu’nun amacı reformcu/yenilikçi değildir -ideal bir hapishanenin hayalini kurmuyoruz. Bizim dileğimiz mahkumların ceza infaz sisteminde kabul edilemez olduğunu düşündükleri her şeyi bize anlatabilecek olmalarıdır. Mahkûmların söylemlerini mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde, geniş çevrelere yaymalıyız. İçeridekiler ile dışarıdakileri bu mücadelede birleştirmenin tek yolu budur.” (Enquête dans vingt prisons, Prisons Information Group brochure, May 21, 1971).

Editör Kaynakçası

Foucault, M. (2005). Doğruyu Söylemek, (çev. Kerem Eksen), Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Foucault, M. (2015). Toplumu Savunmak Gerek, (çev. Şeyhsuvar Aktaş), YKY, İstanbul.

 

Redaktör: Arman Tekin

Editör: Martı Esin Şemin

Yazının orijinali için:  https://www.cairn-int.info/article_p.php?ID_ARTICLE=E_RDM_040_0161
  https://www.cairn.info/article.php?ID_ARTICLE=RDM_040_0161# 

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir