III. Ksenophanes 

III. Ksenophanes 

Gorgon Notu: Bu metin, Sokrates Öncesi Yunan Filozofları (Presokratikler) yazısının bir bölümüdür. Metnin diğer bölümlerini inceleyebilmek için tıklayınız: Sokrates Öncesi Yunan Filozofları 

Çevirmen: Mehmet Salih Keçici  

Ksenophanes -veya Xenophanes- (MÖ 570-478), İyonya’da Milet’in kuzeyinde yer alan Kolofon’da doğdu. O Kolofon’da kalmadı lakin mısralarını dizerken Yunanistan’ı dolaştı; nihayetinde günümüzdeki Sicilya’ya yerleşti. Görüşlerini şairane bir şekilde dışa vurduğu için, onları zaman zaman yorumlayabilmek zordur. Bu yüzden, Ksenophanes’ten kalan parçalar (fragmentary) tüm Miletliler içerisinden kalanlardan daha fazla iken, görüşlerini ifade etme şekli ve kaynaklarımızın parçalı tabiatı onun tam olarak ne demek istediğinden emin olmamızı engellemektedir. Milet’te maruz kaldığı muhtemel düşüncelerin ne olduğunu bilmiyoruz. Bununla birlikte, Miletliler gibi, geleneksel teolojik görüşlere de meydan okudu ancak yeni bir yöntemle. Toplum üzerine görüşleri dahi Eski Yunan duyarlılıklarıyla çelişkili görünmektedir. Örnek verecek olursak, sporcuların yüceltici ve övücü mevkilerinin terk edilmesini ve bilgeliğin tercih edilmesi gerektiğini söylemiştir.

Miletliler’in (ya da bunlara ait kanıtlarımızın) aksine, Ksenophanes lafı dolandırmadan sarih bir biçimde Homeros ve Hesiodos’a ait mitolojiye meydan okumuştur. “Değersiz olan şiddetli savaşları” tasvir etmek yerine Hesiodos, “Bu iyidir” diyor, “Tanrıları baş tacı etmek için”. Daha açık ifade etmek gerekirse, “Homeros ve Hesiodos insan varlığı için ne kadar menfur ve utanılacak şey varsa Tanrılara atfetmişlerdir: hırsızlık, zina yapmak, birbirini aldatmak.”[1] Tanrıların bu zayıf tasvirinin kökeninde, Tanrıları insan suretinde tarif etme (anthropomorphizing) eğilimi bulunmaktadır. “Ancak ölümlüler, Tanrıların kendileri gibi doğmuş olduğunu ve kendilerinkine benzer elbiseleri, sesleri ve cisimleri olduğunu düşündüler”. Buna rağmen Tanrı, cismani ve düşünce olarak ölümlülere benzemez. Hakikaten de Ksenophanes, hayvanların (sığırlar, aslanlar ve diğerleri) Tanrılarını tasvir edebilselerdi, onları kendileri gibi tasvir edecekleri meşhur sözünü beyan etmiştir[2]. Bunun ötesinde, dünyanın nereden geldiği belli olmamasına rağmen her şey dünyadan gelir; Tanrılardan değil. Mantıklı görünen odur ki, Tanrı bizim onu sığdırmaya çalıştığımız her şeyi aşmaktadır. Eğer herkes tanrısını farklı şekilde tasvir ederse ve bunu pek çok kişi yaparsa, o zaman Tanrının bu çerçeveye sığmazı mümkün olmazdı. Bu nedenle, “Tanrıları baş tacı etmek” en azından onu olumsuzlamayı gerektirir; şöyle ki, onları üstün insanlar olarak görmemeye itina gösteririz.

Tanrıların ne olmadığını gördük lakin Tanrı ya da Tanrılar nedir? Ksenophanes’in teolojik manada tekçi (monist) mi yoksa çoğulcu (pluralist) mu olduğu belirsiz olsa da en azından sadece tek Tanrıya ya da diğerlerinin üzerinde bir Tanrıya intisap etmektedir. “Tanrılar ve insanlar arasında en büyük olan tek Tanrı…”[3] sözü, ölümlülerin çoğulcu Tanrı anlayışı hakkında fikir beyan etmelerine rağmen o tek olarak vardır ya da kalanların üzerinde daha büyük olan tek Tanrı vardır olarak manalandırılabilir. “Bu Tanrı, bütünüyle zihnin düşüncesi aracılığıyla her şeyi görür, işitir, tasavvur eder ve sarsar”. “O, hareket etmeksizin aynı yerde sabittir”. Eğer Tanrı bir yerde sabit ise bu onun cismani olduğu manasına gelmez mi? Bu belli değildir ancak Aristoteles, Ksenophanes’in Tanrı’yı küre biçiminde düşündüğünü, muhtemelen önceki parçalarda bahis konusu olan tekdüze (aynilik) tasvirine dayandığını öne sürer (Graham 113). Dahası Tanrı’nın bu tasvirinin insan suretinde (anthropomorphizing) olup olmadığını merak edebiliriz. Bir zihne sahip olan Tanrı’yı ya da onun işittiğini, gördüğünü ve düşündüğünü nasıl biliriz? Ksenophanes, bize bu soruların cevaplarını sunmaz. Durum ne olursa olsun, Ksenophanes’in Tanrısı, daha önceki hiçbir ilahiyat anlayışına benzemiyor ve kadim bir eleştirel ve rasyonel teoloji geleneğini harekete geçirmiş görünüyor.

Sonuç olarak, Tanrılar ya da başka bir şey hakkında tam ve basit manada hakikati asla bilemeyiz. Dünyamızda zuhur eden olayları tarif etsek bile bu gibi şeyler üzerine bilgi (knowledge) talebinde bulunamayız; zira “Bilgi (opinion) her şeyi şekillendirir”.[4] Bununla birlikte, görünen odur ki, bu talep arayışı, şeyleri daha iyi anlamamıza engel teşkil etmez. Ksenophanes, eğer bir şüphe yanlısıysa, onun bu şüpheci tavrı esnek ve ucu açıktır. Ksenophanes dogmaları reddederek, Tanrı hakkında akli tecrübelere dayalı tahminlerde bulunmaya heveslidir.        


Dipnotlar

[1] Tüm tarihi tecrübe göstermektedir ki, insanlar tüm yapıp ettiği kötülükleri Tanrılara yüklemeyi ödev bilmiştir. Ksenophenes için Tanrının iyi ya da kötü gibi ahlaki vetirelerle değerlendirilmesine imkân yoktur. Zira o her şeyin üzerinde haliyle mükemmel varlık olarak insani değer alanındaki ahlakın da üzerindedir. (çn)

[2] Hakikaten de bu söz insana özgü/insan tasvirine (anthropomorphic) dayalı Homeros ve Hesiodos yanlısı geleneğe dayalı görüşe yapılmış en çarpıcı karşı çıkıştır. Sözün tamamı şöyledir: “Evet, eğer öküzlerin, atların ve aslanların elleri olsaydı ve onlar elleriyle insanlar gibi resim yapmasını ve sanat eserleri meydana getirmesini bilselerdi, atlar tanrıların biçimlerini atlarınkine, öküzler öküzlerinkine benzer çizerlerdi ve onların her birine de kendi türlerine uygun bedenler verdirirlerdi” … “Habeşler: tanrılarının kara ve basık burunlu, Trakyalılar ise mavi gözlü ve kızıl saçlı olduklarını söylerler (Arslan, a.g.e., 168.) (çn)

[3] Ksenophanes’in Tanrı hakkındaki düşüncelerini bir bütün olarak sıralayalım: “Tanrılar ve insanlar arasında en büyük olan, ne biçim, ne düşünce bakımından insanlara benzer olmayan tek bir Tanrı” … “O, tümüyle göz, tümüyle düşünce, tümüyle kulaktır” … ” Hiçbir zorluk çekmeksizin her şeyi zihninin gücüyle yönetir” … “En ufak bir hareket yapmaksızın her zaman aynı yerde durur ve ona bazen bir tarafa, bazen başka bir tarafa gitmek yakışmaz” (Arslan, a.g.e., s. 170. aktarımdır). (çn)

[4] Burada gerek “knowledge” gerekse “opinion” kelimelerinin çevirisinde “bilgi”yi kullanmış olmamız düşünce bütünlüğünü bozmamak içindir. Zira “knowledge” daha bilişsel daha tecrübî mecraya atıfta bulunurken; “opinion” manevi ve hissi olana gönderme yapar. Bilgi dediğimiz şey özellikle son dönem dışında sıklıkla dertlendiren, acı veren ve manevi manada zuhur eden şeylerin bütünü olarak anlaşılırdı. Bilginin kanaat, deneysel tecrübe ve bilişsel alanda ezici olduğu son döneme ait tarifleri ne olursa olsun sadece bilmeyi istemeye dayanır. (çn)   



http://gorgondergisi.com/sokrates-oncesi-yunan-filozoflari-i-presokratikler-ve-kaynaklar-uzerine/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir