Hermeneutik (Yorum Bilgisi)

Yazar: Martı Esin Şemin

Kavramın Kökeni

Hermeneutik; bir ifade, kavram, sanat eseri veya metnin yorumlanması ve anlamlandırılması sanatı/etkinliğidir. Bu kavram, tanrılar ile ölümlüler arasındaki haberci/elçi Hermes’in[1] adını köken alan hermeneia (ἑρμηνεύειά) “yorum” sözcüğünden gelmektedir. Etimolojisini Hermes’ten alan hermeneutik, Yunanca hermeneia isminden gelen hermeneuein (ἑρμηνεύειν) “yorumlamak” fiilinden türetilmiştir. Zira Hermes’in ilettiği tanrısal buyrukların hiçbiri insanların üzerine düşünmeden anlayabileceği yalın bir anlatıma sahip değildir ve anlaşılması için yorumlanması elzemdir.[2] Tanrılar, Hermes yoluyla insanlara ulaştırdıkları sözleri aracılığı ile insanı ve hayatını, onların göremediği ve anlamlandıramadığı yönlerden izah etmişlerdir.

Hermeneutik kısaca tercüme, haber verme, açıklama, söyleme, ifade etme ve yorumlama anlamlarına gelmektedir.[3] Ancak hermeneutiği tanımlayan bu açıklamalar içinde sözcüğün kökenini en çok karşılayan “ifade etme” eylemi, açıklanmak istenen bir kavram ile ilgili yorumlama etkinliğinin en temel yapı taşıdır. İfade etme Hermes’in “haberi duyurma” işi ile bağlantılıdır. Öyle ki bu haberci tanrı, Olympos’tan aldığı tanrısal iletiyi insanlara anlatırken ifade ve yorum gücünü kullanırdı.[4] Böylece hermeneutik, uzun yıllar boyu tanrıların sözlerini yorumlama faaliyetleri olarak devam etmiş ve Orta Çağ’da kutsal kitaptaki hakikatleri yorumlayan kilise tarafından da yöntem olarak kullanılmıştı.[5] Ancak Hermeneutik etkinliğin Antik Yunan’dan beri gelişimi -dolayısıyla kavramın kullanımı- zaman içinde değişime uğramıştır:

Aristoteles’in ‘Organon’unun peri hermeneias adlı bölümü adlı bölümü, ne var ki hermeneutikle ilgili değildir. Bu bölümde hermeneutik terimi, apofantik yargıların (olumlu ve olumsuz önermeler) mantıksal yapısını ve logos’un doğruluk gözetilmeyen kullanımlarını araştıran bir mantıksal gramer türünü adlandırmak için kullanılır. Platon’a göre sanat olarak hermeneutik düşüncelerin ifade edilmesiyle değil, bir kral buyruğunun, bir tanrısal iradenin açımlamasıyla ilgilenir. Hermeneutik, ‘Yasalar’da, tanrıların iradelerini, hem haber hem de kendilerine itaat edilmesi gereken buyruklar olarak bir çift anlam içinde açıklayan sanat olarak alınır. Geç Grekçede hermeneuia çok açık bir şekilde, ‘bilgece açıklama’ ve hermeneios ‘açıklayan’, ‘çeviren’ olarak geçer.”[6]

Kısaca denebilir ki Antik dönem hermeneutiğin merkezinde alegorik[7] yorumlama yer alır. Bunun amacı ise sözel ve sıradan (lafzi ve literal) anlamlardan üst olan esas anlamı ortaya çıkarmaktır.[8] Platon, hermeneutiği, tanrıların sözlerini açıklamaya yarayan bir sanat olarak görürken, Ortaçağ’a gelindiğinde hermeneutik için “yorumlama sanatı” ifadesi kullanılmıştır.[9]

Hermeneutik Kuramlar

Hermeneutik kavramının kullanımı, Reform hareketinden (1517-1648) itibaren hızlı bir değişim geçirmiştir. Buna göre Reformcular, kilisenin klasik öğretisiyle sert bir tartışmaya girmiş, Hristiyanlığın kutsal metinlerini hermeneutik yöntemlerle açıklamaya çalışmışlardır. Yöntem değişikliği ile birlikte alegorik yorumlama bir kenara bırakılmıştır. Böylece kutsal metinler kişilerin öznel düşünce ve tasvirlerinden uzak, doğrudan metnin konusuna yönelik nesnel bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır. Burada Reformcuların amacı kilise geleneğinin ve kutsal metinlerin yüzyıllardır unutulan esas anlamını ortaya koymak olmuştur.[10]

Felsefi hermeneutik 19. yüzyılda Schleiermacher (1768-1834) ve Dilthey (1833-1911) ile başlamış, 20. yüzyıla gelindiğinde ise Heidegger (1889-1976) ve Gadamer’in (1900-2002) düşünceleri doğrultusunda gelişmiştir. Martin Luther’e (1483-1546) dek -bilhassa Antik Yunan ve Ortaçağ’ın özellikle Patristik felsefe[11] dönemlerinde- hermeneutik, sistematik bir anlayış kazanamamıştır. Luther’in hermeneutiği uzun zamandır süregelen işleyişin değişimi bakımından önemli olsa da birçok açıdan eksiklikler içermiştir. Bu durum Schleiermacher’ın “Anlamanın Genel Sanat Öğretisi” (Allgemeine Kunstlehre des Verstehens) anlayışına kadar devam etmiştir. Schleiermacher aslında bir teologdur ve hermeneutiği tarihsel bir disiplin hâline getiren kişi olmuştur. Schleiermacher’ın hermeneutik ile ilgili yaptığı şey onu “evrensel bir anlama öğretisi” hâline getirmek ve dogmatik yönlerinden ayırıp “dilin” (konuşmanın ve insanlar arasındaki iletişimin) rolünü ön plana çıkarmaktı.[12] Schleiermacher’dan sonra hermeneutiğin sistematik anlamda gelişen tarihsel arka planına baktığımızda bu konunun ilk olarak Dilthey’in 1900 tarihli “Hermeneutiğin Doğuşu” (Die Enstehung der Hermeneutik) makalesinde irdelediğini söyleyebiliriz. Dilthey tüm bu anlayışların üzerine hermeneutiği, tinsel bilimlerin genel metodolojisi olarak kabul etmiş ve alanını geliştirmiştir.[13] Schleiermacher ve Dilthey’in çalışmaları ile birlikte hermeneutik, felsefi bir karaktere bürünerek salt yorumun ve anlamanın ötesine geçmeye başlamıştır.[14] Bir yandan da hermeneutiğin, felsefi antropoloji ve psikoloji ile etkileşimi bu noktada başlar. Ancak diğer disiplinler ile hermeneutik arasındaki ilişki tam anlamıyla Dilthey’in düşünceleri ile gelişmiş; hermeneutik, insan/tin bilimleri içerisinde uygulanmaya başlamıştır.[15] Ancak bu durum da zamanla değişmiştir:

 “Felsefi hermeneutik geçen yüzyılda daha çok, tarih ve kültür bilimlerinin (tin bilimlerinin) temellendirilmesine ve metodolojisine yönelikken, yüzyılımızda bütüncü diyebileceğimiz bir kültür felsefesine dönüşmüştür.”[16]

Dilthey’e göre insanın esas dünyası kültür dünyasıydı. Ona göre insan, doğduğu kültürün içinde kendi tarihsel/kültürel değerlerini benimser ve bu doğrultuda bir anlama edimi gerçekleştirirdi. Çünkü tarih ve kültürü benimsemek bir yandan da onları anlamak demektir. Dilthey’in anlama olarak bahsettiği bu durum aynı zamanda bir “yorumlama”dır. Bu anlamacı tutumdan hareket eden Heidegger ise insanın kültürün içine doğduğunu ya da başka bir tabirle kültürün içine “atıldığını” (dasein) söylemiştir. Kültüre doğmak ise o kültürün simgeler ve anlamlar dünyası içinde kuşatılmak demektir. Tarih boyunca insan, önce “kendini” anlamış, farkında olarak ya da olmayarak bir hermeneutik etkinlik gerçekleştirmiştir:

“[…] Yine böylece o, belli bir tarihsellik/kültürellik formu içinde kendi olanaklarını ve ürünlerini anlayan ve yorumlayan bir konumdadır. Dolayısıyla anlama, insan varoluşunun temel yönelimidir ve ‘insan ancak anlar’ […] Doğa bile bizler için ancak bize ‘dilde açılan bir tarih’ olmaktan ibarettir. Dilin kendisi bir simgeler topluluğu ve düzeni olduğundan, tanıdığımızı sandığımız ve dil aracılığıyla ifade ettiğimiz her şey, simgesel/kültürel/tarihsel olmak zorundadır.”[17]

Buna göre insanlığı çevreleyen dilin yapısı simgesel, dil yoluyla anlamlandırdığımız her şey de simgesel, kültürel veya tarihseldir. İnsan, ilk oluşturduğu kültürlerden itibaren her ne kadar doğanın içinde de olsa kültürün ve dilin ürünüdür. Heidegger bu duruma “Kültür içine hapsedilmişlik” adını vermiştir. Bundan hareketle insan, kültürün dışına çıkabildiği takdirde ekzistens (ex-sistere: dışına çıkmak) olup kendi kültür yorumunu geliştirebilir ancak en nihayetinde insan bu kültür dünyasına aittir. Heidegger’in hermeneutiğine “ekzistensiyalist (varoluşçu) hermeneutik”  adı verilmiştir. Ekzistensiyalist hermeneutik, Gadamer’e göre tarih ve kültür hakkında konuşulabilecek tek yöntemdir. Ona göre hermeneutik “anlamın anlamı üstüne bir felsefi refleksiyon” olmalıdır. Gadamer, geçmiş ile bugünün bütünleşmesi gerektiğini, kültür felsefesinin de ancak bu şekilde imkân bulabileceğini ifade etmiştir.[18]

“Hermeneutik, metinleri anlamak, metinlerle konuşmak, metinleri konuşturmak demektir. Kültüre ve tarihe nüfuz etmek de ancak bu yollar mümkündür. Burada, şu anda içinde bulunduğumuz kültürel/tarihsel durum (situation) arasında elbette farklılıklar olacaktır. Bizim yapabileceğimiz şey, geçmişi şimdiki durumumuzdan hareketle yorumlamak olacaktır.”[19]

Schleiermacher ve Dilthey’in düşüncesindeki hermeneutik, bilmenin alt dalı olarak felsefeden daha çok bir etkinlik görünümündedir. Ancak Heidegger, anlamayı insanın temel varoluşu olarak ele almış ve hermeneutiğin insan varoluşunu irdelediğini söylemiştir. Eş deyişle, Heidegger ile birlikte hermeneutik, felsefenin kendisi olarak düşünülmeye başlanmıştır.[20] Fakat Heidegger’in anlama anlayışından yola çıkan Gadamer, hermeneutiğin metodolojik bir problem olmadığını onun daha çok insan varoluşunda doğal olarak bulunduğunu ifade etmiştir. Felsefi hermeneutik adını verdiği kuramı geliştiren Gadamer, hermeneutiğin sadece dil ya da metinlerin anlamı üzerine değil, aynı zamanda insanın sanat gibi tüm kültürel etkinliklerini kapsadığını belirtmiştir. Öyle ki hermeneutik dil ile gerçekleşir ve insan bilgisinin nesilden nesile aktarımı ancak dil ile mümkündür. Buna göre insanlığın tüm yaratımları/kültürleri içinde muhakkak “anlam” barındırır ve bu anlamları irdelemek için hermeneutik gereklidir.[21]

Kaynakça

Aşkın, Z., Çelik, H. (2015). “Hermeneutiğin Ontolojik Temellendirilişi: Heidegger ve Gadamer”, Beytülhikme An International Journal of Philosophy, 5 (2), s. 1-32.

Cevizci, A. (2010). Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul.

Erhat, A. (1978). Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul.

Erkızan, H. N. (2006). “Aristotelesçi Sosyal Bilim Anlayışı, Pozitivizm ve Hermeneutik Üzerine (II)”, Süleyman Demirel Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi, (2), s. 3-16.

Gadamer, H. G. (1995). Hermeneutik, (Der-çev. Doğan Özlem), “Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar” İçinde, Ark Yayınevi, Ankara.

Özlem, D. (2012). Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi, Notos Kitap, İstanbul.

Topakkaya, A. (2007).  “Felsefi Hermeneutik”, Flsf Sdü Felsefe Bl. Dergisi, (4), s. 75-92.

Dipnotlar

[1] Hermes, Maia’nın (Titan Atlas ve Pleione’nin kızı) Zeus ile olan birleşmesinden doğmuştur. Başta Zeus olmak üzere Olympos tanrılarının habercisidir. Olympos’un en ilginç tanrılarından biri olan Hermes habercilik görevinin dışında hırsızların, tüccarların ve yolcuların koruyucusudur. Erhat, A. (1978). Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, s. 151-152.

[2] Gadamer, H. G. (1995). Hermeneutik, (Der-çev. Doğan Özlem), “Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar” İçinde, Ark Yayınevi, Ankara, s. 11.

[3] Topakkaya, A. (2007). “Felsefi Hermeneutik”, Flsf, Sdü Felsefe Bl. Dergisi, (4), s. 76.

[4] Aşkın, Z., Çelik, H. (2015). “Hermeneutiğin Ontolojik Temellendirilişi: Heidegger ve Gadamer”, Beytülhikme An International Journal of Philosophy, 5 (2), s. 1-32.

[5] Cevizci, A. (2010). Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul, s. 771.

[6] Gadamer, H. G. (1995). Hermeneutik, (Der-çev. Doğan Özlem), “Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar” İçinde, Ark Yayınevi, Ankara, s. 11-12.

[7] Alegori, köken olarak Grekçe allos ve agorein sözcüklerinden türetilen, sembolik bir biçimde anlatmak ve soyut bir konuyu somut olarak ifade etmek anlamlarına gelen sözcüktür. Cevizci, A. (2010). Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul, s. 58.

[8] Gadamer, H. G. (1995). Hermeneutik, (Der-çev. Doğan Özlem), “Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar” İçinde, Ark Yayınevi, Ankara, s. 12.

[9] Topakkaya, A. (2007). “Felsefi Hermeneutik”, Flsf, Sdü Felsefe Bl. Dergisi, (4), s. 77.

[10] Gadamer, H. G. (1995). Hermeneutik, (Der-çev. Doğan Özlem), “Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar” İçinde, Ark Yayınevi, Ankara, s. 13.

[11] Patristik felsefe, Orta Çağ boyunca Hıristiyanlığa karşı gelişen eleştirileri Platon ve Plotinos’un görüşlerinden yola çıkarak cevaplamaya çalışan dönemdir. Bu dönemde Hıristiyanlık öğretisi, felsefi düşünce ile temellendirilmeye çalışılmıştır. Cevizci, A. (2010). Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul, s. 1252.

[12] Gadamer, H. G. (1995). Hermeneutik, (Der-çev. Doğan Özlem), “Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar” İçinde, Ark Yayınevi, Ankara, s. 15.

[13] Topakkaya, A. (2007). “Felsefi Hermeneutik”, Flsf, Sdü Felsefe Bl. Dergisi, (4), s. 77-78.

[14] Erkızan, H. N. (2006). “Aristotelesçi Sosyal Bilim Anlayışı, Pozitivizm ve Hermeneutik Üzerine (II)”, Süleyman Demirel Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi, (2), s. 6.

[15] A.g.e., s. 6.

[16] Özlem, D. (2012). Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi, Notos Kitap, İstanbul, s. 181.

[17] A.g.e, s. 181-182.

[18] A.g.e., s. 182-183.

[19] A.g.e., s. 183.

[20] Cevizci, A. (2010). Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul, s. 772.

[21] Gadamer, H. G. (1995). Hermeneutik, (Der-çev. Doğan Özlem), “Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar” İçinde, Ark Yayınevi, Ankara, s. 25.

Editör: Arman Tekin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir