Gruplararası Temas ve Suriyeli Mülteciler

Gruplararası Temas ve Suriyeli Mülteciler

Bu yazı, 15 Şubat 2019 tarihinde yayımladığımız Gorgon E-Dergisi’nin  6. sayısında yer almaktadır. Dergide yer alan yazıların tamamını görmek için tıklayınız: Tüm Yazılar 

Yazar: Eser Alpkaya

Bu çalışma, Gordon Allport’un gruplararası temas kuramının, Suriye İç Savaşı sonrası meydana gelen Suriyeli Mülteci “Sorunu”na nasıl uygulanacağını ve mültecilerin topluma entegre olmalarına nasıl katkı sunabileceğini tartışacaktır. Çalışmada, gruplararası temas kuramına getirilen farklı yaklaşımlar ele alınacak ve Türkiye’deki Suriyeli Mültecilerin entegrasyonuna katkı sunabilecek 4 farklı alandan alınan örneklerle incelenecektir.

Giriş

İnsan sosyal bir canlı varlık olarak, ilk çağlardan itibaren 15-20 şerli konar göçer gruplar halinde, daha sonra yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte topluluklar aşiretleşip (aynı soydan insan topluluğu) çoğalarak günümüz modern devletlerinin ana unsurunu meydana getiren büyük gruplar yani uluslar halinde bir yaşam biçimi oluşturmuştur. Bu süreç içerisinde aynı grup üyeleri ortak semboller, gelenekler ve iletişim şekilleri geliştirmiş ve yaşadıkları coğrafyaya adapte olup kendine özgün topluluklar meydana getirmiştir. 20. yüzyılda büyük ve küçük grupları meydana getiren özellikleri ve onların davranış biçimlerini analiz eden Psikoloji ve Sosyoloji biliminin sentezi olarak Sosyal Psikoloji disiplini gelişmiş ve özellikle iç grup üyeleri ve farklı gruplararasındaki ilişkiler, olumlu ve olumsuz etkileşim biçimleri analiz edilerek teoriler geliştirilmiştir. Yapılan çalışmalar insanın içgüdüsel bir biçimde kendi üyesi olduğu grubu diğerlerinden üstün tutmaya meyilli olduğunu ve bu durumun doğal bir önyargı, rekabet ve çatışma ortamının oluşmasına neden olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumu tersine çevirmek için farklı grupların birbirleriyle temas halinde olmalarının sağlıklı ilişkiler kurulmasını sağlayacağını öngören Sosyal Temas çalışmaları olarak adlandırılabilecek son 60 yılda önemli bir alanyazın ortaya çıkmıştır.

Bu kapsamda, gruplararası anlaşmazlıkları ve gruplararası önyargıları azaltmak ve dönüştürmek için önerilen gruplararası temas teorisinin Türkiye’ye göç etmiş Suriyeli Mültecilerin toplumla bütünleşmesinde nasıl kullanılabileceği ele alınacaktır.

Öncelikle çalışmada, gruplararası temas teorisinin tam olarak neye karşılık geldiğini, ardından Suriye iç savaşı nedeniyle can güvenliği tehlike altına girip yurtlarından başta Lübnan ve Türkiye gibi komşu ülkelere sığınan insanların, göç ettikleri ülkelerde yaşadıkları entegrasyon sorunları nedeniyle meydana gelen Mülteci sorunu incelenecek ve son olarak entegrasyon için Türkiye özelinde neler yapılabileceği gruplararası temas teorisi kapsamında tartışılacaktır.

Toplumsal Temas

Gruplar doğal bir içgüdü ve genel yapının rekabete yönlendirmesinden dolayı birbirlerine karşı olumsuz önyargı üretmeye meyillidirler. Gruplararası temas teorisi 1954 yılında Allport tarafından ortaya atılmış ve daha sonra Pettigrew (1997;1998)  tarafından güncellenip genişletilmiştir. Bu teoriye göre gruplararası olumlu temasın sağlanmasıyla önyargı azalıp sağlıklı bir etkileşim kurulabilir ancak  bunun için 4 şartın sağlanmasına gerek duyulmaktadır: eşit statü, gruplararası işbirliği, ortak amaç ve sosyal ve kurumsal otorite tarafından destek. Bu teori kapsamında yapılan çalışmalarda gruplararası temas ile çokkültürlüğe destek arasında bir ilişki olduğu görülmüştür. Hollanda’da yapılan çalışmada, azınlık grupları ile temaslar arttıkça azınlık haklarının tanınmasına desteğin de arttığı ortaya çıkarılmıştır. Bu noktada Türkiye’de yapılan az sayıda çalışmalar dikkate alındığında daha çok Türkler ile Kürtler ve Ermeniler arasındaki ilişkiler incelendiği görülmektedir. Bunun yanında Türk ve Rum, Sünni-Alevi, cinsel yönelim grupları, başörtülü kadınlar, göçmenler ve sığınmacılar arasındaki ilişki, gruplararası temas teorisi çerçevesinde incelenmiş ve temasın sağlanmasının olumlu sonuçlar doğurduğu görülmüştür.

Gruplararası temas teorisini destekleyen diğer iki teori ise yayılmacı temas teorisi ve hayali temas teorisi olarak öne çıkmaktadır. Toplumsal temas çalışmaları kapsamında, bu teoriler, tüm grup üyelerinin dış grup üyeleriyle gerçek bir temas kurmalarının şart olmadığını öne sürmektedir. Bu kapsamda yapılan çalışmalarda sadece iç grup ve dış grup arasında bir temasın olduğuna dair bir bilginin olması ya da bunun gözlemlenmesinin dahi, gruplararası tutumları düzenleyebileceği ifade edilmiştir. Sadece dış grup üyesi ile temasının olduğu bilinen birisinin olması veya birisinin gözlemlenmesi dahi diğer grup üyelerinin ön yargısını azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Kendi grubundan birisinin dış gruptan birisiyle arkadaşlık kurduğunu bilmesi, karşı tarafa karşı olumsuz izlenimi azaltmakta ve onlarla dost olunabileceği izlenimi yaratmaktadır. Ayrıca yapılan çalışmalara göre, dış gruptan arkadaşı olan iç grup üyelerinin sayısının artmasıyla birlikte önyargı seviyesindeki oranda aynı şekilde düşmektedir. Belirttiğimiz üzere teorinin ilginç noktası temasın doğrudan gözlemlenmesinin gerekmediği, örneğin bir hikaye ya da filmde bile olumlu temasın canlandırılmasının önyargıyı azaltmaya faydalı olduğu görülmüştür. Bu ve benzeri çalışmalar sonucunda deney grubundaki çocukların, dış gruptan edindikleri arkadaş sayılarının 3 ay sonra arttığı gözlemlenmiş ve sonuç olarak uzun vadede yayılmacı temasın, gerçek bir temasa dönüşmesine kaynak teşkil edebileceği ortaya koyulmuştur.

Bu noktada diğer bir teorisi ise Turner, Crisp ve Lambert’in (2007) çalışmalarıyla ortaya çıkarılan Hayali(Kurgu) Temas Teorisidir. Bu teoride, katılımcıların dış gruptan birisi ya da birileriyle hayali olarak zihinde bir temas durumu canlandırmaları istenmektedir. Bu şekilde zihinde yaratılan olumlu bir etkileşimin gerçeğe dönüşme ihtimalini arttıracağı ve dış gruba yönelik önyargıyı azaltacağı düşünülmektedir.

Suriyeli Mülteci Sorunu

2010 yılı sonunda Tunus’ta başlayan demokrasi, özgürlük, insan hakları ve refah seviyesi yüksek bir toplumda yaşama idealleri etrafında yapılan eylemler 2011 yılında bölgedeki diğer Arap ülkelerine sıçramıştır. Uzun süren şiddetli eylemler Tunus, Mısır, Libya’da liderlerin devrilmesine ve köklü değişikliklere neden olurken Suriye’de durum bir iç savaş sürecine evrilmiş, merkezi hükümet ve farklı gruplararasındaki güç mücadelesi nedeniyle yaklaşık 7 senedir hala silahlar susturulamamıştır. Kanlı çatışmalar 2018 yılına kadar 350 binden fazla insanın ölümüne neden olmuş, en az 6,1 milyon Suriyeli evlerinden olmuş ve yaklaşık 5,6 milyon kişi de ülke dışına kaçmak zorunda kalmıştır.

Türkiye’ye 20 Nisan 2011 tarihinde, ilk ulaşan yaklaşık 400 kişilik grubun ardından, dalgalar halinde yeni göç hareketleri devam etmiş ve Türkiye “açık kapı” politikası benimseyip, sığınan hiçbir sığınmacıyı geri göndermeyerek “geçici koruma statüsü” sağlamıştır. Mülteciler başlangıçta Suriye sınırına yakın Kilis, Hatay, Şanlıurfa, Gaziantep gibi şehirlerde kamplara yerleştirilmiş ancak bu kampların zaman içerisinde kapasitesi yetmediği için %91’i kampların dışına, özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Mersin gibi büyük şehirlere göç ederek zor şartlar altında hayatlarını sürdürme mücadelesi vermektedir. Türkiye’de şu anda resmi rakamlar yaklaşık 3 milyon Suriyeli mültecinin bulunduğunu göstermektedir.

İlk yıllarda mültecilerin geçici olarak Türkiye’de kalacakları düşüncesi toplumda ve yönetim kademesinde hakim olmakla birlikte savaşın uzun sürmesi, bu anlayışın değişmesine neden olmuştur. Mültecilerin Türkiye’de farklı iş dallarında istihdam edilmeye başlanması, birçok büyük şehirde aynı zamanda işveren pozisyonuna ulaşmaları, binlerce Suriyeli ailenin çocuğunu Türkiye’de dünyaya getirmesi ve ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite gibi farklı eğitim kademelerinde Suriyeli öğrencilerin eğitim görmesi artık  birçok Suriyeli Mültecinin gelecekte Türkiye’de yaşamlarını devam ettireceklerini düşündürmektedir.  Bu doğrultuda yapılan araştırmalar Suriyeli mültecilerin önemli bir kısmının imkan tanındığı takdirde Türk vatandaşı olmayı istediklerini ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan büyük dalgalar halinde Türkiye’ye giriş yapan Suriyeli Mülteciler, zaman içerisinde bulundukları bölgelerde yerli halk ile ekonomik, sosyal ve kültürel çatışmaların ana odağı haline gelmişlerdir. Mültecilerin yaşadığı en önemli sorunlardan birisi dil problemi olarak ortaya çıkmaktadır. Bunların yanında, işsizlik ve niteliksiz işlerde çalışma, sosyal dışlanma, barınma, beslenme ve çocukların okula gitmemesi de başlıca sorunlar arasında yer almaktadır.

İlk mültecilerin Türkiye’ye giriş yaptığı dönemlerde savaştan kaçıp ülkemize sığınan insanlara yardım etme güdüsüyle yaklaşılırken kalınan sürenin uzaması, mültecilere tanınan hakların toplumda adaletsizlik hissi yaratması, dilencilik yapan mülteci sayısının fazla olması, istihdam sorunu yarattıkları ve bulundukları bölgelerde güvenlik sorunlarına neden oldukları algısı gibi nedenlerle, yerli halkın mültecilere karşı olumsuz bir yargı içerisine girdiği görülmektedir.

Bu olumsuz yargının ve özelikle Suriyelilerin hırsızlık, fuhuş, gasp, kamu malına zarar verme gibi suçlarla sıklıkla ilişkilendirilmelerine rağmen, yerel halkın suça karışma oranına kıyasla Suriyeli mültecilerin oranlarının çok daha düşük olduğu görülmektedir. Tüm bu yaşanılan süreçler ve grupların birbirine karşı olumsuz algısı, sağlıklı bir ilişki kurulmasını engellenmekte ve Suriyeli mültecilerin kapalı bir grup olarak gettolaşmasına neden olmaktadır.

Gruplararası Temas Teorisi Kapsamında Suriyeli Mültecilerin Entegrasyonu

Toplumsal temas uygulamasının en kolay uygulanacağı yerlerden birisi eğitim kurumlarıdır. Suriyeli Mültecilerin tüm şehirlere dağıldığını düşünürsek, birçok okulda Suriyeli öğrenci gruplarına rastlamamız mümkün. Çocukların ilk sosyalleştikleri mekanlardan birisi olan okullarda henüz oyun yaşındaki çocukların buralarda edindikleri olumlu ve olumsuz tecrübelerin hayatları boyunca onları takip ettiğini unutmamız gerekir.

Bu noktada öncelikli olarak, farklı kimlik ve kültürel arka plana sahip çocukların oyun ve etkinliklerle okullarda kaynaşmaları ve arkadaşlık kurmaları sağlanabilir. Özellikle büyükşehirlerdeki okulların çocuklar için farklı kimlik ve kökenden gelen yaşıtlarıyla tanıştıkları ilk sosyal ortamlardan biri olduğunu belirtmemiz gerekir. Ancak eğer çocuklar kendi haline bırakılırlarsa farklı gruplardan yeni arkadaşlıklar kurmak yerine, aynı gruptan arkadaşlıklar kurmaya meyilli oldukları görülmektedir. Konumuz kapsamında, sınıflarda öğretmenler Mülteci öğrencileri kendi gruplarıyla değil de her birinin bir Türk arkadaşı ile sıra arkadaşlığı yapacak şekilde dağılımını sağlar ise, çapraz arkadaşlıkların oluşmasına katkı sunabilir. Aynı Allport’un teorisinde belirttiği gibi işbirliğini ve ortak amacı gerektiren birçok çalışmanın derslerde yerine getirildiğini düşündüğümüzde, eğitim kurumlarını Gruplararası Temas’ın deneyimlenebileceği ideal bir ortam olarak tanımlayabiliriz.

Buralarda başta devletin, öğretmenlerin ve okul yönetiminin yardımıyla kurulacak sağlıklı arkadaşlık ilişkileri mültecilere karşı önyargının azalmasına yardımcı olabilir ve küçük yaşta ayrımcılık tohumların ekilmesi engellenebilir.  Yine sınıfta ve okul alanında alt üst değil sadece öğrenci statüsünün var olması eşit statü ilkesinin de dikkate alındığını göstermekte bu şekilde sosyal temas çalışmasını yapabilmek için uygun şartların mevcut olduğu görülmektedir.  Bu konuda Amerika’da ve Avrupa’da azınlıkların entegrasyonu ve onlara karşı önyargının azaltılması için okullarda yapılan birçok çalışma mevcuttur.[1]

Suriyeli Mültecilerin entegrasyonuna yönelik yapılabilecek bir diğer Sosyal Temas çalışması, özellikle genç gruplara yönelik (daha çok lise ve üniversite öğrencileri) gezi ve kamp programlarında gerçekleştirilebilir. İlgili Bakanlıklar veya Sivil Toplum Kuruluşları’nın öncülüğünde düzenlenebilecek bu gezilerde karışık gruplar oluşturularak, grupların nitelikli temas kurmaları, birbirlerini tanımaları ve gezi sonrasına aktarılacak dostluk bağlarının kurulması sağlanabilir. Yukarıda da değindiğimiz gibi entegrasyona yönelik en önemli sorun, Mültecilerin Türkçe bilmemeleridir. Her ne kadar belli bir kısmı zaman içerisinde kendilerini ifade edebilecek kadar Türkçe öğrenmiş olsalar da bu sorun hala önemini korumaktadır.  Bu şekilde yaklaşık bir hafta sürecek bir gezi ya da kamp programında Suriyeli Mültecilere Türk akranları tarafından eğlenceli programlarla Türkçe ifade güçlerini geliştirmeleri sağlanabilir ve aynı şekilde Suriyeli gençler tarafından akranlarına başlangıç seviyesinde Arapça bilgisi verilebilir; bunun yanında kendi ülkeleri ve kültürel yaşamları hakkında sunumlar hazırlamaları istenebilir. Bu şekilde sağlanacak karşılık etkileşim, duygusal bir bağ sağlanmasını da mümkün kılacaktır.

Üçüncü örnek olarak özellikle yetişkinlere yönelik çalışma ortamında Suriyeli Mülteciler ve Türkler arasında sağlıklı bir temas ortamının sağlanmasına değinebiliriz. Kalifiye meslek sahibi olan Suriyeli Mültecilerin emek sömürüsüne tabi olmadan kamu ve özel sektördeki ilgili işlere yerleştirilmeleri ve bu ortamlarda mobbinge ve ayrımcılığa maruz kalmadan çalışmalarıuzun vadede topluma artı değer üreterek entegre olmalarını sağlayacaktır. Yine meslek sahibi olmayan Suriyelilerin meslek kurslarına katılmaları desteklenir. Halihazırda bu ve benzeri uygulamaların olduğunu bilmekle beraber, çalışma ortamlarının yine karma olmasına konumuz kapsamında dikkat çekmemiz gerekmektedir.  Ayrıca girişimci olarak işletme açmak isteyen Suriyelilere de devlet tarafından hibe ve kredi imkanı sağlanarak iş kurma süreci desteklenebilir. Ancak eğer idare tarafından bir düzenleme yapılmaz ise doğal olarak Suriyeli girişimci sadece kendi kökeninden kişileri istihdam etmek isteyecektir. Bu noktada yapılacak düzenleme ile buralarda karma şekilde çalışılmasını sağlayacak altyapı hazırlanabilir.

Başta da değindiğimiz gibi Sosyal Temas Çalışmalarının yayılmacı ve hayali temas kuramları şeklinde türevlerinin de açıkladığı gibi temasın illa yüz yüze olmasını şart koşmamakta, farklı gruplarla bir temasın olduğunun bilgisinin mevcut olması ya da bu temasın gözlemlenmesi dahi yeterli olabilmektedir. Bu noktada özellikle Televizyon, Sinema, Radyo ve Gazete gibi kitle iletişim imkanlarının doğru kullanılması Suriyeli mültecilerin ötekileştirilmesini engelleyebilir. Aynı şekilde Suriyeli mültecilerinde kendilerinin yayın organlarında olumlu rol modellerinin bulunduğunu görmesi, toplumda yer edinmelerini kolaylaştıracaktır. Bu kapsamda özellikle son dönemlerin furyası TV dizilerinde ve Film senaryolarında Türk ve Suriyeli dostluğuna yer verilmesi Sosyal Temasın olumlu anlamda kitlelere yayılmasına zemin hazırlayacaktır. Bunun yanında, özellikle görsel ve yazılı basında yapılan yayın dilinin ayrımcılığı ve nefret dilini körükleyecek şekilde olmaması olumlu temas alt yapısının sağlanması kapsamında önem arz etmektedir.

Sonuç

Yaklaşık 7 senedir devam eden Suriye İç Savaşı büyük bir insanlık dramına yol açmış ve ülke nüfusunun yarısına yaklaşık 11 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kalmış ve bunların 5,6 milyondan fazlası başka ülkelere sığınmıştır. Göçlerin büyük dalgalar halinde olması mültecilerin entegrasyon sorununu beraberinde getirmiştir.

Her ne kadar Avrupa ülkelerine kıyasla aynı kültür havzasında yaşadığımız Suriyelilerin, özellikle akraba toplulukları bulunan sınır şehirlerinde topluma entegrasyonu, gelen insan sayısı ile kıyaslandığında şimdiye kadar büyük sorunlara yol açmadığı görülse de kalınan sürenin uzaması ile Mültecilerin önemli bir kısmının Türkiye’de artık kalıcı oldukları düşüncesi hakim olmaya başlamış ve başta barınma, istihdam, dil ve eğitim sorunları gibi farklı konularda entegrasyon sorunları ortaya çıkmıştır. Çalışmamızda Suriyeli Mültecilerin yaşadıkları bölgelerde yerli halk ile sağlıklı iletişim sağlanabilmesi için Gruplararası temas kuramı kapsamında neler yapılabileceği farklı örnekler üzerinden (Kadınlar, dini topluluklar özelinde vb. örneklerin çoğaltılması pek tabii mümkündür) incelenmiştir. Bu noktada değindiğimiz üzere okullarda ve okul dışında yapılan etkinliklerde, iş hayatında ve medya kanalıyla yapılan bilinçli yayınlarla karma gruplar oluşturulması bir devlet politikası olarak desteklenmeli, mültecilerin kendi aralarında kapalı yaşamalarının önüne geçilmesi gerekmektedir.

Bu yazı, 15 Şubat 2019 tarihinde yayımladığımız Gorgon E-Dergisi’nin  6. sayısında yer almaktadır. Dergide yer alan yazıların tamamını görmek için tıklayınız: Tüm Yazılar 


Kaynakça

Çuhadar, E., (2012), “Toplumsal temas: Önyargı ve ayrımcılığı önlemek için bir sosyal değişim aracı olarak kullanılabilir mi?” Kenan Çayır ve Müge Ayan Ceyhan (der.), Ayrımcılık: Çok Boyutlu Yaklaşımlar. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları

Çiğdem, S., Çelebi, E., (2017), “Gruplararası Temas ve Çatışma ille Azınlıklara Yönelik Tutumlar ve Çokkültürlülüğe Destek Arasındaki İlişkiler: Gruplararası Tehdit ve Kaygının Aracı Rolü, Türk Psikoloji Yazıları”, Türk Psikoloji Yazıları

Comez, P., Kaya, E., (2017) “Bir Ötekileştirme Pratiği: Türkiye’de Yaşayan Suriyelilere Yönelik Tutumlar”, Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1.

Graf, S., ve Paolini, S., (2012) “Intergroup contact theory: recent developments and future directions”, Current issues in social psychology, Roughledge

Küçükkömürler, S., ve Sakallı-Uğurlu, N., (2017), “Gruplar arası ilişkileri düzenlemede sosyal temas kuramları: Gruplar arası, yayılmacı ve hayali temas”, Nesne Psikoloji Dergisi

Saab, R., Harb, C., ve Moughalian, C. (2017), “Intergroup contact as a predictor of violent and nonviolent collective action: Evidence from Syrian refugees and Lebanese nationals” Peace and Conflict: Journal of Peace Psychology

Turner, R., (2016) “Confidence in Contact: A New Perspective on Promoting Cross-Group Friendship Among Children and Adolescents”, Social Issues and Policy Review

Yıldırımalp, S., İslamoğlu, E., İyem C., (2017) “Suriyeli Sığınmacıların Topumsal Kabul ve Uyum Sürecine İlişkin Bir Araştırma”, Bilgi Dergisi.

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/391843

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/356594


Dipnotlar

[1] Bu çalışmalar, Avrupa’da da aslında sorunlu olmaya başlamıştır. Öyle ki, revaçta olan sağ ideolojilerin, Avrupa genelinde hâkim olması, bu sorunları milliyetçiliği körüklemesi amacıyla kullanıldığına tanıklık edilmektedir. Valery Engel’ın “Europe Is Caught in a Wheel of Xenophobia” yazısı, Avrupa’daki bu duruma dikkat çekmektedir. Çevirisi, Yabancı Düşmanlığı (Zenofobi) Pençesinde Avrupa, Gorgon Dergisi İnternet Sitesi, çev. Serkan Alpkaya, 28 Kasım 2018. Erişim: http://gorgondergisi.com/yabanci-dusmanligi-zenofobi-pencesinde-avrupa/ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir