Afganistan: Horasan’ın Çalınmış Hikayesi

30 yılı aşkın süren savaş ve yerel kabile geleneklerine karşı yürütülen durmak bilmez mücadele; Afganların modernleşmenin her türüne karşı çıkan aşırılıkçı muhafazakârlar olarak resmedilmesine neden oldu.


Afganistan: Horasan’ın Çalınmış Hikayesi

Afghanistan: The Stolen Tale Of Khorasan

Yazar: Laura Cesaretti

Çevirmen: Cemal Özer

Afganistan’ın Horasan bölgesinin, genellikle savaşla ve sosyal muhafazakârlıkla ilişkilendirilmesine rağmen zengin bir dinî hoşgörü tarihî ve sanat tutkusu vardır.

İster imparatorlukların mezarlıkları ister aslanların toprakları olsun, Afganistan her zaman için korkusuz kırsal bölge savaşçılarının anavatanı olarak anılmıştır. Ancak, dağlık ve amansız bir ülke görünümü, yüzyıllarca ilerici düşünmeyi içeren kurallar ve kurumlarla bezenmiş bu tarihî toprakların güzelliğine adaleti hâlâ getirmedi. 30 yılı aşkın süren savaş ve yerel kabile geleneklerine karşı yürütülen durmak bilmez mücadele; Afganların modernleşmenin her türüne karşı çıkan aşırılıkçı muhafazakârlar olarak resmedilmesine neden oldu.

Beklendiği gibi, bu stereotip İslâm Devleti (IŞİD) tarafından da kullanılmaktadır. Grup ilk olarak 2014 yılında Afgan toprağına ayak basmış ve ertesi yıl sözde Horasan Eyaleti’nin kurulduğunu duyurmuştur. “Horasan halkı genelde İslâm’ı ve savaş hâlini sever” diyen Horasan’ın atanan valisi Şeyh Hafiz Saeed Khan, IS Dabiq Dergisi’ne “ve bu sebepten ötürü bölgenin tevhidi ve cihadı desteklemek için keşfedilmemiş bir güce sahip olduğunu” belirtti.

Horasan teriminin kullanımı sıradan değildir. Tarihsel manada, Kuzey Afganistan ile Özbekistan ve Türkmenistan gibi diğer Orta Asya ülkelerini içeren daha geniş bir alanı ifade etmektedir. Ancak asıl sınırlar, onları Afganistan’ın güney-orta vilayetlerini kapsayacak şekilde genişleten masal ve anlatıların konusu olmuştur.

Özellikle ihtilaflı bir hadis, daha sonra bölgeye birçok İslâmcı grup üzerinde derin bir sembolik anlam kazandırdı. Hadise göre, bölgeden siyah sancak taşıyan bir ordunun yükseleceği ve Müslümanları İslâm düşmanlarına karşı son zafere taşıyacağı söyleniyor. Bu durum, özellikle Afganistan’da, Taliban ya da IŞİD gibi diğer grupların peygamber ordusu olabileceği inancının yayılmasıyla alakalı spekülasyonları teşvik etti.

Dini Kesişme Noktaları

Bugün IŞİD de dahil olmak üzere pek çoğu, Afgan İslâmi geleneğinin bu apokaliptik görüşle ne kadar alakasız olduğu konusunu görmezden gelmektedir. Tarih boyunca Afgan milliyetçi hareketleri, yüzyıllarca Afganistan’ı en ruhani ve hoşgörülü dinsel kesişme noktalarından biri haline getiren, Hinduizm ve Zerdüştlük unsurlarını barındırma endişesinde olmayan bir İslam’dan ilham almıştır. Günümüzde dahi, eski Kabil şehrinde, Celalabad, Kabil, Peşaver ve Horasan’ı da içine alan Hindistan ve Afganistan’daki insanların, mucizeleri ile tanınmış, Müslümanlar için bir sufi, Hindular ve Sihler için ise bir guru olan Baba Ratan’a tapındığı eski bir tapınak bulabilirsiniz.

Onun öğretilerinin ve şiirlerinin etkisi, günümüz Afganistan’ında ve diğer sufi düşünürlerin manevi ayak izleriyle hâlâ hayattadır. Din ve topluma tam anlamıyla bağlı olan popüler şiir, insan hakları ve ulusal gurur ifadelerini kullanır; ve Sufi alimlerinin Afgan toplumunun gerçek mimarları olduğuna inanılır.

Bu sofu yaklaşım, entelektüel Afgan sınıfına indirgenmez. Afgan politikacılar konuşmalarında mısraları ezbere okurlar ve çiftçiler kuşlarını hayatlarında metafor olarak kullanırlar, belki de 11. yüzyılın büyük sufisi İmam Gazali’nin hastalığının son zamanlarında yazdığı “Ben bir serçeyim: Bu beden benim kafesim / Ben uçtum o kafesten, rehin kaldı bedenim” dizelerine bir hatırlatmadır. Muhafazakâr din adamları bile çoğu zaman Cuma hutbelerinde şiir okurlar ve en sert kumandanlar kalaşnikoftan ziyade çiçeklerle çekilmiş fotoğraflara sahip olmayı tercih ederler.

“Dünyada pek çok Müslüman, Sufizm’in yoluna katılmıyor ve bu Afgan halkı hakkında çok fazla şey söylemektedir. İşler geçtiğimiz yıllar içinde değişti, ama halkımızın çoğu hâlâ çok ılımlı, merhametli ve birbirlerini önemsiyorlar. Sufizm’in büyümesine izin vermesi gereken bir avuç kültürden biriyiz.” diye açıklamada bulunuyor büyük şair Khalilullaj Khalili’nin torunu ve politik lider Masood Khalili’nin oğlu Mahmud Khaber Khalili. Afghanistan Decoded kitabında Mahmud Khalili, ailesinin tarihi hujrasına -1962’de inşa edilen sadece şairler tarafından dekore edilen bir meditasyon odası- bir tam bölüm ayırmaktadır.

Savaş zamanında bile hujra, mücahidler ve Taliban gibiler tarafından en yüksek saygıyla korunmuştur. Şiir, aslında, Afganistan’da her zaman güçlü bir sosyal role sahip olarak görülmüştür ve farklı ekonomik ve sosyal altyapılardan gelen insanlar, şairlere aynı düzeyde saygı göstermektedir. Şiir festivalleri ülkenin birçok şehrinde düzenli olarak yapılmaktadır, hatta uzun zamandır süregelen şiirsel gelenekler, Taliban’ın kontrolü altında olan şehirlerde bile hâlâ yapılmaktadır.

Taliban şiiri, keder ve savaşın yanı sıra aşk ve mistisizme dair 200’den fazla şiiri bir araya getirmektedir. Dini propaganda olarak Taliban’ın yönetiminde yasaklanan müziğin aksine, şiirin politik ideolojiyle pek ilgisi yoktur ve daha çok Afgan kimliğini karakterize eden yerel geleneklerle ilgisi vardır.

Kültürel Özellikler

Afganistan Enformasyon ve Kültür Bakanlığı, Afgan kültürünün yanlış yorumlanmasından ve uluslararası toplumun Afgan hayatının bu temel özelliklerine çok az ilgi göstermesinden defalarca yakındı. Bakanlık sözcüsü Haroon Hakimi “Biz terörizmin kurbanıyız” diyor. “Dünyaya barışı ve sevgiyi yayan birçok âlimin doğum yerinin savaştan etkilenmesi ve esas olarak bu sebepten bilinmesi talihsiz bir durum.”

Sufizm, esasında batı tarafından bir terörle mücadele stratejisi olarak kullanıldı, ancak büyük bir uygarlığın yorumlanması ve anlaşılması için bir kaynak olarak kullanılmadı. Horasan’ın Sufi aydınları ve Rumi gibi şairleri Batı’da popülerdirler, ancak dini inançları ve manevi yorumlarıyla iyi bilinmezler.

Gerçekten de, Horasan bölgesi aynı zamanda Taliban gibi grupların yer aldığı Deobandi okulu gibi İslâm’ın katı yorumlamalarına da ev sahipliği yapmaktadır. Bu yorumlama, IŞİD’e ilham veren Vehhabîlik öğretilerinden pek de farklı değildir; ancak politik ve sosyal tartışma alanı, bölgenin bu kısmını her zaman karakterize etmiştir.

Sufi bir âlim ve Dari ve Peştu dillerinde birçok kitabın da yazarı olan Baqi Hilaman Ghaznawi, “Taliban, El-Kaide veya IŞİD gibi değildir. 1990’larda geldiklerinde, onlar bizim manevi geleneklerimize saygı duyuyorlardı.” diyor.

Horasan bölgesini savaştan ve muhafazakârlıktan daha fazla karakterize eden işte bu manevi anlatıdır. Afganların şiir ve duygularının estetik tutkusu, her gün olduğu gibi hayatlarının her yönüyle hissedilebilecek bir şeydir. Ancak ne Batı ne de IŞİD onu tanımaya henüz hazır değildir.

Yazının Orijinali: 

https://www.fairobserver.com/region/central_south_asia/afghanistan-khorasan-islam-poetry-culture-news-66382/

Redaksiyon: Arman Tekin

Editör: Serkan Alpkaya

Politika Kategorimizdeki Diğer Yazılar İçin Tıklayınız.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir